SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ

1. Konferans Kararları


Partimiz, “sosyalist demokrasi” kavramını, kendisine parti adı olarak benimsedi. SDP’nin adı, sosyalizm deneyimi karşısında, eleştirel ve öz-eleştirel yaklaşımımızın simgesidir. SDP, sosyalist demokrasiyi, Türkiye’de demokrasi, insan hakları uğrundaki mücadele boyunca halkın demokrasi okulunda eğitilmesine katkıda bulunarak, partide emekçilerin, kadınların, gençlerin, dışlananların etkinliğini sürekli arttırarak, parti içi demokrasiyi aralıksız geliştirerek, farklı görüşlerin yan yana yaşamasının koşullarını olgunlaştırarak, azınlığın çoğunluk olma hakkını koşulsuz savunarak, yalnız parti üyelerinin değil, sosyalist demokrasiyi işçi sınıfının, emekçilerin yaşam tarzı haline getirmek yoluyla sosyalizme doğru hazırlanmaktadır.

Tarihin tekerleği insanlığı kendiliğinden sosyalizme götürmeyecek. Bu yol ayrımında tarihin lokomotifinde dümeni kimin ele alacağı, hegemonyayı kimin elinde tutacağı ve bunlar için toplumsal iradeyi kimin örgütleyeceği insanlığın barbarlığa mı, sosyalizme mi yöneleceğini belirleyecek. Günümüzde öznel etkenin rolü büsbütün artmıştır.


1. KONFERANS KARARLARI


I. Ekİm Devrİmİ’nİn İdeallerİ Bugün Çok Daha CanlI ve Esİn Verİcİdİr

II. Emperyalİzm: HalklarIn DüşmanI

III. Amerİkan İşgalİnde Güney Kürdİstan

IV. Fİlİstİn: Can Verdİğİmİz Toprak

V. Kıbrıs: Önce İşgalİn Sona Ermesİ

VI. Azerbaycan: Arka Bahçe?

VII. Halk Karşıtı “Değİşİm”den, Demokratİk, Toplumsal, Devrİmcİ Değİşİme Geçİş ve Kesİntİsİz Devrİm Sürecİ

VIII. Savaş Karşıtı Hareketİ Bİrleştİrmek ve Güçlendİrmek İçİn

IX. Sorunların Sorunu: Kürt Sorunu

X. SDP Kadın Örgütlenme Modelİ

XI. SDP 1. Konferansı

XII. SENDİKAL HAREKETİN BİRLİĞİ VE YENİDEN YAPILANMASI

XIII. Örgütlenme Üzerİne Karar Tasarısı 

XIV. Mİlİtarİzme Hayır!

XV. Sosyalİstlerİn Bİrlİğİ İçİn

XVI. Sosyalİst Demokrasİ Gençlİğİ’nİn Örgütlenmesİ Üzerİne

XVII. Yerel Yönetİmler


 

 


SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ

1. KONFERANS KARARLARI

8-9 KASIM 2003

 

I. Ekİm Devrİmİ’nİn İdeallerİ Bugün Çok Daha CanlI ve Esİn Verİcİdİr

1. 1917 Ekim devrimi, insanlığın önüne yepyeni bir çağ, kapitalizmden sosyalizme ve komünizme geçiş çağını açtı. Emekçiler, ezilen halklar bu devrimle bugün ellerinden teker teker alınan nice kazanımlar elde etti. İnsanlığın sömürge sisteminden ve Nazi barbarlığından kurtulması, bu devrimin başlıca hizmetlerinden birisidir. Ekim devriminin zaferi, Çin, Vietnam ve Küba devrimlerinin yolunu açtı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Ekim devriminin payı yadsınamaz.

2. Bir dizi nesnel ve öznel nedenler yüzünden, sosyalizm deneyiminde önemli bir deformasyon ortaya çıktı. Bunun başında sosyalist demokrasinin gerçekleşememesi, bürokratik yozlaşmanın güçlenmesi gelir.

3. Ekim devriminin zaferinin ilk gününden başlayan kapitalist kuşatma, iç savaş, sonra beklenen Alman devriminin yenilgisiyle değişen dış politik koşulların ardından Alman faşizminin saldırısı ve zaferin ardından ABD ve Britanya emperyalizminin başlattığı “soğuk savaş” iç olumsuz etkenlerle birleşti ve karşı devrimle sonuçlanarak, SSCB’nin dağılması koşullarını yarattı. Sovyet ve öteki Doğu Avrupa halkları, sosyalist demokrasi okulundan geçemeyişin bedelini, yeniden kapitalist sömürü, baskı sistemine direnmeden boyun eğerek ödediler.

4. Partimiz, işte bu saptamadan hareketle, “sosyalist demokrasi” kavramını, kendisine parti adı olarak benimsedi. SDP’nin adı, sosyalizm deneyimi karşısında, eleştirel ve öz-eleştirel yaklaşımımızın simgesidir. SDP, sosyalist demokrasiyi, Türkiye’de demokrasi, insan hakları uğrundaki mücadele boyunca halkın demokrasi okulunda eğitilmesine katkıda bulunarak, partide emekçilerin, kadınların, gençlerin, dışlananların etkinliğini sürekli arttırarak, parti içi demokrasiyi aralıksız geliştirerek, farklı görüşlerin yan yana yaşamasının koşullarını olgunlaştırarak, azınlığın çoğunluk olma hakkını koşulsuz savunarak, yalnız parti üyelerinin değil, sosyalist demokrasiyi işçi sınıfının, emekçilerin yaşam tarzı haline getirmek yoluyla sosyalizme doğru hazırlanmaktadır.

5. Ekim devriminin idealleri bugün her zamankinden daha çok canlıdır, esin vericidir ve insanlığın yazgısı için biricik umut kaynağıdır. İnsanlık, Ekim devrimiyle kurulan SSCB’nin ve öteki Doğu Avrupa ülkelerinin dağılmasından sonra, yitirdiklerinin bilincine kısa zamanda ve çok acı deneylerle varıyor. Dünya çapında yaratılan yaklaşık askeri stratejik dengenin ortadan kalkmasından sonra, dünya çapında rakipsiz askeri güç haline gelen ABD, bir zamanlar kendisine şu ya da bu şekilde direnen bütün devletleri ve halkları silah zoruyla egemenliği altına alıyor. Alternatifsiz bırakılan halklar dünya kapitalizminin yağması altında görülmedik bir sefalete itiliyor. Afrika kıtası açlık ve salgın hastalıklar yüzünden can çekişiyor. Kapitalizmin elinde her şeyden önce teknoloji, tüm üretici güçlerin doğal gelişmesini çarpıtıyor, onun gelişmesi tıpkı büyüyen bir kanser uru gibi ekolojik ölümümüzü yakınlaştırıyor. Kapitalizm insanlığı bir uygarlık krizine sürükledi. Şimdi önümüzde ya barbarlık ya da sosyalizm ikilemi duruyor.

6. Tarihin tekerleği insanlığı kendiliğinden sosyalizme götürmeyecek. Bu yol ayrımında tarihin lokomotifinde dümeni kimin ele alacağı, hegemonyayı kimin elinde tutacağı ve bunlar için toplumsal iradeyi kimin örgütleyeceği insanlığın barbarlığa mı, sosyalizme mi yöneleceğini belirleyecek. Günümüzde öznel etkenin rolü büsbütün artmıştır.

7. Dünya işçi sınıfı ve sosyalist hareketi uğranılan yenilginin sonuçlarını ortadan bütünüyle kaldırmak ve yeniden ileriye doğru büyük bir atılım yapmaktan henüz uzakta bulunuyor. Neo-liberal saldırı sendikal harekette önemli gerilemelere yol açtı, komünist ve devrimci partilerin kitlesel gücünde büyük düşüşler yaşandı. “Elveda proletarya”, “Tarihin Sonu” türünden sözde teorilerin yarattığı bilinç bulanıklığı, post-modern akımların etkisinde ortaya çıkan anti marksist akımlar sınıf mücadelesi saflarında bozucu etkiler yarattı.

8. Uluslararası işçi sınıfı, yeniden sınıf mücadelesini keskinleştiriyor. Geçtiğimiz haftalarda İtalyan ve Yunan işçileri emekçileri emeklilik haklarına yönelik saldırıya karşı genel greve gitti. ABD emperyalizminin işgal ettiği Afganistan ve Irak’ta direniş güçleniyor. Küresel sermayenin sömürüsüne karşı güçlü kapitalist-küresel karşıtı atılım, giderek savaş karşıtı kitlesel bir harekete dönüşerek genişliyor. Erkek egemen topluma karşı kadın mücadelesi ve ekolojik felakete karşı hareketler dünya ölçeğindeki sınıf mücadelesinin tamamlayıcı parçaları olarak rol oynuyor. Bütün bu güçleri tek bir enternasyonal mücadele kanalında birleştirmek günümüzün temel meselesidir. Bugün de böyle bir uluslar arası gücün oluşturulması, uluslar arası sosyalist, komünist hareketin enternasyonalist birliğine bağlıdır.

9. İşçi sınıfının bileşimindeki yenilikleri, çağımızın önümüze sürdüğü yeni sorunları Marks, Engels ve Lenin tarafından kurulup geliştirilen teori dışında çözümleme çabaları başarısızlığa uğramaktadır. Bugün de bütün bu sorunlar, bilimsel tüm kazanımları ve kültürel tüm zenginlikleri benimseyen ve sınıf mücadelesinin dünya ölçeğindeki deneyini genelleştiren ve insanlığın kurtuluş umudunu canlı tutan yaratıcı marksizmin teori ve yöntemleri ışığında çözülebilir.


II. Emperyalİzm: HalklarIn DüşmanI

1. Sosyalist Demokrasi Partisi, ABD’nin Afganistan ve Irak’ı işgalini ve İran, Suriye ve Orta Doğu, Kafkasya ile ilgili planlarını, halkları yoksul, kaynakları zengin coğrafyaları adeta sömürgeleştiren, dünya barışını tehdit eden emperyalist saldırganlık olarak mahkum eder. Sosyalist Demokrasi Partisi, Afganistan ve Irak başta olmak üzere, Amerikan işgal güçlerinin varoldukları her yerden kayıtsız şartsız çekilmesini talep eder.

2. ABD saldırganlığının amacı, söz konusu bölgelerdeki enerji kaynaklarını denetim altına almak ve rakipsiz askeri gücüne ve nükleer silah sistemlerindeki üstünlüğüne dayanarak, dünya kapitalist pazarında kendisine rakip emperyalist merkezler ve bu arada Çin Halk Cumhuriyeti üstünde hegemonya sağlamaktır. Geçmişte devrimci süreçleri ve ulusal kurtuluş savaşlarını bastırmak amacıyla ortaya atılan “ önleyici karşı devrim “ konseptinin yerini alan “ önleyici vuruş doktrini “ işte bu politikanın adıdır. ABD emperyalizmi bu doktrinin saldırgan özünü gizleyebilmek için “ uluslar arası terörizm “ ile, “ nükleer, kimyasal, biyolojik silahların “ yaygınlaşmasıyla, “ insan hakları ihlalleriyle “ mücadele kisvesine bürünüyor. Gerçekte o , en büyük terörist devlettir, en büyük nükleer güçtür ve insan haklarının sahte savunucusu ve düşmanıdır. 11 Eylül İkiz Kuleler ve Pentagon’ a saldırı ABD’ nin yeni saldırgan siyasetinin nedeni değil yalnızca bahanesidir.

3. Bu somut olgular ve onlara temel oluşturan “ kapitalist küreselleşme “ sürecinin bütün özellikleri ve dünya çapında yarattığı bütün sonuçlar, burjuva ve “ sol “ liberal propagandanın aksine, vaktiyle Lenin tarafından formüle edilen “ Emperyalizm “ teorisini bütün temel içeriği bakımından doğrulamıştır. Üretimin olağanüstü yoğunlaşmasının ürünü olan tekelleşme sonucu kapitalist ekonominin belli başlı sektörlerinde üretimin ve ticaretin çok büyük bir kısmı sınırlı sayıda çok uluslu tekelin elinde toplanmıştır. Özellikle 21. Yüzyılın başı bu gelişmenin baş döndürücü hızına tanıklık yapmaktadır. Günümüzde 200 büyük şirket bütün dünya ekonomik faaliyetinin dörtte birinden fazlasını kontrol ediyor. Öte yandan ABD’ nin küresel yeni dünya düzeni ülkeler arasındaki ve her bir ülke içindeki eşitsizliği alabildiğine derinleştirdi. Dünya’ nın en zengin yüzde 20 ile, en yoksul yüzde 20’ si arasındaki oran, 1960’ da bir bölü otuzdu. Bu oran 1999’da bir bölü atmışa ve 2000 yılında ise bir bölü yetmiş beşe yükselmiştir. Kapitalist asalaklık büyüyor. Mali sermayenin gücü olağanüstü arttı. Modern tefecilik bir avuç kapitalist ülke dışında bütün ülkeleri borç batağına batırdı. Ülkelerin dış borçları ödenemez boyutlara geldi. Bu durum dünya finans sistemini de tehdit ediyor. İMF, DB ve DTÖ gibi kuruluşlar emperyalist sömürünün haciz memurlarıdır. Emperyalizm dün olduğu gibi bugün de tekelci kapitalizmdir; günümüzün en önemli olgusu, SSCB’ nin dağılmasından sonra yeni bir emperyalist paylaşım kavgasının hızlanması ve bunun da bölgesel savaşları, eğer emperyalist merkezlerde ve emperyalizmin işbirlikçisi ülkelerde emekçiler ve ezilenler onları durduramazsa kaçınılmaz kılmasıdır.

4. Savaşların doğrudan emperyalist merkezler arasında değil, ABD emperyalizminin savunmasız halkların ülkelerine karşı yöneltilmesi, emperyalist paylaşımın bugünkü özelliğidir. Öteki emperyalist ülkeler bu “ eşitsiz “ paylaşım karşısında kendi aralarında entegrasyon sürecini güçlendirerek, dolaylı yollara başvurarak paylaşımdan pay almaya çalışacaktır. ABD askeri bütçesinin aralarında Rusya ve Çin’in de bulunduğu ilk 20 ülkenin toplam harcamalarından yaklaşık iki kat fazla olduğu gerçeği, geçmişten farklı olarak iki emperyalist kamp arasında stratejik bir askeri dengenin olmadığını ve bu koşullarda ortaya çıkan çelişkilerden, halkların barış için yararlanmasını geçmişe göre zorlaştırdığını gösteriyor. SDP, o nedenle emperyalizmin karşısındaki asıl gücün uluslar arası işçi sınıfı, dünya emekçileri, ezilen halklar, yani kapitalist-küreselleşme ve savaş karşıtı güçler olduğunu vurgular. Bu güçlerin dünya çapında eşgüdümlü dayanışması, emperyalist saldırganlığa karşı en büyük güçtür.

5. Yukarıdaki olgu, aynı zamanda, ABD emperyalizminin saldırganlığını ve bölgesel savaşları önlemekte, örneğin 1. Dünya savaşı sonrasında iki emperyalist kamp arasındakine benzer bir “ emperyalist barış “ alternatifinin bugün için zayıflaması, yani barışı “ehveni şer” bir emperyalizmden beklemenin gerçekçi olmaktan bugün için çıkması, sınıf dışı barış hareketlerinin giderek sınıfsal karakter kazandığını ve anti-emperyalist mücadelenin asıl alternatif haline geldiğini gösteriyor. Bölgesel savaşlardan dünya barışına geçiş mücadelesi, devrimci gelişmelerin ve sosyalizmin yolunu açacaktır. Bundan 90 yıl önce dile getirilen “Emperyalizm, dünya devriminin arifesidir. ” sözleri, bugün, yeni bir düzlemde, giderek daha güncel bir anlam kazanıyor.

6. SDP, hiç kuşkusuz günümüz kapitalizmini, emperyalizmin bugüne özgü yeni özelliklerini, kapitalist küreselleşmenin karmaşık ve çelişkili mekanizmalarını bilimsel yöntemle inceleyecek, bu amaçla teorik, akademik sempozyumlar düzenleyecektir.

7. SDP, emperyalizme ve bugün özellikle ABD emperyalizmine karşı mücadeleyi temel politik görevi olarak görür ve kendisini ABD’ye, destekçilerine, yerel işbirlikçilerine karşı mücadele eden dünya çapındaki güçlerin bir parçası sayar. Bu temelde halen Irak’ta ABD işgaline karşı sürdürülen direnişi desteklediğini, partimizin Birinci Olağan Kongresi dolayısıyla açıkça ilan eder.

8. SDP, anti-emperyalist mücadeleyi 1920’lerden, Mustafa Suphilerden, MDD hareketine, Denizlere, Mahirlere ve nihayet günümüze kadar şanlı devrimci geleneğimiz görür, gerekçesi ne olursa olsun emperyalist güçlerle işbirliğine dayanan hiçbir politik tavra ya da tereddüde ortak olmaz. SDP, solun ve demokratik güçlerin birliğinin sağlanmasının yolunun geniş bir bakışla ve devrimci samimiyetle, Kürdü, Türkü ve her milliyetten Türkiye devrimcileriyle omuz omuza anti emperyalist mücadeleyi yükseltmekten geçtiğine inancını ilan eder.


III. Amerİkan İşgalİnde Güney Kürdİstan

1. SDP, Irak’ta yaşayan Kürt ulusunun kendi kaderini özgürce belirleme ve ayrı devlet kurma hakkını koşulsuz benimsediğini bir kere daha açıklar ve Hükümetin ve militarist çevrelerin bu hakkı sınırlamak ve yok etmek amaçlı politikasını mahkum eder. Türk Silahlı Kuvvetleri Güney Kürdistan’daki tüm güçlerini geri çekmelidir.

2. Federe Kürt Devleti’nin kurulmasını “savaş ilanı” sayacağını açıklayan Türkiye’nin ve Kürt katliamı yapan Irak BAAS rejiminin karşısında, ABD ile işbirliği yapan Kürt liderlikleri, ABD emperyalist işgal güçleriyle de işbirliğine sürüklenmiştir. Türkiye sosyalistlerinin birinci görevi, kardeş Irak Kürt halkını böyle bir durumla yüz yüze getiren Türkiye’deki militarist güçlerin tehditlerini boşa çıkartmak, Türkiye’yi Irak Kürt halkının güvenilir bir dostu düzeyine yükseltmektir. Hiç kuşkusuz, Hükümetin ve militarist çevrelerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki Kürt halkına karşı yürüttüğü inkar ve imha politikası yenilmeden, Irak Kürtleri kendilerini hiçbir zaman güvende hissetmeyeceklerdir.

3. Elbette, SDP, emperyalizmin uluslara özgürlük getirmeyeceğinin bilincindedir. Güney Kürdistan federe devletinin ABD emperyalizminin egemenliğinde olması yalnız tüm Kürt halkı için değil, bölge barışı için de büyük bir tehdittir.

4. SDP, Kuzey Irak’taki liderliğin işbirlikçi siyasetini Türkiye’ de Kürt ulusal topluluğunun belli bir kesimi üstünde olumsuz etkilerine karşı Kürt devrimcilerinin mücadelesini desteklemektedir. Var olan durum sürdükçe, Türkiye, Kürt sorununu imha ve inkar yoluyla çözmekten vazgeçmedikçe, ABD emperyalizmi Kürt sorununu da, Güney Kürdistan’daki oluşumu da Türkiye’deki demokratik gelişmelere ve bölge ülkelerine karşı bir koz olarak kullanmaya devam edecektir.

5. Irak’ın işgali, işgalcilerin iradesi dışında savaş karşıtı güçler için mücadele olanakları da yaratmıştır. Türkiye’ de demokrasiden ve bağımsızlıktan yana dindar kesimden aydınlar ile sosyalistler arasında diyalogun kurulması bunun bir kanıtıdır. Bu, Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana ilk kez olmaktadır.

6. Öte yandan, işgalcilerin iradesi dışında Kuzey Irak’taki oluşumda da, demokratik güçler için bazı mücadele olanakları ortaya çıkmıştır. Bunlara sırt çevrilemez. Kuzey Irak oluşumu Kürt sorunu için elbette ki çözüm değildir. SDP çok zor durumda olan Kürtlerin kaderinin söz konusu olduğunun bilincinde olarak, tarihe ve devrimci kimliğe sadık kalındıkça, bu yoldaki girişimleri anlayışla karşılayacaktır.

7. SDP, Türkiye’nin güneye müdahalesini durdurma mücadelesi temelinde Amerikan ordusunun Güney Kürdistan’daki işgaline son vermek ve böylece Kürt halkını kendi emperyalist çıkarlarına alet etme planlarını boşa çıkarmak için yürütülen mücadeleyi Güney Kürtleriyle ve tüm Kürt ulusuyla dayanışmanın zorunlu koşulu sayar. Eğer Türkiye’deki, İran’daki, Suriye’deki anti-emperyalist güçler kendi ülkelerindeki militarist güçlerin Güney Kürdistan’ı tehdit etmesini imkansız kılabilirlerse, ABD’nin Güney Kürdistan üzerinde “koruyuculuk” maskesi düşecek ve Kürt işbirlikçi çevrelerinin Amerikancı politikalarının temeli kalmayacaktır.

8. Parti’nin görevi bütün parçalardaki Kürt hareketinin birliğini ve bulundukları ülkedeki Türk-Arap-Acem halklarıyla ittifakını, Güney Kürdistan’daki anti-emperyalist Kürt güçlerini, Kürt halkının saflarında ilkel milliyetçiliğe ve onun emperyalizme teslimiyet çizgisine karşı mücadele eden Türkiye’deki Kürt Hareketini desteklemektir.

9. SDP, halkların kardeşliğini gözeten demokratik bir Irak için, Irak halklarının işgale karşı sürdürecekleri her türlü mücadeleyi meşru görür ve onların kendi kaderini özgürce tayin edebilme hakkını destekler.


IV. Fİlİstİn: Can Verdİğİmİz Toprak

1. SDP, Siyonist İsrail’in Filistin halkına karşı, insanlığın gözü önünde yürüttüğü jenoside varan saldırılarını, büyük bir öfkeyle mahkum eder. Siyonistler, Amerikan emperyalizminin koruyucu şemsiyesi altında, işgal ettikleri toprakların gerçek sahiplerini haritadan silmek ve tüm Ortadoğu’nun efendisi olmak için gözü dönmüş militarist bir politikayı, nükleer silah tehdidiyle Arap halklarına dayatmak istiyor.

2. Sharon hükümeti ABD emperyalizminin desteklediği terörist bir hükümettir. Bir zamanlar Nazizmin işlediği suçların bedeli olarak, üstelik SSCB’nin karşı koymasına rağmen parçalanan Almanya’nın başkenti Berlin’deki sınır duvarının yıkılışını alkışlayanlar, şimdi Siyonistlerin Filistin halkını beton duvarlar arasında hapsetmesine destek veriyorlar. SDP Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ı tecrit etme, sürgüne gönderme, hatta ortadan kaldırma planlarını, haydutça planlar olarak mahkum eder. Filistin sorunu, İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesi, Filistin Devleti’nin kurulması ve koşulsuz tanınması yoluyla çözülmeden Orta Doğu’da barış gerçekleşemez. SDP, Filistin topraklarında müslüman, yahudi ve hıristiyan dinlerinin barış içinde yaşamasının önündeki en büyük engelin, İsrail siyonizmi ve ABD emperyalizmi olduğunu ilan eder.

3. SDP, Filistin halkının haklı davasını desteklerken, anti-semitizmin her türüne karşı çıkar. Nazi Toplama Kampları’nda yok edilen milyonlarca Yahudi’nin anıları önünde bir kere daha saygıyla eğilir. Bu trajik tarihi unutmayan İsrail’ li savaş karşıtlarıyla, özellikle kara ve hava kuvvetlerinde “ vicdani ret ”de bulunan asker ve subaylarla dayanışmasını dile getirir.

4. SDP, Filistin halkının yürüttüğü intifadayı selamlıyor. Filistin halkı, geçtiğimiz on yıllar boyunca Türk ve Kürt devrimcileriyle, yüz yüze olduğu zorluklara bakmaksızın güçlü bir dayanışma gösterdi. Partimizin ve öteki devrimci partilerin saflarındaki bir çok yoldaş Filistin’de bu dayanışmadan yararlandı. Ve Türk ve Kürt bir çok devrimci, Filistin’ in özgürlük savaşçılarıyla omuz omuza Siyonizme karşı savaştı ve pek çoğu Filistin topraklarında can verdi. Filistin davası, SDP’ nin ve tüm Türkiye devrimci güçlerinin öz davasıdır.

5. SDP, Türkiye ile İsrail arasındaki, sosyalist sola, Kürt Özgürlük Hareketine ve Arap ve İran halklarına karşı yapılmış bütün gizli anlaşmaların açıklanması ve iptal edilmesi ve Türk-İsrail stratejik ittifakının sona erdirilmesi için mücadele edecektir.


V. Kıbrıs: Önce İşgalİn Sona Ermesİ

1. İki toplumlu, toprağı bütün, egemen Kıbrıs Cumhuriyeti Kıbrıs’ı NATO’nun sabit uçak gemisi haline getirmek isteyen Amerikan ve İngiliz emperyalizminin planları doğrultusunda istikrarsızlaştırıldı, sonuçta Yunan ve Türk militarizmi tarafından, önce faşist Rum darbesi, ardından Türk askeri işgali ile parçalandı. Bu parçalanmada Kıbrıslı Türk ve Rum halklarının suçu yoktur. Rum ve Türk sosyalistleri ve devrimcileri her zaman adadaki iki halkın barış içinde yaşamasını savundular. Her iki taraf bu uğurda çok bedel ödediler. Şimdi ise, Demokrat Parti hükümetlerinden bu yana gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin Kıbrıs politikası iflas etti.

2. SDP, bu tarihsel gerçekliği Kıbrıs sorununun çözümünde temel çıkış noktası saymaktadır. Tarihsel gerçeklik, Kıbrıs sorununa hiçbir yabancı devletin müdahalesiyle çözüm getirilemeyeceğini kesin olarak kanıtlamaktadır. Adanın yazgısını Kıbrıslı Türk ve Rumların özgür iradeleriyle belirlemeleri dışında hiçbir çözüm söz konusu olamaz. SDP, Kıbrıs’ta iki halkın özgür birliğini savunmaktadır.

3. Yakında yapılacak olan Kuzey Kıbrıs seçimlerine Ankara’nın ve adadaki askeri güçlerin hiçbir şekilde müdahale etmemesi, “derin devlet”in güdümündeki Denktaş ve grubunun seçimlerin meşruiyetine gölge düşürmemesi ve sonuçlarına katlanması SDP’nin talebidir. SDP seçimlere militarist müdahaleyi engellemek için demokrasi güçlerini eyleme çağırır.

4. SDP, Türkiye’nin Kıbrıs’taki askeri varlığının sona erdirilmesini talep eder. Türkiye’den gönderilen ve aralarında örgütlü faşist unsurların bulunduğu göçmenlerle, adanın demografik yapısını değiştirme siyaseti son bulmalıdır. Adaya işgücünü satmak için değil, ama Kuzey Kıbrıs’ın demografik yapısını değiştirmek ve adada yarı-militarist odaklar yaratmak amacıyla özel görevli olarak gönderilenlerin Kıbrıs yurttaşlığı geçerli sayılmamalıdır.

5. Hükümetin ve militarist çevrelerin, Kıbrıs’ı Avrupa Birliği’ne üyelik amacıyla pazarlık konusu haline getirmesi kabul edilemez. Ada’daki işgalin kaldırılmasını, Türkiye’nin AB’yle üyelik müzakerelerine başlaması ön koşuluna bağlamak, bu gerçekleşmediği durumda, Kuzey Kıbrıs’ın ilhak edileceği anlamına gelmektedir. SDP toprak ilhakına karşıdır.

6. SDP, Kuzey Kıbrıs’taki Türk halkıyla tam bir dayanışma içindedir. SDP, Kıbrıslı Rumlarla da tam bir dayanışma içindedir.

7. Kıbrıs’ta yaklaşmakta olan seçimler vesilesiyle, Kıbrıs’ta işgale karşı çıkışı, Kıbrıs demokrasi güçleriyle ortak kampanyalar şeklinde somut bir dayanışmaya kavuşturur. Bunu Emek, Barış, Demokrasi Bloğu’nun ve diğer demokrasi güçlerinin gündemine sokmaya çalışır. Kıbrıs’taki tüm yabancı askeri güçlerin çekilmesini savunur.


VI. Azerbaycan: Arka Bahçe?

1. SDP, SSCB’nin dağılmasından bu yana Türkiye’nin Nahçıvan ve Azerbaycan topraklarında, karanlık çevreler eliyle yürüttüğü nüfuz elde etme politikalarını mahkum eder. Askeri darbe tertipçiliğine kadar varan bu politika kardeş Azerbaycan halkıyla Türkiye arasındaki güven ilişkilerini baltalıyor ve emperyalist ülkelerin Azerbaycan petrolüne ve doğal gazına el atmasının koşullarını yaratmaya katkıda bulunuyor. Türkiye’deki egemen güçler, Hitler ordularının Bakü petrollerini ele geçirmek için Stalingrad’a saldırdığı sırada da benzer bir politika izlediler. O zaman da Nazi zaferini bekleyen Türk faşistleri Azerbaycan üzerinde hayallere kapılmışlardı. Şimdi son Azerbaycan seçimleri sırasında da Türk faşistlerinin bu bölgede boy göstermesi rastlantı değildir.

2. SDP Ermenistan ile Azerbaycan arasında süre giden Dağlık Karabağ anlaşmazlığının ve işgal edilen Azerbaycan toprakları ile ilgili sorunların, iki devlet arasında, kimsenin karışması olmaksızın barışçıl görüşmeler yoluyla çözülmesinden yanadır.

3. SDP, Nahçıvan ve Azerbaycan’ı, kendi “arka bahçesi” sayan pan-Türkist ideolojiyle mücadele eder. Savaş karşıtlarını, gelecekte, bu çevrelerin Ermeni-Azeri çatışmasından yararlanarak Azerbaycan topraklarına asker gönderme ve Nahçıvan’la Azerbaycan’ı birbirinden ayıran Ermeni toprağında koridor açma planlarına karşı uyanık olmaya çağırır.


VII. Halk Karşıtı “Değİşİm”den, Demokratİk, Toplumsal, Devrİmcİ Değİşİme Geçİş ve Kesİntİsİz Devrİm Sürecİ

1. SDP’nin politik çizgisi, bugünkü halk karşıtı sözde “değişim” sürecini demokratik, toplumsal değişim sürecine dönüştürmek yoluyla devrime yaklaşmak ve özellikleri o andaki somut koşullar tarafından belirlenmiş bir dizi evreden geçecek olan perspektif bakımından anti-kapitalist kesintisiz devrim sonucunda işçi sınıfının, emekçilerin, Kürt yoksullarının iktidarını kurmak ve sosyalizme yönelmektir.

2. Türkiye, SSCB’nin dağılmasıyla ortaya çıkan yeni dünya durumuna zorunlu olarak ayak uydurmaya çalışıyor. Tekelci sermaye ve bürokratik kast bir dizi “reform”dan oluşan halk karşıtı bir “değişim” yoluyla kendi egemenliğini korumak amacı taşıyor. Bu “değişim”in, kimi demokratik öğeler taşımakla birlikte özü bakımından gerici niteliği her şeyden önce işçi sınıfının ekonomik, sosyal ve örgütsel haklarına karşı saldırıya geçmesi ve Kürt sorununu imha ve inkar yoluyla ortadan kaldırma politikasını sürdürüyor olmasında açığa çıkıyor. Ondandır ki, bu “değişim” ilerici, demokratik hükümetler eliyle değil, dün liberal-milliyetçi sol-faşist koalisyon, bugün de islami liberal hükümet eliyle uygulanıyor. Tüm emperyalist güçler bu yönelimi teşvik ediyor. Militarist çevrelerin bu “değişime ” kendi konumlarını koruma amaçlı kimi itirazları dışında destek vermesi de bu gerçeği doğruluyor.

3. Tekelci sermayenin ve devlet bürokrasisinin oluşturduğu kastın stratejik amacı, emperyalist merkezlerle işbirliği içinde bölgesel güç merkezi olmak, emperyalist hiyerarşide ve uluslar arası kapitalist işbölümünde elverişli bir konum elde etmek, Avrupa Birliği’ne üye olmaktır. Bu stratejinin ekonomik temeli tekelci sermaye egemenliği ve emperyalizme bağımlı ekonomik yapıdır. Egemen güçlerin bu stratejik amacı ya gerçekleşemez, ya da emekçilerin amansız sömürüsünün şiddet yoluyla güvence altına alınmasıyla, Kürt halkına karşı askeri saldırılarla ve bölge halklarına karşı bir dizi bölgesel savaş yoluyla uygulamaya konabilir. Bu somut olasılıklar kavranmadan, Türkiye’nin AB’ ye üye olmasıyla demokrasinin, refahın ve barışın kazanılacağı demagojisine karşı mücadele etmek olanaksızdır.

4. Yukarıdaki saptamalardan hareket eden SDP, bugünkü hükümetin uygulamaya koyduğu “ reformlar ı” desteklemenin, işçi ve emekçi çıkarlarıyla, Kürt halkının özgürlük amaçlarıyla bağdaşmadığını ilan eder. SDP, tekelci sermayenin ve militarist kliğin oluşturduğu oligarşik egemenliği koruma ve güçlendirme amacı taşıyan, halk karşıtı, barış karşıtı “ değişim ” sürecini, halktan yana, barıştan yana, demokratik, toplumsal değişim sürecine dönüştürmek için mücadele eder.

5. Bu amaçla SDP, hükümetin “ esnek üretim ” ve bir dizi emek karşıtı yasa ve uygulamalarıyla işçi sınıfına, kamu emekçilerine karşı giriştiği kapitalist saldırıyı püskürtmek için mücadele edecektir. SDP, hükümetin “ eve dönüş ” adı altında milyonlarca Kürt insanına “ onursuz barış-teslimiyet ” dayatmasını yenilgiye uğratmak için mücadele edecektir. SDP, hükümetin Irak işgaline ortak olma, ABD tekellerinin artıklarından pay kopartma politikasını ve Güney Kürdistan’daki Kürt halkının kendi yazgısını kendisinin belirleme hakkına karşı saldırgan politikasını yenik düşürmek için mücadele edecektir.

6. SDP, ekonomik alandaki kimi sözde iyileşmeleri, krizin yükünün bütünüyle emekçilerin sırtına yüklenmiş olduğunun en büyük kanıtı saymaktadır. Sermayeyi sevindiren bu iyileşmeler, emekçilerin yaşam koşullarındaki kötüleşmeyi durdurmak şöyle dursun, arttırmıştır. SDP, İMF tarafından dayatılan bu emekçi düşmanı politikaya karşı mücadele edecektir. SDP bu mücadelesini kapitalizmin sınırlarını zorlayan ekonomik, toplumsal haklı taleplerle, sermayeye karşı her alanda mücadele ile birleştirecektir.

7. SDP, Kürtlerin kolektif kimliğini inkar etmeye devam edebilmek için bireysel kimlik ve dillerinin tanınması yönünde atılan göstermelik adımların, Kürt sorununu çözmek amacıyla değil, tam tersine, Kürt ulusal hareketini tasfiye etme amacına bağlandığını saptar. Ne var ki, tarihsel bir dönem boyunca bu gibi sınırlı adımlara yanaşmayan devlet iktidar güçlerinin, bugün böyle adımlar atmasını, Kürt özgürlük mücadelesinin haklılığını kanıtladığını ilan eder. SDP, bu haklılıktan hareketle, kolektif kimliğin inkarına izin vermeden, bireysel kimlik ve dil hakları için mücadeleyi Kürtlerin ulusal eşitlik hakkı uğrundaki mücadeleyle birleştirir.

8. SDP, Irak’a asker gönderme konusundaki tereddütlerin, savaş karşıtı güçleri rehavete düşürmesini tehlikeli bir eğilim olarak görür ve Irak’a asker göndermeye karşı mücadeleyi, 28 Eylül tezkeresinin iptali ve tüm komşu devletlerle saldırmazlık anlaşmaları imzalanması uğrundaki taleplerle birleştirir.

9. Örgütlenme, gösteri ve düşünce özgürlüğü ile insan hakları ve işkencenin önlenmesi yönündeki nisbi demokratik adımların pratikte çiğneniyor olması, 12 Eylül artığı devlet aygıtının ve 15 yıl savaşı boyunca yaratılan çetelerin etkinliğini kanıtlamaktadır. SDP, demokratik özgürlükler ve insan hakları mücadelesini, devlet aygıtının savaş suçlularından, çetelerden ayıklanması ve 12 Eylülcü tüm kurum ve hukukun tasfiye edilmesi mücadelesiyle bağlayacaktır.

10. Bu mücadelede elde edilecek her kazanım, gerici “ değişim ” sürecinden, demokratik, toplumsal değişim sürecine geçişi, böylece anti-emperyalist, anti-kapitalist, anti-şövenist güçlerin devrime adım adım yaklaşması anlamına gelecektir. Egemen güçlerin stratejik yönelimini yenilgiye uğratmak, işçi sınıfının stratejik amacına yaklaşmak demektir.

11. SDP’nin bu sınıfsal çizgisinin karşısındaki tehlike, gerçek kutuplaşmayı çarpıtma girişimleridir. Gerçek kutuplaşmanın, “değişim” yanlıları ile “statüko”cular arasında olduğu yolundaki yaygın kanı böyle bir çarpıtma girişimidir. Bu görüş ekonomik, sosyal, politik ve kültürel süreçlerin derin analizine değil, ikincil politik olguların abartılmasına dayanmaktadır. Hiç kuşkusuz şimdiki haliyle varolan “değişim” sürecine direnen statükocu güçlerin varlığı da bir gerçektir. Sermayenin en talancı, en vurguncu, hortumcu kesimleri, mafya ve kirli savaşın yarattığı savaş suçluları, bunlarla içli dışlı olan ya da konumları sarsılan bürokratlar böyle bir direniş içindedirler. SDP, hiç kuşkusuz bunların toplumsal yaşamdan çıkarılması için de mücadele edecektir. Ne var ki, hükümetin “değişim” politikası “statükocu”ları kökten tasfiyeyi amaçlamıyor, onlarla uzlaşarak, onların bu “değişim”e intibak etmelerine fırsat tanıyarak yürütülüyor. SDP hükümetin uzlaşma ve intibak ettirme politikasına karşı da mücadele edecektir.

12. Halk karşıtı, militarist, kapitalist, emperyalizm yanlısı “ değişim ” politikası ile halktan, emekçiden, ezilenlerden yana demokratik, toplumsal değişim politikası arasındaki mücadele, bu karşıtlığın yerine “laik-anti laik” kartışlığı geçirilerek çarpıtılmak isteniyor. Reaksiyoner “değişim”in bütün yönelimlerinde anlaşan çevreler arasındaki “laisizm” kavgası, gerçekte bu gerici “değişim” sürecinin başına geçme kavgasından başka bir şey değildir. Militarist çevrelerin, CHP ve ona yakın unsurların, söz konusu stratejinin hiçbir temel yönelimine itiraz etmemeleri, kavgayı laisizm alanına sıkıştırmaları, bu gerçeği kanıtlıyor. Halk karşıtı, sermaye ve emperyalizm yanlısı “değişim”i islamcı siyasal gücün mü, yoksa laik siyasal gücün mü yöneteceği kavgası, işçi sınıfını, emekçileri, Kürt halkını parçalama, onları asıl mücadelelerinden kopartma ve kendi iktidar hırslarına tabi kılma kavgasıdır. SDP geniş halk kitlelerini gerici “değişim”e karşı devrimci değişim mücadelesinde birleştirmek için çalışacaktır.

13. SDP’nin politik çizgisini bir çok partiden ayıran temel özelliklerden birisi, işte bu sınıfsal yaklaşımıdır. SDP, elbette vurguncu, hortumcu sermayeye ve statükocu laisizm tüccarlarıyla, din tüccarlarına karşı mücadele etmekte, sermaye egemenliğini güçlendirmek için yapılan reformlar arasındaki kimi demokratik içerikli adımları desteklemekte, ama kendisini bu popüler sloganlarla sınırlamamakta, çıkarılan kimi demokratik yönelimli yasaların uygulamada boşa çıkarıldığını unutmamaktadır. Halk karşıtı “değişim”in işçi sınıfına, emekçilere, Kürt özgürlük hareketine ve bölge halklarına düşman özüne karşı mücadele, yalnızca bu mücadele emekçileri iktidara doğru yönlendirir. SDP, emekçilerin yaşam koşullarına, Kürt halkının özgürlük taleplerine ve bölge halklarına yönelik saldırıya karşı mücadeleyi bütünsel bir politik çizgi içinde yürütecek, demokratik, toplumsal değişim sürecini sosyalizm amacının organik bir parçası olarak görecektir.

14. SDP, burada belirtilen çizgiyi, her şeyden önce, işçi sınıfının ve emekçilerin en geniş sendikal birliği temelinde, işçi sınıfı ve emekçi partilerinin birliğini gerçekleştirmek, tüm bu güçlerle Kürt emekçi kitlelerinin ve onların gerçek temsilcisi parti ve örgütlerin ittifakını kurmak yoluyla sınıf mücadelesi pratiğinde gerçekleştirecektir. Parti bu temel ittifak siyasetinin yanı sıra, en geniş savaş karşıtı güçlerin işbirliğine büyük bir önem verecektir. Böyle bir savaş karşıtı hareketin saflarında dindar kitlelerden, şövenizmle bağını kopartmış sosyal demokratlara ve liberallere kadar geniş bir yelpazenin yer alması için çalışacaktır. Bugün SDP’nin politik çizgisinin başlıca özelliğini işte bu ittifak-cephe ve işbirliği politikası belirlemektedir.

15. Emek, Barış, Demokrasi Bloğu’nu Genişletmek ve Güçlendirmek İçin:

* Türkiye işçi sınıfı ile Kürt emekçileri Türkiye’de devrimci sürecin temel itici güçleridir. Bu iki gücün ittifakı gerçekleşmeden, toplumsal devrimci değişim yoluyla farklı evrelerden geçecek olan kesintisiz devrime yaklaşmak ve iktidarın alınmasıyla sosyalizme yönelmek mümkün değildir. O nedenle Türkiye işçi sınıfı ile Kürt emekçi sınıflarının ittifakı stratejik bir ittifaktır.

* Emek, Barış, Demokrasi Bloğu Türkiye işçi sınıfı ile Kürt emekçi sınıflarının stratejik ittifakının, bugün için gerçekleştirilmiş, programı, örgütsel ilkeleri ve örgütsel biçimi henüz istikrar kazanmış olmaktan ve gerekli genişlikten uzak, politik biçimidir. SDP, bu blok içinde Kürt ulusal hareketiyle politik ittifakına büyük bir önem vermektedir.

* SDP, EBD Bloğu’nun programatik ve örgütsel ilkelerinin kitle mücadelesi içinde elde edilen deneyimlere dayanılarak, karşılıklı ikna, eleştiri, özeleştiri yöntemiyle geliştirilebileceğini belirtir.

* EBD Blokunun örgütsel biçimi ise, sınıf mücadelesinin bugünkü koşullarında, kitle mücadelesiyle temsili organlara katılma mücadelesinin birleştirilebildiğini hesaba katarak, siyasal parti biçiminde örgütlenmiş bir cephe partisi olabilir. Ancak, böyle bir ittifak-cephe partisine yönelmenin başlıca koşullarından biri, bu ittifakı sendikalarda, DKÖ’ lerde, gençlik ve kadın hareketlerinde de gerçekleştirmek ve işyerlerinde, yerleşim birimlerinde örgütlemektir.

* SDP, Blok’un güçlendirilmesinde, kendi rolünü, Batı’da örgütlenmiş sosyalist solun en geniş birliğini gerçekleştirerek oynayabilir. Bu aynı zamanda Türkiye işçi sınıfının en geniş kitlelerini Blok hareketine çekebilmek için güçlü bir sol merkez yaratmak anlamına gelir. SDP işçi ve emekçilerin sorunlarının çözümüne yönelik devrimci politikaların savunuculuğunu yapar.

* SDP’nin Blok saflarındaki rolünü güçlendirmek, Blok bileşiminin genişletilmesi ve sol birliğin gerçekleştirilmesi için yürüttüğümüz çalışmaları, SDP’nin güçlendirilmesi görevine sıkı bir şekilde bağlamayı gerektirir. SDP’nin güçlenmesi Blok’un güçlenmesi demektir. Bunun tersi de doğrudur.

* SDP’nin Blok saflarında kendi bağımsız programatik ve örgütsel ilkelerini koruması partinin güçlendirilmesinde büyük önem taşır. Bu demektir ki parti, kendi programını, politik çizgisini ve örgütsel yönelimlerini, hiçbir şekilde Blok’ta yer alan güçlerin tutumlarına göre belirlemeyecek, ama aynı zamanda da müttefiklerinden benzer bir talepte bulunmayacak, onların bağımsız kimliğine saygı gösterecektir.

* Konferans, SDP’nin bugünkü taktik görevlerini stratejik görevlerle bağlamada Blok hareketinin büyük önemini vurgular, PM’nin Blok saflarındaki çalışmalarını daha da güçlendirerek, zayıflıkları gidererek yürütmesini karar altına alır.

* SDP, 28 Mart seçimlerine Blok’u mümkün olduğu ölçüde genişleterek, tek bir parti çatısı altında, ancak kimi yerel ve özgün seçim işbirliğine açık olmak koşuluyla katılmak için dost güçlerle gerekli çalışmaları sürdürecektir.

* SDP, dindar kitleler içinde yürütülen çalışmalarda, şu hususları dikkate alacaktır: SDP din konusunda siyasetini bilimsel sosyalizm ışığında belirler. Bu bakımdan çizgisi, uygulamaları radikal burjuvazininkinden ve devletçi laiklerinkinden farklıdır. SDP, belli bir bilinç düzeyine varmış olan emekçilerin ve parti üyelerinin teorik eğitiminin bir parçası olarak din sorununda diyalektik-materyalist felsefi bilgilendirilmesini sosyalist görev sayar. SDP, sömürü toplumunda sömürü, baskı ve çok yönlü tehditler altında olan belli bir bilinç düzeyindeki emekçinin çareyi toplumun kutsal bildiği değerlere inanmakta bulmasını doğal sayar ve anlayışla karşılar. O bilinç düzeyindeki emekçileri de ilerici hedefler doğrultusunda örgütlendirmeyi sosyalist görev sayar.


VIII. Savaş Karşıtı Hareketİ Bİrleştİrmek ve Güçlendİrmek İçİn:

1. SDP, kendi programının doğal bir sonucu olarak Türkiye’deki ve dünya çapındaki savaş karşıtı hareketin kararlı ve militan bir parçasıdır. SDP, geçmişte “pasifist” akımlar karşısında takınılan tutumlardan farklı olarak her türlü şiddeti reddeden ve savaşların sınıf karakterini hesaba katmayan bu güçleri, savaş-barış sorunuyla ilgili kendi devrimci konumlarını koruyarak, onlar emperyalist savaşlara ve silahlanmaya karşı çıktıkları her durumda destekleyecektir. Özellikle, nükleer, biyolojik ve kimyasal silahların sınıf farkı tanımada tüm insanlığı, onun doğal çevresini yok edecek potansiyele sahip olması, barış uğrundaki mücadelenin alanını ve yaşamsal önemini arttırmıştır.

2. Günümüz dünyasında, savaş karşıtı hareketin tabanındaki genişlemeye paralel olarak onun giderek anti-emperyalist bir yön alması, aynı zamanda sermayenin küresel saldırısına, IMF, DB ve DTÖ gibi kuruluşların egemenliğine karşı militan, anti-kapitalist eğilim kazanması belirgin bir olgudur. Bu olgu, küresel ve savaş karşıtı geniş kitleleri sosyalist amaçla birleştirmenin uluslar arası koşullarını olgunlaştırıyor.

3. SDP, savaş karşıtı hareketlerin saflarında çıkan, bu hareketleri işçi ve emekçi sınıfların politik partilerinin alternatifi haline getirme çabalarını, savaş karşıtı hareketin çıkarlarıyla bağdaşmayan bir tutum sayar. Aynı zamanda, bu hareketleri kendi özgün savaş karşıtı hedeflerinden uzaklaştırma çabalarını da benimsemez. SDP, savaş karşıtı hareketin saflarında onun özgün hedeflerini destekleyecektir. Savaş karşıtı harekete katılan farklı sınıfsal, mesleki örgütlerin, gençliğin ve kadınların, ezilen halkların savaş karşıtı hareketin önüne koyduğu hedefler ve sloganlarla, kendi hedef ve sloganlarını birleştiren bir çizgi izlemesini meşru saymaktadır.

4. SDP, savaş tehdidini en derinden yaşayan bu coğrafyada mümkün olan en geniş savaş karşıtı cephenin oluşturulması için var gücüyle çalışır. Parti, her türlü sekterliğe karşı tutum alacak ve Türkiye’ de bölünmüş durumda olan savaş karşıtı cephenin bir an önce birleştirilmesi için karalı bir tutum alacaktır.

5. SDP, küresel sermayenin saldırısına ve emperyalist savaşa karşı çıkan uluslar arası hareketlerin platformlarında yer alacak ve bu güçlerle dayanışma içinde olacaktır.


IX. Sorunların Sorunu: Kürt Sorunu

1. SDP, her ulusun kendi yazgısını belirleme hakkını, yani devlet kurma ve ayrılma hakkını savunur. Bu hakkın nasıl kullanılacağı (ayrılmaktan mı yoksa birlikten mi yana) ezilen ulusa aittir. Sosyalistler, ulusların birbirlerinden ayrılmasını geçici, tarihsel bir olgu sayarlar. Ayrılma durumunda bile, halkların birliğini nihai hedef olarak kabul ederler. Ama onların bu enternasyonalist tutumu, emperyalizmin “ulus devletleri” ortadan kaldırma politikalarından farklı olarak, emekçilerin egemen olduğu devletlerin gönüllü birliğine dayanır. Halkların sosyalizm öncesinde de aynı devlet çatısı altında, eşit haklılık temelinde, özgürce birlikte yaşamaları, demokratik çözümlerinden biridir.

2. Ulusal Kurtuluş Savaşları, ezilen halklarla ittifak halinde emperyalizme karşı verilir. Zafere ulaştığı zaman da emperyalizmin egemenlik alanı daralır, genişlemez.

3. Bir ulusal hareketin programıyla, sosyalist parti programının bütünüyle çakışması, o hareketin yönetiminde sosyalistler bile olsa beklenemez. Böyle bir farklılık, partinin ezilen ulusal hareketle dayanışmasını ortadan kaldırmaz.

4. Kürt sorunu çözülmedikçe, ne bölge barışı sağlanabilir, ne Türkiye’nin ekonomik, politik, sosyal ve kültürel sorunları çözülebilir. Egemen güçlerin bütün yönelimleri şu ya da bu ölçüde Kürt sorunuyla ilişkili olduğuna göre, bu sınıfların egemenliğine son vermeyi amaç edinen bir partinin tüm politik yönelimlerinin de Kürt sorunuyla ilişkili olması kaçınılmazdır.

5. Kürtlerin ulusal varlığının ve ülkesinin reddedildiği bugünkü tarihsel koşullarda, SDP, Kürt hareketinin aynı devlet çatısı altında gönüllü birlik talebi önündeki engellerin aşılması ve Kürtlerin ayrılma hakkının Türkiye işçi sınıfı, emekçileri ve ezilenleri arasında propagandasının yapılması için gereğini yapar, çok yönlü mücadele eder, Kürt halkının ulusal demokratik taleplerini destekler. SDP, Kürt ulusal hareketinin bu talebinin yaşama geçirilebilmesinde, kendi rolünü egemen güçlerin imha ve inkar politikasını yenik düşürmekte görür.

6. SDP, karşılıklı ateşkes sağlanması, genel politik af çıkarılması, Kürt özgürlük hareketinin diğer bütün politik partiler gibi ülkenin siyasal yaşamında özgürce yer almasının önündeki engellerin temizlenmesi için mücadele edecektir.

7. SDP, “ insan kaçırma “ yöntemini terörist bir yöntem olarak kınar. ABD’nin Latin Amerika kıtasında uyguladığı bu yöntemle, BM Cenevre Konvansiyonu hiçe sayılarak kaçırılan ve İmralı Adası’na kapatılan Abdullah Öcalan’a karşı yürütülen tecrit politikasını protesto eder.


X. SDP Kadın Örgütlenme Modelİ

SDP içinde kadın birimleri, mücadelenin gerekliliğine göre geliştirilmeye ve yeniden tasarlanmaya açık, esnek ve kapsayıcı bir şekilde oluşturulur. Parti kadın birimlerinin çalışmaları, partili tüm kadınların çoğulculuğunu ve farklılığını, yaşama ve çalışma alanlarının zenginliğini yansıtır ve mümkün olduğunca çok kadını karar süreçlerine katmayı hedefler.

Kadın birimleri parti programının “Kadınların Kurtuluşu İçin” dile getirilen ve merkezi kadın meclisinde tespit edilen kadın politikalarının öncelikleri ışığında ve partinin politik hattına uygun olarak çalışmalarını sürdürür.

Kadınların, kadın olmaktan kaynaklanan ortak ezilmişliği, tüm kadınları kadın ezilmişliğine karşı, sadece kadınlardan oluşan bir mücadelenin ve kadın hareketinin doğal bileşeni haline getirir. Partili kadınlar, kadın grupları ve karma örgütlerden kadınlarla, kadınlar olarak eylem birliği, ittifaklar yapar, kadınlar olarak etkinlikler düzenlerler.

Bu birimler parti içinde kadın dayanışmasının oluşturulması, kadınların politikada özne haline gelmesi, pozitif ayrımcılık çerçevesinde kota gibi önlemlerin geliştirilmesine ve partinin tüm politikalarının cinsiyetçilikten arındırılması için çalışır.

Parti, temel faaliyet alanlarından biri olan kadın birimlerine bütçe ayırır.

Parti içindeki kadın birimleri aşağıdan yukarıya örgütlenir. Bu birimler parti içinde hiçbir yönetim organının (ilçe, il, pm) ataması ve görevlendirmesi ile oluşturulamaz ve çalışmaz. Ancak, ilk kadın meclisleri (çağrıcı koordinasyonlar yoksa) ilgili organlardaki yönetici kadınların çağrısıyla toplanır.

1. İlçe Kadın Koordinasyonu

İlçelerde gönüllülük temelinde, parti üyesi tüm kadınlara açık kadın birimleri kurulur. İhtiyaç duyulduğu takdirde, ilçe kadın koordinasyonu en az 3 kişiden oluşmalı, koordinasyon ilçe üyesi kadınlarla ayda bir olağan toplanmalıdır. Bu birimler sürekli yapılardır. Somut işler ve ihtiyaçlar için kadınlar inisiyatif gösterdiği oranda geçici birimler de oluşturulabilir. İlçe yk’una kadın birimi faaliyet bilgisi yk’dan belirlenmiş kadın üye/üyeler tarafından aktarılır. YK üyesi kadınlardan en az bir kadın, kadın birimi üyesi olarak yer almalıdır.

2. İl Kadın Koordinasyonu

İl koordinasyonları, ilçelerdeki tüm bilgi ve deneyimleri aktaracak, farklı eğilimleri taşıyacak gönüllülerden, yaşam ve çalışma alanlarındaki zenginliği yansıtacak bir biçimde oluşur.

İl koordinasyonları ilçeler arasında iletişim ve eşgüdüm sağlar ve yürütmeye ilişkin kararlar alır. İl koordinasyonu basın açıklaması yapma, acil ve somut işleri örgütlemekte inisiyatif kullanır. Koordinasyon en az 5 kişiden oluşmalı, koordinasyon İl Örgütü üyesi kadınlarla en az 3 ayda bir İl kadın forumları toplamalıdır. Yılda en az bir kez İl Kadın Konferansı düzenlenir. Koordinasyon bu toplantılardaki politik öneriler doğrultusunda faaliyet yürütmelidir. İl Kadın koordinasyonları sürekli yapılardır.

İl yk'sına kadın koordinasyonu faaliyet bilgisi yk’dan belirlenmiş kadın üye/üyeler tarafından aktarılır. YK üyesi kadınlardan en az bir kadın, kadın koordinasyonu üyesi olarak yer almalıdır.

3. Merkez Kadın Koordinasyonu

Merkez koordinasyon, kadın politikalarını tartışmak ve oluşturmak üzere ülke düzeyinde İl kadın koordinasyonlarıyla en az 6 ayda bir merkez kadın meclisini toplar. Merkez kadın koordinasyonu, merkez kadın meclisinden gönüllü en az 7 kadından oluşur.

MYK’una kadın koordinasyonu faaliyet bilgisi MYK’dan belirlenmiş kadın üye/üyeler tarafından aktarılır. MYK üyesi kadınlardan en az bir kadın, kadın koordinasyonu üyesi olarak yer almalıdır.

En az iki yılda bir merkez kadın konferansları düzenlenir.

İl kadın koordinasyonu, merkez kadın meclisi ve Merkez kadın koordinasyon toplantıları, İl ve Merkez kadın koordinasyonu ve meclisinde yer almayan, farklı görüşlere sahip veya isteyen kadın üyelerin katılımına açıktır.

İl koordinasyonları ilçelerdeki, Merkez koordinasyon illerdeki, tüm bilgi ve deneyimleri aktaracak, farklı eğilimleri taşıyacak, bölgelerden gelen gönüllü kadınlardan oluşur. İl ve Merkez koordinasyonun tüm üyeleri sorumluluk ve süreklilik taşırlar.

İlçe Kadın Birimi, İlçe kadın koordinasyonu, İl kadın Koordinasyonu ve Merkez kadın Koordinasyonu; kadın konferanslarının, ve kadın meclislerinin ve İl forumlarının ve ilçe kadın birimlerinin almış olduğu kararlar doğrultusunda, her türlü temsil yetkisine sahiptir. Bu birimlerin gönüllülük temelinde görevlendirdiği kadın üyeler de temsil yetkisine sahiptir.

Bir yılı geçmeyecek şekilde İl ve Merkez koordinasyonda rotasyon tavsiye edilir.

Kadın organlarının kararları parti kararı haline gelir.

Kadınların aldıkları kararlar ilgili yönetim organının bilgisine sunulur. Bu kararlar sadece ilgili organlarda parti programı, parti tüzüğü ve parti politikaları açısından tartışılmaya açıktır. Karar organlarında yer alan kadınların, kadın birimlerinde yer almaları ve kadın faaliyetlerine katılmaları teşvik edilir.

4. Savaş ve Militarizme Karşı Kadın Dayanışması

Militarizmin ülke kaynaklarının askeri harcamalara ayrılması sanayinin askerileşmesi, üsler, ordular, silahlar, askerler, şiddet, savaş ve yok etme olduğunu biliyoruz. Savaşlar militarizmin beslendiği ve kendini yeniden üretip, yenileyip geliştirebildiği örgütleyebildiği en büyük kaynaktır. Bu savaşlar toplum içerisindeki militarist yapının gelişmişlik düzeyine göre değişiklikler de gösterebilirler.

Militarizmden beslenen bu savaşlar ister devletler arası, ister bir devletin kendi sınırları içerisindeki farklılıkları ortadan kaldırmada olsun, insanın hayal bile edebileceğinin ötesine geçen bir acı ve yıkım yaratır.

Militarizm kendisini Ordu, MGK, DGM, Emniyet Güçleri, Koruculuk kısaca silahlı tüm yapılarda olduğu gibi, eğitim müfredatı, okullar/kamusal alanda tek tip kıyafetler, okullarda sistemli marşlar, antlar, aileden okula, işyerine uzanan tüm alanlarda ast üst ilişkileri, otorite, itaat, sorgulamaksızın boyun eğme vs. gibi bir çok zeminde çok değişik görüntülerle kendini var eder.

Ve militarizmin araçlarından ordular, silahlı kuvvetler; erkek egemen kültürü barındırmanın dışında, şiddetin profesyonelce uygulandığı, öğretildiği her an kendini yeniden üreten, erkekliğin, tek tipleştirmenin, duyarsızlaştırmanın ve söyleneni sorgulamadan kutsal bir emir olarak uygulamayı öğrenmenin okulları, kaynağıdırlar.

Bizim gibi toplumlarda ordu, çok geniş yaptırım gücüne ve alanına (okul, kamu, ev vs) sahiptir. İçinde aslında sistemin kendisini devam ettirmesinin yeniden ve yeniden üretilmesinin olanaklarını barındırır.

Zorunlu askerlik genç olmaktan kaynaklı sistemin düzeni içselleştirmeyen toplumsal dayatmaları reddeden gençleri deyim yerindeyse “adam” etmek içindir. Buradan sinmeyi, sindirmeyi ezmeyi öğrenen, erkek egemen kültürün, şiddetin, baskının, ast üst ilişkisinin en sistemli haliyle tanışırlar.

Militarist ideoloji kadın bedeni ile vatan toprağı arasında bir özdeşlik kurarken, ulusun erkek oluşu ile vatanın kadın oluşuna namus kavramı da sıkı sıkıya bağlanır. Cinsel namus ile ulusal namus da karşılıklı olarak birbirlerinin oluşturucusu olurlar. Kadın bedenleri de böylelikle savaş ve çatışma alanları haline gelir. Bu özdeşlikle bu yüzden tecavüz belki de dünyanın en eski öç alma yöntemlerinden biridir. Vatanı bir kadın bedeni olarak kuran bu söylemde, erkek orduların kendinin saydığı kadınlarını korurken, düşman ulusu zaptetmede, kirletmede öteki saydığı kadınlara tecavüzü erklik, askerlik görev haline getirir.

Gerek silahlı yapılanmalar içerisinde, gerekse savaş ortamlarında bulunan erkekler bulundukları ortam ve görev alanlarından özel alanlarına döndüklerinde edindikleri şiddeti en yakınlarındaki kadınlara yöneltirler.

Zaten militer bir devlet olan Türk devletinde 12 Eylül darbesi militarizasyon sürecini derinleştirmiş, 28 Şubat ise yeni bir adım olmuştur. Bugün bizler yeni bir dönemeçte yaşıyoruz. Türk devletinin yayılmacı emelleri, ABD işgali ile yeni bir boyut kazanmıştır. TC devleti Irak’a asker göndererek hem emperyalistlerin paylaşım sürecinde kendisine bir pay bulmaya çalışmakta hem de bu vesileyle Kürt hareketini yok etmeyi hedeflemektedir.

Militarizm, şovenizm ve Kemalist ideolojinin etkisiyle, kendine yapılmasını asla kabul etmeyeceği yaptırımları kendi vatan çıkarları için ötekine yapmayı meşru kabul eder.

Devletin, vatanın bölünmez bütünlüğünü anlatan Türk Devleti, Irak devlet sınırları içerisinde işgale ortak olmak için asker çıkartmakta beis görmez.

Bulgaristan’da ismi değiştirilen Türk kadınına sahip çıkan, Bosna’da müslüman kadına uygulanan vahşete karşı çıkanlardan milliyetçi ve Kemalist anlayış sahipleri söz konusu yanı başında yaşayan Kürt kadınlarına olduğunda, Kürt kadınlarının isimlerinin, dillerinin, kültürlerinin yasaklanmasına sessiz kalırken, Kürt kadınlarının üzerinde uygulanan sistematik baskıya, tacize, tecavüze dolaylı ya da dolaysız onay vermiş olur.

Kısaca kadınlar savaş dönemlerinde tecavüz, işkence tarzında bedensel ve psikolojik şiddete maruz kalmakta, göçe ve mülteciliğe zorlanmaktadırlar.

Kadınlar zaten en yoksul kesim olduğu için savaş dönemlerinde yoksulluğun ve açlığın en derin biçimini yaşarlar.

Savaş dönemlerinde milliyetçi ve şövenist bir histeri yaratılmasına bağlı olarak toplumsal şiddet tırmandırılır ve toplumsal hiyerarşik dizilimin en alt basamaklarında yer alan kadına yöneltilir.

Savaş giderleri, işçi sınıfına ve emekçilere fatura edilerek reel ücretler düşerken hali hazırda düşük ücretle çalıştırılan kadınlar bundan en fazla etkilenenler olur. Sağlık, eğitim ve diğer sosyal hizmetlerde kısıtlamalardan kadınlar daha fazla kayba uğrarlar.

Amerika’nın Ortadoğu’da başlattığı

savaştan orta doğu halkları ve en çok da bu coğrafya da yaşayan kadınlar etkilenecektir. Irak’a asker göndererek kirli savaşın, işgalin bir parçası olmaya çalışan Türk devletinin körükleyeceği Kürt coğrafyasında tetiklenecek bir savaş, yeni acılar demektir.

Görevlerimiz:

1. SDP’li kadınlar barış ve silahsızlanmaya yönelik anti militarist kadın dayanışmasını önemserken tüm militer, silahlı kurumların ortadan kaldırılmasına yönelik mücadelenin öznesi olur.

2. SDP’li kadınlar 16 yıl süren savaşın doğrudan muhatabı olan yakınlarını savaşta, faili meçhullerde kaybetmenin yanı sıra köyü yakılan göç etmek zorunda kalan, tacize, tecavüze maruz kalan yok sayılan Kürt kadınlarının sorunlarının hala çözümlenmediğinden hareketle bu durumu temel bir sorun olarak gündemine alır. Bu sorunların çözümü için Kürt ulusal hareketinin taleplerini destekler. Kürt kadınlarla bu bağlamda ortak kadın politikaları ve eylemliliklerin gerçekleşmesi için inisiyatifler geliştirir.

3. Emperyalizm ve savaşın kadınlar için sonuçlarını bilen ve gören SDP’li kadınlar ABD’nin Ortadoğu’daki emperyalist hedeflerine ve Iraktaki işgaline karşı çıkar. Bu işgale karşı Ortadoğu halklarından kadınlarla ortak bir mücadele alanı geliştirmeye çalışır. SDP’li kadınlar amerikan emperyalizmine karşı mücadeleyi Türkiye’nin yayılmacı hedefi, Irak’a asker gönderme kararı ve Türk devletinin Kürt sorununu inkar ve imha politikası bütünlüğü içinde yürütür. SDP’li kadınlar Irak’a asker göndermeye karşı oluşan geniş kadın inisiyatiflerini destekler. Bu inisiyatifler içerisinde yukarda belirtilen perspektifini savunur. Bu bağlamda SDP’li kadınlar Irak’a asker gönderme kararına karşı annelik kimliği ile oluşan inisiyatifleri geçmişteki Cuma, Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri deneyiminden hareketle göz ardı etmez. Bu oluşumlarla annelik kimliğine yüceltmeden ilişkilenmeye çalışır.

4. SDP’li kadınlar öncelikle blok bileşenlerinden kadınlarla politik ortaklık sağlamak için çaba harcar bu doğrultuda girişimler oluşturur.

5. Yerel Yönetimler ve Kadınlar

SDP’nin perspektifi, işçi sınıfı, emekçiler ve tüm ezilenlerin yerel yönetimlerde söz, yetki ve karar sahibi olmasını sağlayacak yerel yönetim anlayışı, özyönetim ve doğrudan demokrasidir. Devletin yerel yönetime ilişkin politikasının esasını yerel olanın en sıkı şekilde merkeze bağlanması oluşturuyor. Merkezin tayin edici gücü ve denetimi valilik ve bakanlıkların yerel uzantıları üzerinden sürdürülüyor. Sosyalist demokrasinin gerçekleşmesinin temeli, yerel iktidarların merkezi iktidarın belirleyiciliğinden kurtulması, merkeze ise toplumsal ihtiyaçlar dışında yerel iktidarlar arasındaki dengesizlikleri gidermede, dengeleyici güç olma işlevi bırakılmasıdır. Yapılması gereken merkez çevre ilişkisinin tersyüz edilmesidir. Kapitalist sistemde vesayet altında çalışan yerel yönetimlerde kamu hizmetleri özelleştirilmekte, rüşvet ve rant sistemi yaygınlaştırılmaktadır.

SDP’nin yerel yönetimler uygulamalarına bakışı, sömürülen ve ezilenlerden yana sınıftan, ulustan, cinsten yana tutum alışı içerir.

Karar alma süreçlerinden dışlanan kadınların sosyalist demokrasiye dayalı yerel yönetimlerde kendi yaşamları üzerinde söz ve karar sahibi olmaları denetleme ve değiştirebilme olanaklarına sahip olmalarını sağlayacaktır. Tarihsel olarak belli bir süreçte ezilmeye başlayan kadınlar, üretim ve yeniden üretim süreçlerinde kadın olmaları nedeniyle bu ezilmişliği siyasal ve toplumsal yaşamdan dışlanarak yaşamaktadırlar.

Kadınların toplumsal ve siyasal yaşama katılma koşulları eve kapatılmışlıklarıyla kapitalist sistemde tamamen yalıtılmıştır. Çekirdek ailede ev işleri, çocuk ve yaşlıların bakımı, kocanın hoş tutulması gibi, yaşamın yeniden üretilmesi rolü kadına, ailenin geçimini sağlamak ise erkeğe aittir. Cinsiyetçi işbölümüyle sistem özel alan-kamu alanı ayrıştırarak şehirlerde de yaşam alanlarını kadınlara, kamu alanlarını da erkeklere ait kıldı.

Kadınlar üretimde çalışsa da özel alan evlerdeki rollerini karşılığı ödenmemiş emek harcayarak karın tokluğuna sürdürürler. Bu durum hem sistem hem de erkeklerin çıkarınadır. Kadın politik yaşama katılsa da geleneksel işbölümünü sürdürmek zorundadır. Günlük çıkarlarından vazgeçmek istemeyen erkekler kadınların siyasete katılımını desteklemezler.

Kadınların kamusal alandan dışlanmışlıkları kentlerin toplumsal, ekonomik ve kültürel işleyişinden, yönetim ve örgütsel mekanizma ve mekanlarından dışlanmanın ayrımcı uygulamaları açıkça görülmektedir. Kent planlamaları cinsiyetçi temelde şekillendiriliyor. Cinsiyetçi işbölümüne uygun, kadınların merkezlerden uzak tutulduğu günümüzde “altın şehir, uydu kent” modelleriyle kadınlara “cennet”lik evler sunuluyor. Çoğunu orta sınıf erkeklerin oluşturduğu planlamacılar, erkeklerin aktif ve katılımcı, kadınların da pasif ve erkeğe bağımlı olduğu kentleri ve çekirdek ailelere göre evleri planlıyorlar. Artık toplu konut alanları bir bölgede, fabrika, işyeri, eğitim, alışveriş kentin bir başka bölgesinde yoğunlaşıyor.

Kadınların da yerel yönetimler açısından büyük şehir, kent yoksulu(varoş), taşra (kentli, köylü), batı ve bölge açısından ya da aynı mahallede aynı sokakta farklıklar ve farklı sorunlar yaşadığı biliniyor.

Çok katlı gecekondularda, sağlıksız yerleşim mekanlarda aletsiz, araçsız, yolsuz elektriksiz, susuz, altyapısız ortamlarda yaşama savaşı veren emekçilerin yerel yönetim uygulamalarını en çok hissedeni kadınlardır.

Kadınların yerellerdeki talepleri, aynı zamanda erkek egemenliğine karşı, kadınların kurtuluşu için verdikleri bütünlüklü mücadelelerinin bir parçasıdır.

Karar

1. Ezilen cins olan kadınlar lehine, kadınların toplumsal ve siyasal yaşamda yer alma koşulları pozitif ayrımcı uygulamalarla gerçekleştirilebilir. Kadınların belediye başkan ve meclisliklerine adaylıkları özendirilmeli ve kotayla (en az % 30) güvenceleri sağlanmalıdır.

2. Yerel yönetimlerde bu koşullarla birlikte kadınların talepleri belediyenin öncelikle çözümlemesi gerek talepleri haline getirilmelidir. (Üretimin ve tüketimin paylaşılacağı bir toplumda kaynakların dağılımı, kara değil insanların ihtiyaçlarına dayanır. Kaynakların rasyonel kullanımında kadınların talepleri yok sayılıyor veya belediye başkanlarının keyfiyetine bırakılıyor. )

3. Kadınların aile içinde harcadığı karşılıksız emeği kocanın denetiminde kapitalizmin ve kocanın hizmetine sunulmaktadır. Cinsiyetçi işbölümüne dayalı çocuk bakımını yerel yönetimler üstlenip, işyerlerine, mahallelere kreş uygulamasına kadın çalışanların sayısına bakılmaksızın uygulamalıdır. Çocuk bakımının toplumsallaşması açısından bunun erkeklere de ait olduğu kavratılmalı, erkeklerin de talebi haline getirilmeli ve kreşlerde erkekler de çalıştırılmalıdır.

4. Kadınların omuzlarındaki özelleşmiş ev işlerinin toplumsallaşması hedefiyle ilk elden yerel yönetimlerce ucuz, ve az emek harcayarak ya da hazır tüketilecek geçim malları ve yerlerinin sunulması, çamaşır ve yemek evleri açılmalıdır.

5. Kadınlar eve kapatılmışlıkları nedeniyle çalışma yaşamından dışlanmışlıklarını aşmak için, yerel yönetimlerce kamuya yönelik (kadın meslekleri görülenler dışında) mesleklerin bilgisiyle eğitilmeli, beceri kursları verilmelidir.

6. Yerelde istihdam politikalarında kadınlara öncelik verilmeli, işe alımda en az % 30 kota uygulanmalıdır. Yine farklı ezilmişlikler ve ayrımcılığa uğrayanlar için bu uygulamalar geçerli olmalıdır.

7. Kadınların ürettiklerini pazarlayacakları kooperatif yada emeklerini değerlendirecekleri birimlerin girişim ve olanakları yerel yönetimlerce sağlanmalı, yönetimlerini kadınlar oluşturmalı ve belediyelerden bağımsız olmalıdır.

8. Kocanın mülkü ve devletin denetiminde olan kadın bedeni üzerindeki zorunlu nüfus planlaması uygulamaları kaldırılmalıdır.

9. Yerellerde kadınlar için sağlık danışma merkezleri kadınların parasız ve rahat ulaşabileceği yerlerde yaygınlaştırılmalıdır. Bu merkezler aynı zamanda kadınlara bedenlerinin üzerinde tek ve son söz hakkının kendilerinin olduğu konusunda bilinçlendirmelidirler.

10. Dayak yiyen, taciz edilen, tecavüze uğrayan, devlet şiddetine maruz kalan kadınlar için kadın dayanışma/danışma merkezleri açılmalıdır. Bu merkezlerin projelerine bütçeden öncelikli pay ayrılmalı ve kadınlar kendilerine yeni yaşam (ev, iş. . ) koşulları yaratılıncaya kadar buralarda kalabilmelidirler. Bu merkezlerin yönetim ve denetimi yerel yönetimlerden bağımsız olmalıdır.

11. Yalnız yaşayan kadınlar ve dayanışma evlerinden çıkan kadınlara, yerel yönetimler toplu konutlarda ucuz barınma ve iş bulmada öncelik sağlamalıdır.

12. Savaş nedeniyle göç etmiş kadınlar için ya da farklı etnik köken yada azınlık kadınlara danışmanlık ve kültürlerini geliştirme merkezlerini yerel yönetimler sağlamalıdır.

13. Hiçbir geliri olmayan kadınlar kent merkezlerine ulaşımında toplu taşımacılıktan bedava yararlanmalıdırlar.

14. Mahalleli ya da çalışan kadınların sokaklarda güvenlikte olmadıkları bir ortamda geceleri sokakların aydınlatılması (insanlar için değil, taşıtlar için uygulanan aydınlatma sistemimiz var) dahil bir dizi önlemin yerel yönetimlerde uygulamaya sokulması zorunludur.

15. Mahallelerde kadınların ihtiyaçlarını dile getirecek, cinsiyetçi olmayan politikaları evlere taşıyacak, mahalleli kadınlar arasında dayanışma ilişkisini geliştirecek mahalle kadın odaları (mahalle kadın meclisi) oluşturulmalıdır.

Kadın odalarının mahalle ihtiyar heyetinde temsilcileri yer almalıdır. Mekan sorunun muhtarlıklar çözmelidir.

Yerel meclislerde yer alacak kadın komiteleri yada ilçe kadın meclisleri bileşimlerinde kadın örgütleri temsilcileri ve yereldeki partili kadın temsilcileri ve kadın odaları komiteleri ve belediye kadın ofisleri) aynı zamanda yerel yönetimlerin program ve bütçesinde kadınlarla ilgili talepleri oluşturacak ve uygulanıp uygulanmadığını denetleyicilik görevi yapacaklardır.

Belediyelerde kadın büroları ya da kadın ofisleri kadınlara genel danışmanlık hizmeti verecekler. Aynı zamanda belediye başkan ve çalışanlarının keyfi uygulamaları ve çalışan kadınların karşılaştıkları tacize ve işten atılmalarına karşı hukuki konularda yol gösterici olacaklardır.

6. Toplumsal Gericiliğe Karşı Mücadele

Toplumda var olan tüm egemenlik ilişkileri bir birinden beslenmektedir. Erkeğin kadın üzerindeki egemenliğini sağlayan en önemli kurumlardan biri devlet iken aile, din, militarizm gelenek, örf, adet ve ahlak da kadının ezen ezilen ilişkisinde ezilen konumda kalmasını sağlayan ilişki ve etkenlerdir.

Kadın tarihte özel mülk edinmecilik ve bunun siyasal planda kurumsallaşması demek olan iktidar mekanizmasının ortaya çıkışıyla birlikte ikincil konuma itilmiş, ve bundan böyle birbirine eklemlenen üretim tarzları ve siyasal fonksiyonlarda hep bu konuda tutula gelmiştir.

Kapitalizmin daha sonra dolayımlandığı milliyetçilik, ırkçılık, muhafazakarlık toplumsal eşitsizliği arttıran bir etki yaptığı gibi siyasal eşitlik haklarının elde edilmesine, edildi ise kullanılmasını engellemektedir.

Soyun üreticisi, kültürün koruyucusu, ulusun simgesi diye konumlanan kadınlar eve aileye ve erkek egemenliğine mahkum ediliyor, özgür bir gelecek için ortaklık yaratmak yerine geçmişin ortaklığını arayan ve geçmişi bugün yaşatarak kendini var etmeye çalışan milliyetçilik ve muhafazakarlık kadınlar içinde geçmişin ezilmişliğini yeniden üretmektedir.

Milliyetçilik tüm toplumu tek tipleştirmektir. Farklı kimlikleri ve kültürleri yok sayar. İnsanlığın evrensel değerlerini görmeden duvarlar örer. Burada kadına biçilen rol çocuk doğurarak ve yetiştirerek ulusun yeniden üretimini sağlamaktır.

Zaten genel olarak aile kurumu sistemin çekirdeğidir. Dolayısıyla sadece milliyetçilik değil sistemle paralel olarak ilerleyen toplumsal gericiliğin bütünü kadınları yaşam alanlarından kopararak evine hapsetmektedir.

Kemalizm de, muhafazakarlar da kadına eşitlik yerine ailevi ve dini görevlerini yerine getirmeleri için eğitim, iş olanakları sınmaktadır. Kadınların cinsel yaşamı hala çok sıkı denetlenmektedir. Eğitim , iş, sağlık ve sosyal güvenlik hakları halen daha aile üzerinden gerçekleşmekte, kadınlar bağımsız varlıklar olarak değil, ana- karı- kız olarak bu haklara sahip olmaktadırlar. Bu çerçeve ne yazık ki halen korunmaktadır.

Kemalizm özellikle kamu sektöründe yarattığı kadın istihdamıyla ayrıcalıklı bir kadın grubu yaratmıştır. Egemen toplumsal kadın rollerinin dışına çıkmama karşılığında, ve hatta bu rolleri temsil etme karşılığında belli toplumsal çıkarlar elde etmişlerdir. Kendini öteki; ezilen geri zavallı kadınlardan kurtulmuş kadın olarak ayırmaktadır. Erkek egemenliğine karşı mücadele etmek yerine kadının yapması gereken işleri öteki kadınlara yükleyerek toplumsal eşitsizliğin ve kapitalist sistemin eşitsizliklerini, liberal bireyciliği kurtuluş olarak sunmakta ve yeniden üretmektedir.

İslamcılık da Kemalizm’le benzer bir biçimde kadınların eğitimine İslam’ın gerektirdiklerini daha iyi yerine getirmeye hizmet ettiği için desteklemekte ve kadınlara İslam’ın çizdiği sınırlarda bir toplumsal rol biçmektedir.

İslam toplumu iki cins ile özel - kamusal alan arasında iletişimi ve etkileşimi mümkün olduğunca engelleyecek kurallar öngörmüştür. Cinsiyete dayalı bir katı ayrım ve hiyerarşi vardır. Kadın İslam’a göre bazen nesnelerle bir tutulur, ondan kocasına itaat etmesi beklenir. Erkek toplumun ve ailenin onur ve namus bekçisi olarak kabul edildiği için cezalandırma hakkı erkeğe verilmiştir. Kurana göre ‘kadının asıl rolü İslam’ın ürettiği gibi annelik ve ev hanımlığıdır. ’ Yani İslamiyet kadını toplumdan soyutlamakta , , ne iş yaşamında , ne özel yaşamda hiçbir hak tanımamaktadır.

Toplumdaki kadınların çok büyük bir bölümünü etkileyen İslamcılık ve Kemalizm her ikisiyle iç içe geçmiş milliyetçilik, ırkçılık, muhafazakarlık kadın kurtuluşunun-özgürlüğünün önünde hem fiili hem de ideolojik olarak engel olmaktadır.

Kadınların kurtuluşunun önünde engel olan ideolojilere ve toplumsal ilişkilere karşı mücadele etmeyi hedefleyen biz SDP’li kadınlar ;

* Siyasal İslam’ın kadınların özgürlüklerini kısıtlayan ve onları kamusal alandan uzaklaştıran tüm uygulamalarına,

Resmi ideolojinin devletçi laiklik çerçevesinde kadınların istediği gibi giyinme özgürlüğünü hiçe sayan politikalarına karşı mücadele etmeyi,

* Diyanet İşleri Başkanlığını kaldırılarak dinin devlet güdümünden çıkarılması, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını,

*” Dil düşüncenin kendisidir. ”Dilde kendini yaşatan ve kendini yeniden üreten ataerkilliğin yansımaları olan atasözleri, deyimleri ve genel olarak cinsiyetçi dili değiştirmeyi,

* Namus için işlenen cinayetlerde cezada indirim öngören gerici, gelenekçi ceza yasası başta olmak üzere tüm yasalarda yer alan anti-demokratik gerici ve cinsiyetçi hükümleri değiştirmeyi,

* Kadınların kendilerini geliştirmesini sağlamak, eğitim ve öğretim olanaklarını kadınlar lehine geliştirmek, ders kitaplarındaki ve medyadaki cinsiyetçi anlayışların çıkartılmasını sağlamayı,

*Berdel, başlık parası , kumalık , bekaret kontrolü, töre cinayetleri gibi kadın bedeni üzerinde toplumun söz hakkını sağlayan, kadınlık onurunu yok eden uygulamalarla kendini gösteren gerici yasa, geleneklere ve ahlak anlayışlarına karşı mücadele etmeyi,

*Kadınların kamusal alandaki kazanımlarının genişletilmesi ve kadınları erkeklerden ayrı mekanlara hapseden uygulamalara karşı mücadeleyi,

*Siyasal İslam, milliyetçilik ve toplumsal gericiliğe karşı mücadelede en geniş kadın cephesini oluşturmayı görev biliyoruz.

7. Kadına Yönelik Şiddet

Kadına yönelik şiddet; özel, toplumsal, kamusal alanda olsun fiziksel, ekonomik, cinsel zarar görmeye ya da acı çekmeye yol açan veya açabilecek olan cinsiyete dayalı şiddet edimlerinden her biridir.

1. Özel Alanda Şiddet

Aile içinde yaşanan şiddet olarak tanımlanır. Erkek egemen sistem kendi devamlılığını sürdürebilmek için aile olgusunu yaratmış, kendi egemenliğini korumak için baskı aygıtlarını oluşturmuştur. Bu baskı aygıtları; evlilik içi tecavüz, dayak, küçük görme, aşağılama, cinsel kimliğini oluşturmasının engellenmesi, çalışmasına izin vermeme, maaşına el konması ve ensesttir.

* Kadına yönelik her türlü şiddet kişiye karşı işlenmiş suç kapsamına alınmalıdır.

* Şiddete uğrayan kadınlar ve çocuklar için yerel yönetimlerce finanse edilen, kadınların denetiminde ve yönetiminde kadın sığınma evleri oluşturulmalıdır.

* Şiddete uğrayan kadınların hukuksal ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinden yararlanabilmelerini sağlayacak mekanizmalar hızla oluşturulmalıdır. 

* Şiddete maruz kalıp kolluk ve yargı makamlarına başvuran kadın ve çocuklara tıpkı CMUK uygulamasında zanlılara olduğu gibi ücretsiz adli yardım olanağı sağlanmalıdır.

* Evlilik içinde kocanın kadını isteği dışında cinsel ilişkiye zorlaması tecavüz kapsamına alınmalı ve ceza yasasında suç kapsamına alınmalıdır.

* Ensest ilişki tecavüz kapsamına alınmalı ve ceza yasasında suç kapsamına alınmalıdır.

* Aile içi şiddet ve ensestin önlenmesi devletin sorumluluğundadır. Bunun için çeşitli eğitim çalışmaları (sağlık kuruluşları, danışma merkezleri, medya yoluyla) yapılmalıdır.

2. Toplumsal Alanda Şiddet

Dinsel, sınıfsal konum ve etnik kimlik dolayısıyla maruz kalınan şiddet biçimlerinin ötesinde sadece kadın olması dolayısıyla yaşadığı şiddet, çeşitli şekillerde hemen hemen her kültürde yazılı, yazısız desteklenmiş, kanıksanmıştır. Şiddet toplumsal alanda namus ve töre cinayetlerini, recm, berdel ve toplumun kadına cinsiyetçi bakış açısını kapsar. Bu durum önce ahlak kuralları, sonra da yasalarla desteklenmiştir.

* Geleneksel kadın anlayışının reddedilerek, kadının sosyalleşmesi ve siyasallaşması yolundaki tüm engeller kaldırılmalıdır.

* Kent planlaması kadınlara yönelik şiddeti önleyici şekilde geliştirilmeli ve düzenlenmelidir. Sokak ve parklar aydınlatılmalı, telefon kulübeleri sıklaştırılmalıdır.

* Bekaret kontrolü tecavüz mağdurları dışındaki durumlarda yasaklanmalıdır.

* Cinsel yönelimleri farklı olanların uğradığı aşağılama ve şiddetle mücadele edilmeli, yaşam koşulları düzeltilmeli, kendi cinsel yönelimlerini yaşayabilme gibi temel haklarının hepsi yasalarla güvence altına alınmalıdır.

* Kadınların yaşadığı şiddetin teşhir edilmesi için kadınlara yönelik kampanyalar, tv programları, eğitim seminerleri düzenlenmelidir.

* Erkeklerin eş, anne, kız kardeş üzerinde namus kaynaklı baskı, fiziksel şiddet ve cinayeti onaylayan, onaylamasa bile bu şiddetinin cezasına indirim uygulayan yasalar iptal edilmelidir.

* Mecburi ya da para karşılığı yapılan evlilikler önlenmelidir.

* Genelevlerde ve benzeri koşullarda çalışan kadınlara yönelik ayrımcı yasalar kaldırılmalıdır.

3. Kamusal Alanda Şiddet

Devlet, dünyanın her yerinde polisiyle, askeriyle ve diğer yetkilileriyle işkence uygular. İşkence politik mücadelede yer alan kadınları yalıtarak cezalandırmak için kullanıldığı gibi adli suç işlediğinden şüphe edilen kadınlara da uygulanmaktadır. Birçok ülkede kadınların ırksal, etnik, dinsel ya da sınıfsal kökenleri onları işkence ve kötü muamelenin hedefi durumuna getirmektedir.

Şiddet anlık bir olgu olmadığı gibi yapısal, köklü nedenleri olan, belirli bir sistematiği olan bir problemdir. Bu mekanizmanın doğal olarak en tepesinde ataerkil devlet politikaları ve ona ait zor aygıtlarının işleyiş biçimleri bulunmaktadır

* Ceza evleri, nezarethaneler ve askeri karakollar işkencenin yasal olarak işlendiği yerlerdir. Buralarda şiddet, taciz, tecavüz görmüş kadınların davaları hemen sonuçlandırılmalıdır.

* Devletler uluslararası ceza mahkemelerinin yargılama yetkisini tanımalı ve savaşlarda işlenen tecavüz, cinsel istismar ve fuhuşa zorlamayı savaş suçu saymalıdır. Savaşta yaşanan kadına yönelik sistemli şiddet savaş suçu kapsamında yer almalı ve bağımsız, uluslar arası mahkemelerde yargılanmalıdır.

* Anayasa, ceza yasası, medeni yasa başta olmak üzere bütün yasal mevzuat demokratik, eşit hale getirilip her türlü ayrımcılıktan arındırılarak yeniden düzenlenmelidir.

* Cinsiyetçi iş bölümünü ortadan kaldırmak için eşit haklı ücret karşılığında toplumsal üretime katılmalıdır. Ev işleri sadece kadınların sorumluluğundan çıkarılmalı ve toplumsallaştırılmalıdır.

* Kadına yönelik şiddet , taciz olaylarında tanıklık ve kanıt aranmamalıdır.

* Eğitim sistemindeki cinsiyetçi bakış ve uygulamalara karşı mücadele edilmelidir.

* Evli olmayan annelerin ve hamile kadınların eğitim öğretim hakları kısıtlanmamalıdır.

* İzinleri alınmadan ya da yeterli bilgi verilmeden kadın ve çocuklar üzerinde yapılan tüm tıbbi deneyler ve ilaçlı denemeler son verilmelidir.

* Gebeliği önlem ya da sona erdirme konularında karar verme hakkı kadınındır. Kadınların çocuk doğurmalarına devlet hiçbir şekilde müdahale edemez aynı şekilde doğurmamalarına da karışamaz.

* Doğum kontrol yöntemleri kadın ve erkek için eşit şekilde geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.

4. Parti İçi Baskı ve Şiddet

Parti içinde yaşanan kadına yönelik her türlü baskı, aşağılama, egemenlik kurma, haklara saldırı karşısında SDP’li kadınlar olarak ortak tavır geliştirme, rekabetten uzak örgütlü bir kadın dayanışması yaratılmalıdır. Kadın sorununun erkeklerin de sorunu olduğundan hareketle partili erkek arkadaşlarla da kadın sorununun içselleştirilmesi için eğitim çalışmaları yapılmalıdır.

* Parti içerisinde kadına yönelik her türlü şiddet teşhir edilmelidir.

* Disiplin kurulunda kadınların bulunması gereklidir. Karar alma sürecinde kesimlikle kadınlar söz sahibi olmalıdır. ( Yerellerde şartlar uygun değilse en yakın ilden veya genel merkezden bir kadın arkadaş çağrılmalıdır. )

* Disiplin kuruluna gelen şikayetler kısa sürede sonuca ulaştırılmalıdır.

* SDP’li kadınların siyaset içerisinde erkekleşmesine karşı kadın bakış açısı ve dayanışması yaratılmalıdır.

5. Kadın Emeği

Küreselleşme kıtalar ve devletler arasındaki sınırları kaldırırken; küresel sefaletten açlıktan salgın hastalıklardan, cehaletten, işsizlikten, sömürüden; hem tek tek ülkelerde , hem de dünya ölçeğinde gelir dağılımındaki adaletsizlikten sorumlu olan kapitalizm her geçen gün biraz daha egemenliğini pekiştiriyor. Küreselleşmeyle yoksulluk her gün biraz daha artıyor ve kadınlar her geçen gün daha çok yoksullaşıyor. Kadınlar gıda üretiminin Afrika %80 ini Asya da %40 ını Latin Amerika’da %40 ını kadınlar sağlamasına karşın erkeklerden %50-70 oranında daha az ücret alıyor ve yeryüzü servetinin %1 inden daha azına sahip ve gelirin ancak yüzde onunu kazanıyorlar.

Kadınlar sermaye tarafında ucuz ve yedek iş gücü olarak görülmekte öyle ki savaş gibi buhran dönemlerinde kadınlar savaş sanayilerinde çalıştırılır kadının emeğinin kullanımında her türlü kolaylaştırıcılık kullanılır, savaş bitiminde ise ev hapishanelerine gönderilirler. Çünkü ev içinde harcanan emek yeniden üretim sürecini oluşturur. Kadınlar ev içindeki işlerin sorumluluğunu üstlenerek üretim için gerekli iş gücünü yeniden üretirler. İş gücünün yeniden üretimi işçinin temiz dinlenmiş motive olmuş bir biçimde iş yerine gelmesinden ibaret değildir, aynı zamanda iş gücü nesli yeniden üretilmekte, sisteme itaatkar bireyler yetiştirilmesi, çocukların büyütülmesi anlamına da gelmektedir.

Gıda ve tarım sektörü ucuz emeğin kullanıldığı sektörlerdir. Bu sektörde yoğunluklu olarak kadınlar tercih edilmektedir. Çalışan kadınların çoğunluğu sosyal haklardan yoksun çalışmakta yasalardan kaynaklı haklarını kullanamamaktadır. Tekstil sektöründe de durum farklı değildir. Bu sektörde taşeronlaşma çok yaygın, kadın işçiler tercih edilmekte ve kayıt dışı çalıştırılmaktadır. Erkeklere oranlandığında Türkiye’de kadınlar erkeklerden %38 daha az ücret almakta ve çalışan kadınların sadece %20 si sigortalı olarak çalışmakta. Kamu sektöründe ise kadınlar hiyerarşinin alt kesimlerinde yoğunlaşıyor, çalışma yaşamındaki yeri cins ayrımına göre şekillenmiş durumdadır. Örneğin hemşirelik, sekreterlik gibi ev işinin devamı niteliğindeki işleri kadınlar yapmaktalar. Kamu sektöründe İşe almada ve terfide öncelik erkeklere tanınmakta, çocuk sahibi olan kadın aynı durumdaki meslektaşlarına göre daha az terfi ve ödül almakta. İş yaşamında kadın taciz ve tecavüz olgusuyla da karşı karşıya kalmakta, hem emeğinin karşılığını almak için mücadele ederken hem de kadın kimliğine, bedenine olan erkek egemen bakış açısıyla mücadele etmek durumunda kalmakta.

Sendikalı olabilmiş yani sendikal alana girebilmiş kadın içinde durum iç açıcı değil. Kadınlar sendikaların karar organlarında ya çok az yada hiç temsil edilmemekte. Kadın kimliğinden kaynaklı sorunlar burada da devam etmekte. Toplu görüşme süreçlerinde en kolay vazgeçilen talepler kadınların talepleri olmaktadır.

Yeni çıkarılan 1475 sayılı yasa ile birlikte hukuki bir nitelik kazanan esnek üretim, performansa dayalı ücretlendirme gibi uygulamalarla kadın emeğinin daha fazla sömürüleceği kuşkusuz ortadadır. Hali hazırda kaydı tutulmayan sektörde sunulan kadın emeği, yasal çerçevesiyle de sömürülmenin içinde yer alacak. Neo-liberal politikaların mal ve hizmet sektörünü piyasaya açmasıyla birlikte 1475 sayılı yeni iş yasası kamu yönetimi temel kanunu ve yerel yönetimler kanunu ile sözleşmeli personel uygulaması gerçekleştirilecek, bunu en belirgin yanı işsizlik performansa dayalı ücretlendirme sistemi, cinsiyetçi iş bölümü nedeniyle kadınları vuracak. Esnekleşme (iş saatlerinin) kadınların aleyhine olacak, part time çalışma ev içi emek sömürüsünü arttıracak.

Kadınlar bir çok sebepten dolayı evde çalışıyorlar kimisi dışarıda iş bulamadığından, kimisi kocası dışarıda çalışmasın izin vermediğinden, çalışırken çocuklarına bakacak kimse olmadığından, kimisi de çalışacağı yerde kreş olmadığından … başka çaresi kalmayan kadınlar, evde iş yapmaya başlıyorlar. Sigortaları yapılmadan, aylık ne ücret alacakları belli olmadan yarın işinin olup olmayacağını bilemeden çalışırken, sadece patronları değil onların simsarlarını da besliyorlar. Çalışma saatleri belli değil; bu nedenle fazla mesai ücreti alamıyorlar, tatilleri ücretleri yok. Kendilerine iş verilmediği zaman kıdem yada ihbar tazminatı hakları da olmuyor. Tabii yaptıkları bu iş nedeniyle hiçbir zaman emeklide olamıyorlar . Evde işçi çalıştıran iş verenler ise sigorta primi yatırmaktan, vergi ödemekten, servis sağlamaktan çalıştığı saatler içinde yemek vermekten, iş yerini elektrik su parasından, kreş zorunluluğunda kurtulmuş oluyor. Ülkemizde ve dünyada kadınların bu şekilde çalışmaları teşvik ediliyor. Bu şekilde üretim içine sokulan kadın, aslında yine dört duvar arasında kurtulamadığı gibi işçilik haklarından da yararlandırılmıyor.

Biz SDP’li Kadınlar Diyor Ki;

1. Tüm kadınlar için çalışma hakkı olmalı. Kadınların çalışma hayatına katılımını engelleyen tüm yasal ve toplumsal ayrımcılık ve baskılara; gebelik doğum emzirme hastalık gerekçeleriyle işten atılmalara ve iş yerinde cinsel taciz, tecavüz ve her türlü şiddete karşı mücadele edilmelidir. İş güvencesinin ve çalışma yaşamındaki hakların kadınların özgün durumlarını gözeten ve cinsiyetçi iş bölümü değiştirmeyi hedefleyen b