SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ
PARTİ PROGRAMI
SAVAŞSIZ, SÖMÜRÜSÜZ VE SINIFSIZ BİR DÜNYA İÇİN MÜCADELEYE!
Emperyalist güçler arasındaki rekabet giderek sertleşiyor,
çıkar çatışmaları keskinleşiyor. Bunlar arasındaki çatlaklar
derinleştikçe; kaynakları yağmalamak, pazarları ele geçirmek ve halkları
tahakküm altına almak amacıyla yürütülen emperyalist politikalar daha da
gericileşiyor. Emperyalist politikanın silahlarla sürdürülen biçimi olarak
savaşlar gündemden çıkmıyor.
SSCB'nin dağılması, güçler dengesini köklü bir biçimde değiştirdi. En
basit haliyle, batı emperyalizminin karşısında, askeri ve siyasi bir güç
olarak onu dengeleyen bir «doğu bloku» şimdi artık yok. Bu,
emperyalistleri daha pervasız hareket etmeye teşvik ediyor.
"Yeni dünya düzeni"nin neo-liberal ideologları, Sovyetler Birliği
deneyiminin tıkanarak başarısızlığa uğramasını kapitalizmin
alternatifsizliğine kanıt olarak sundular. SSCB'nin çöküşünden sonra
özellikle vahşileşen neo-liberal ekonomik ve siyasi saldırılar, ideolojik
meşruiyetlerini bu aptalca 'kanıt'tan almaya çalıştı. IMF ve DB gibi
küresel tefecilerin soygun programları, borçlu ülkelere bu yüzden tek
seçenek olarak dayatılabildi.
Ücretli kölelik ve emperyalist saldırganlık düzeninin, 'yeni', 'küresel'
ve 'alternatifsiz' dünyasında bugün, 149 milyon çocuk yetersiz besleniyor,
1 milyar 100 milyon kişi içecek su bulamıyor, her yıl 515 bin kadın
sağlıksız koşullar yüzünden hamilelik ya da doğum sırasında hayatını
kaybediyor. Toplumsal zenginlik her geçen gün biraz daha küçük bir
azınlığın elinde toplanıyor. Sadece 225 kişinin serveti, 1 milyar 300
milyon insanın yani 60 tane Türkiye'nin bütün gelirine eşit. 1990-2000
yılları arasındaki savaşlarda ölen çocuk sayısı 200 bin!
Kitle iletişim araçlarından yayılan yalanlarla ideolojik hegemonya altına
alınan halklar, emperyalizmin ve "yeni dünya düzeni"nin ne anlama
geldiğini acı bir şekilde görüyorlar. Önce Balkanlar, ardından Kafkasya,
Afrika, Afganistan ve Filistin savaşları ve hegemonya mücadeleleri
emperyalizmin vahşi yüzünü ortaya çıkarıyor. Bir kaç büyük devlet, diğer
devletlerin egemenlik haklarını ipotek altına almış durumda. Büyük
devletler ya AB gibi bütünleşme sürecine çektikleri ülkeler üstünde,
"Ekonomik refah, demokrasi vaadi, ulus devletlerin modası geçti" gibi
argümanlarla egemenlik kurmaya ya da ABD'nin yaptığı gibi "terörizmle
mücadele' adı altında zengin kaynaklara sahip ülkeleri silah zoruyla
egemenlik altına almaya başlıyorlar.
Sömürü düzeninin alternatifsiz olduğunu iddia etmek, yaşadığımız bu
cehennemin içinden ileriye doğru bir çıkış yolu olmadığını savunmak,
kültürüyle, sanatıyla, felsefesiyle bütün bir insan uygarlığına ve
kültürüne hakaret etmek olur. İnsanlık bundan çok daha iyi bir hayata
layıktır. Kapitalizmin alternatifi elbette vardır. Çünkü insan, kendi
geleceğini kendi ellerine alma, içinde yaşadığı toplumsal koşulları
değiştirme potansiyeline sahiptir. İnsanın potansiyellerini küçümseyen,
'toplum diye bir şey yoktur' diyen neo-liberalizm tepeden tırnağa
gericidir. Kapitalizmin layık olduğu yere, çıkrık ve baltanın yanına
gönderilmesi, uygarlığın ve onun üzerinde kurulduğu gezegenin selameti
için ön koşul haline gelmiştir.
Emperyalizm yenilemeyecek bir güç değildir. Sovyet deneyimi emperyalist
gericilik tarafından boğulmuş olsa bile, o devletin kurulmasını sağlayan
sosyal devrim hala emperyalizmin yenilebileceğinin en iyi kanıtıdır. Paris
Kömünü ve Ekim Devrimi, bu yüzden, tarihi 150 yılı aşan bilimsel sosyalizm
geleneğimizin en değerli ve başarıları ve başarısızlıkları ile sonsuz
derslerle dolu mirasıdır. Gericilik tarafından yenilmesi, onun yeni bir
çağın, emperyalist kapitalizmden özgürlük ve sosyalizme geçiş çağının ilk
habercisi olduğu gerçeğini değiştirmez.
Ekim Devrimi'ni gerçekleştirenlerin iddiaları 21. yüzyılda hala
geçerliliğini koruyor. Emperyalist barbarlığın uygarlığı ve kültürü imha
etmesinin, emekçilerin emekçilere kırdırıldığı savaşların önüne
geçilebilmesinin hala tek yolu var: İktidarı emperyalistlerin ve
kapitalistlerin elinden alarak, gerçek sahibine, doğrudan üreticilerin
eline verecek bir devrim! Kapitalizmi ve bütün baskı biçimlerini ortadan
kaldırarak, mülkiyeti ve demokrasiyi toplumsallaştıracak bir toplumsal
düzen: Sömürülenlerin ve ezilenlerin kendi iktidarı olarak Sosyalizm!
Bugün, dünya çapında, geçmiş deneylerden dersler çıkaran devrimci güçler
ve kapitalizm karşıtı muhalefet umut verici adımlar atarak gelişiyor.
Emperyalist bölgesel savaşların ve paylaşımların kurbanı olan halklar
arasında sosyalizmin rönesansına doğru ilk uyanışlar başlıyor. Bütün
bunlar, dil farkı ve sınır tanımayan emperyalizmin karşısında, dil farkı
ve sınır tanımaksızın bütün ülkelerin işçilerini birleşmeye çağıran
enternasyonalist bir işçi-emekçi seçeneğinin ilk habercileridir. Ekim
Devrimi'nin açtığı çağın yeniden ve dünya çapında başlatılmasının
koşulları olgunlaşıyor.
TEKELLERİN DEĞİL EMEKÇİLERİN YÖNETTİĞİ BİR ÜLKE
İÇİN MÜCADELEYE!
Soğuk savaş döneminde Türkiye, emperyalist batı bloğunun en
sadık müttefiki, ileri karakolu oldu. Topraklarını Amerikan ordusuna
tahsis etti. Bu dönemin sonunda bugün ülke, emperyalizmin, onunla içiçe
geçmiş az sayıda tekelin, temelinde kara para yatan spekülatif sermayenin
ve bunlarla organik bağa sahip endüstriyel askeri kompleksin egemenliği
altında krizden krize sürükleniyor. Ekonomi, IMF ve DB gibi küresel
tefecilerin dikte ettiği programlarla yönetiliyor.
Tekelleşen sermaye giderek asalaklaşıyor, yerli ve yabancı spekülatif mali
sermaye sanayi üretiminin önünde engel haline gelmiş bulunuyor. Fabrikalar
sökülüyor. İşsizlik kronikleşti. Türkiye küçülüyor, toplumsal hayat
çürüyor.
Türk egemen sınıfı içinde bulunduğu krizden çıkış yolunu yayılmacı
maceralarda arıyor. Emperyalizmin Avrasya'daki yağma sofrasından beslenmek
ve bölgesel bir güç merkezi olmak hayalleri kuruyor. Bu strateji, somut
olarak Avrasya'da ABD-İsrail ittifakına dayanarak bölgesel güç merkezi
olma süreci içinde Avrupa Birliği'ne Türkiye'yi entegre etmek amacı
taşıyor.
Önümüzdeki dönemi belirleyecek tehlikeli strateji budur. Bu strateji,
ülkeyi büsbütün ucuz işgücü cennetine çevirmeden, devlet aygıtının
anti-demokratik, baskıcı yapısını koruyarak muhalefeti zor kullanarak
bastırmadan, "ulusal birlik, bütünlük" adı altında Kürtlerin siyasal
gücünü kırmadan ve "ulusal çıkar" adı altında Türkiye'yi bölgesel savaş
maceralarına sürüklemeden amacına ulaşamaz.
Emperyalizmin ve tekellerin Türkiye'ye dayattığı bu gerici programın ve
yayılmacı maceraların emekçilere ve tüm ülkeye faturası ağır olacaktır. Bu
gerici program, Türkiye emekçilerine, yıkıma uğrayan köylülere, esnafa,
kadınlara ve gençlere, AB sahte cennetini vaad ederek kabul ettirilmek
isteniyor. Türkiye oltadaki bu yeme, AB'ye, bu sahte cennet vaatlerine
"hayır" demelidir. Amerikan-Israil savaş arabasinda AB'nin sözde "barışçı"
kıyılarına ulaşma yalanına karşı koymalıdır.
Bu ise tekellerin Türkiye'sinden emekçilerin Türkiyesine geçiş programı
etrafında birleşerek kapitalist programa karşı koymakla gerçekleşecektir.
Bu program, Türkiye'nin emek sermaye temel çelişkisiyle belirlenen
kapitalist bir ülke olduğu bilimsel saptamasına dayanmaktadır.
SOSYALİZME GİDEN YOL
Partimizin amacı, insanın insan tarafından sömürülmesine ve
ezilmesine, cinsler ve uluslar arasındaki eşitsizliğe, doğal çevrenin
yağmalanmasına son verecek, insanın ve insanlığın ortak kültürünün
gelişiminin önündeki tüm engelleri ortadan kaldıracak olan, bayrağında
"herşey insan için" ve "herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacı kadar"
şiarlarının dalgalandığı sosyalizmdir.
Sosyalizme, bir dizi mücadele evresinden geçilerek, bütünsel ve kesintisiz
bir devrimci süreç sonucunda; kapitalist toplumun devrimci tarzda
aşılmasıyla, işçilerin ve emekçilerin öz iktidarı olarak sosyalist
demokrasinin ilan edilmesiyle ve son çözümlemede bölgesel ve enternasyonal
çapta ulaşılabilir.
Bu amaca ulaşmak için partimizin önünde duran en temel görev, barış,
demokrasi, eşitlik ve özgürlük yoluyla tekellerin Türkiyesinden
emekçilerin Türkiyesine ve sosyalizme doğru yürüyüşün itici güçlerini
örgütlemek, onları tek bir mücadele cephesinde birleştirmektir.
Tekellerin Türkiyesinden emekçilerin Türkiyesine giden yol, Türkiye işçi
sınıfı ve emekçileriyle Kürt yoksullarının ittifakı, onların siyasal
temsilcilerinin, erkek egemen sisteme karşı mücadele eden kadın
hareketinin ve diğer özgürlük hareketlerinin, doğal çevrenin tahrip
edilmesine karşı mücadele eden ekolojist hareketin, gençlik
hareketlerinin, anti-militaristlerin, antikapitalistlerin,
anti-emperyalistlerin, anti-faşistlerin işbirliği, ortak mücadelesi ve
iktidarı ele almalarıyla açılabilir.
KADINLARIN KURTULUŞU İÇİN
Cinsiyetçilik, kapitalizmle iç içe geçmiş olan, ekonomik,
politik ve toplumsal alanlarda kadınların bir cins olarak ezilmesi
üzerinde kurulmuştur. Kadının ezilmişliğini aile içinde başlatır; kadının
aile içinde harcadığı karşılıksız emek, erkeğin denetiminde kapitalizmin
hizmetine sunulur.
Aile içinde kadınların emeklerine, bedenlerine ve kimliklerine el
konuluyor. Aile içindeki cinsiyetçi işbölümü, kadınların kamusal alandaki
konumuna da belirliyor. Dünya yoksullarının 2/3’ü kadın. Bugün uygulanan
yapısal uyum politikaları ve IMF’nin dayatmaları kadınları ucuz ve
güvencesiz iş yaşamına mahkum ediyor. Kadınların enformel sektördeki iş
gücüne katılımları, dünya genelinde, formel sektöre katılımlarından daha
yüksek. Bu oran hem kentsel, hem de kırsal alanda artma eğilimi
gösteriyor. Türkiye’de kentlerde kadınların işsizlik oranları, yaklaşık
erkeklerin iki katı daha fazla. Kadınların sosyal güvenceden yararlanma
oranları ise sadece yüzde 10.
Bugüne ve yarına dair Sosyalizm, kadınların kurtuluşunun gerçekleşmesinin
maddi ön koşulu. Ancak, yeterli değil.. Her ulustan, sınıftan veya
toplumsal kesimden kadınlar, kadın olmaktan kaynaklanan ortak bir
ezilmişlik yaşıyor. Bu ortak ezilmişlik, kadınların kurtuluşu için,
kadınların kendi özgül ve örgütlü mücadele vermelerini gerektirir. Her
türden ezilme ve sömürülme ilişkisine karşı olan partimiz, kadın kurtuluş
hareketinin taleplerini destekler.
Partili kadınlar, kadın kurtuluş mücadelesinde farklı kadınların farklı
ezilmişlikleri olduğundan hareketle ortak mücadeleyi ve eşit haklı temelde
birlikte hareket etmeyi önüne koyar.
Bu bağlamda Kürt kadınlarıyla birlikte olmayı önemser ve sürekli kılmayı
hedefler.
Partili kadınlar, toplumsal alanda izleyeceği politikaları yasakçı laiklik
anlayışıyla iç içe geçmiş kemalizmden, şovenizmden, militarizmden,
faşizmden ve erkek egemenliğinden bağımsız bir hat olarak benimserler.
KRİZDEN ÇIKIŞIN, İŞSİZLİĞE VE YOKSULLUĞA SON
VERMENİN ÖNKOŞULU
Türkiye kapitalizmi ekonomik açıdan iflas etmiş durumda.
200 milyar doları aşan borcun-faizin karşılığında ülkenin tüm varlıkları
ipotek altına alınmış halde. Bu borçlar çalışanların sırtından ödeniyor.
Yine onların emekleriyle yaratılmış kamu işletmeleri, borçların ödenmesi
için yok pahasına özelleştiriliyor. Türkiye'de hükümetler alacaklı
uluslararası sermaye tarafından düzenleniyor. Borçlu Türkiye emperyalizmin
savaş siyasetinin paralı askeri haline getiriliyor.
Krizden çıkışın, işsizliğe ve yoksulluğa son vermenin ön koşulu, iç ve dış
borçların tanınmamasıdır.
Başta IMF ve DB benzeri emperyalist kurum ve kuruluşlar olmak üzere,
emperyalist kredi kuruluşlarına, bankalara kısaca küresel tefecilere olan
dış borçların hiçbir meşruiyeti yok. Bütün dünyada büyük kısmı faiz
alacaklarından oluşan bu borçların iptal edilmesi talebi yükseliyor.
İç ve dış borçların tanınmamasının Türkiye'yi dünya ekonomisinden izole
ederek yıkıma sürükleyeceği iddia ediliyor. Bu büyük bir yalandır. Tam
tersine meşruiyeti olmayan bu faiz borçlarını iptal etme irade ve
cesaretini gösteren Türkiye, dünyanın tüm borçlu halklarının ve kapitalizm
karşıtlarının devrimci sempatisini ve dayanışmasını kazanacaktır. Kendi
gücü ve bu uluslararası dayanışma sayesinde emperyalist dayatmaları yenik
düşürecek ve dünya ekonomik işbölümünden dışlanma tehdidini boşa
çıkaracaktır. Türkiye'nin dış borçlarını ödemeyeceğini ilan etmesi,
emperyalizmi kuşatan bir hareketin başlangıcı olabilecektir.
İç borçların da hiçbir meşruiyeti yoktur. Devlete yüksek faizle borç veren
ve çoğunluğu narko-ekonominin patronları olan "alacaklılar", devletin,
partilerin ve tekelci sermayenin organik bileşenleridir. Türkiye'de bir
suç ortaklığı oluşmuştur. İç borçların iptali bu suç ortaklığına ağır bir
darbe indirebilir ve demokrasinin önündeki bu gerici engeli ortadan
kaldırabilir.
Dış ve iç borç ödeme yükünden, IMF ve DB reçetelerini yırtıp atarak
kurtulan Türkiye, neo-liberal uygulamanın bütün sonuçlarını ortadan
kaldırma olanağına kavuşacaktır. Borç yüzünden yapılan özelleştirmelere
son verilecek, ilk adımda kamu mülkiyetindeki bütün işletmelerde
işçi-emekçi denetimi yoluyla üretim artacak, sosyal eşitsizliğe karşı
önlemler alınacaktır. 35 saatlik iş haftası ilan edilerek ve kamu
yatırımlarına hız verilerek işsizlik hızla azaltılacaktır. Borçların
iptaliyle ulusal gelirden sosyal harcamalara ayrılan pay arttırılacaktır.
Emperyalizme borç karşılığı askeri hizmet onursuzluğu son bulacak, askeri
harcamalar azaltılacak, buradan elde edilen kaynaklar çağdaş bilim ve
teknolojiye dayalı eğitime harcanacaktır.
Bu yönelim, kendisi de emperyalist-kapitalist bir güç olan ve emekçilere
tek seçenek olarak dayatılan AB ile bütünleşmenin de alternatifidir.
ABD'den, DB'den, IMF'den ve öteki emperyalist odaklardan bağımsızlık,
AB'den de bağımsızlığı gerektirir.
Türkiye emperyalist askeri bloklar arasında bir seçim yapmak zorunda
değildir. Öte yandan, AB'nin de dayattığı neo-liberal politikalara karşı,
sömürülenler ve ezilenler arasından yükselebilecek tepkinin
faşist-şövenist ve sol milliyetçi güçler tarafından istismar edilmesi
tehlikesinin farkında olarak partimiz, bunlara karşı tutum alarak, AB'ye
karşı çıkışını, emekçilerin haklarını savunmak ve artırmak, Avrasya'da
bölgesel güç merkezi olma stratejisini yenik düşürmek, Kürtlerin
kazanımlarını korumak ve geliştirmek amacıyla enternasyonalist bir
mücadele yönelimiyle derinleştirerek sürdürecektir.
İç ve dış borçların tanınmaması talebini yükselten sosyalist hareketimiz,
demokrasinin, özgürlüğün ve yurtseverliğin bayrağını sosyalizmin ve
enternasyonalizmin bayrağıyla birlikte yükseltecektir.
DEMOKRASİYİ KAZANMANIN ÖNKOŞULU
Türkiye, inkar politikalarının bir sonucu olarak ortaya
çıkmış, on beş yıllık kanlı bir silahlı çatışmanın ağır sonuçlarıyla
yüzyüzedir. Savaş binlerce insanın canına mal oldu. On binlerce insan
sakat kaldı. Bir o kadarı zindanlara atıldı. Ormanları yok edilen bölgenin
ekolojik dengesi bozuldu, demografik yapısı çarpıklaştı. Meralar, köyler
ekonomik nedenlerle değil, zorla göç ettirme nedeniyle boşaldı. Ekonomik
yapı altüst oldu, hayvancılık yıkıma uğradı.
Silahlı çatışma, narko-ekonominin işine yaradı. Ağır askeri giderler bu
yolla karşılandı. Devlet zirvesinin yönetiminin kimi kesimlerinde oluşan
çeteler ülkeyi kana boğdu ve kirletti. Ülkenin kültürel yaşamı şovenizmle
zehirlendi. Faşist hareket kan dökerek ve dökülen kanlarla beslenerek
palazlandı. Toplumun önemli bir kesimi işte bu on beş yıllık çatışma,
ekonomik kriz, siyasal, sosyal ve kültürel yozlaşma ortamında ve
umutsuzluk içinde kurtuluşu dine sarılmakta buldu.
Demokrasiyi kazanmanın ön koşulu Türklerin olduğu gibi Kürtlerin de
istedikleri gibi yaşama hakkına sahip olmalarıdır. Ancak böyle bir eşit
haklılık geçmişte kader birliği yapmış bu iki öznenin gönüllü birliğinin
önünü açabilir. Aynı zamanda bu, 12 eylül hukukunu ortadan kaldırmanın
önündeki en büyük engelin sonu demektir. İnsan haklarının tastamam
tanınması, sendikal hakların genişletilmesi, düşünce, toplantı, gösteri ve
örgütlenme özgürlüğünün, genel grev hakkının elde edilmesi Türkiye'nin
"bölücü terör" umacısından kurtulmasına da bağlıdır.
Bugün için ilk adım, onbeş yıllık silahlı çatışmanın en temel sonuçlarını
ortadan kaldırmaktır. Ağır bedeller ödenerek elde edilen kazanımları
savunmaktır. Bu ise idam cezasının tamamen kaldırılması, genel politik af
ilan edilmesi, ana dilde eğitim, ögretim ve yayın özgürlüğünün eksiksiz ve
tastamam tanınması, Hak eşitliği talep edenlerin politik örgütlerinin
yasal güvenceye kavuşturulması, göç edenlerin köylerine dönüşünün
koşullarının yaratılması, göç edenlerin topraklarına, meralarına el koyan,
bölge sivil halkına karşı sürekli şiddet uygulayan koruculuğun
kaldırılmasıdır. Bütün bu talepler, yalnız bölge halkının değil, herkesin
demokratik hak ve özgürlüklerini elde etmek ve güvence altına almak için
vazgeçilmez önemdedir.
Bu sorunda çözümsüzlük yalnız demokrasinin önüne büyük engeller koymuyor.
Aynı zamanda bölge barışını tehdit eden başlıca faktörlerden biri oluyor.
Büyük emperyalist devletler arasındaki paylaşıma paralel olarak, bölge
devletleri arasında da rekabet kızışıyor, savaş tehlikesi büyüyor. Rakip
bölge devletlerinin arasına sıkışan Kürtler bu rekabet ve savaşların
acısını çekiyor. Bölge devletleri birbirlerinin “Kürt sorunu”nu yayılmacı
paylaşım kavgasında stratejik bir koz olarak kullanıyorlar.
11 Eylülden sonra başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerin
"terörizmle mücadele" adı altında özellikle bölgemizdeki saldırgan
politikasını gemlemek, Kürt sorununda demokratik çözüm sağlamayı zorunlu
kılıyor. Türk egemen çevrelerinin Kürt yurtsever hareketini terörist bir
hareket olarak ilan etmesi, bölgeye emperyalist müdahale koşullarını
arttıran tehlikeli bir politikadır. Emperyalizmin şu ya da bu devlete
karşı terör bahanesiyle silahlı müdahalesine, "Kürt terörizmini ezme"
karşılığında katılma pazarlığı, Türkiye'yi kaosa sürükleyecektir.
Bölgemizdeki saldırgan politikasını gemlemek, Türkiye’nin de içinde yer
aldığı Ortadoğu’da Kürt sorununun demokratik çözümüne yakından bağlıdır.
Öte yandan egemen çevrelerin bu sorunu çözmek isteyen demokratik
hareketleri terörist hareketler olarak ilan etmesi, bölgeye emperyalist
müdahale koşullarını arttıran tehlikeli bir politikadır.
Bu sorunun bölge çapında çözülmesi, yalnız demokrasinin, barışın,
halklararası dostluk ve işbirliğinin değil, bölge çapında devrimci sürecin
de çıkarınadır. Özgürleşen Kürtler ağır bedeller pahasına elde ettikleri
muazzam deneyim sayesinde bölgesel devrimci sürecin başlıca itici
güçlerinden biri olarak, bölgedeki gericilikten yana güçler oranını
değiştiren önemli bir etken olacaktır.
Sosyalistler her nerede olursa olsun, ezilen halkları temsil eden
yurtsever hareketler tarafından dile getirilen bütün haklı talepleri
destekleyecekler ve ödünsüz bir biçimde onların eşit haklılığını
savunacaklardır. Partimiz bu sorunun çözümü için tüm sol güçlerle her
nerede olursa olsun, ezilen halkları temsil eden yurtsever hareketin
ittifakı için elden gelen her şeyi yapacaktır.
BÖLGESEL BARIŞIN ÖNKOŞULU
Krizden emekten yana çıkış ve demokrasinin kazanılması
bölge barışı sağlanmadıkça umutsuz bir dava olacaktır. Türkiye'nin bir
bölgesel savaşa sürüklenmesi krizin çok daha ağır bir biçimde emekçilerin
sırtına yüklenmesine yol açmakla kalmayacak, temel özgürlüklerin ortadan
kalkmasına, militarist ve şövenist baskının dizginsiz bir biçimde halkın
üstüne çökmesine de neden olacak.
Savaş tehlikesi yapısaldır. Eğer devrimci, demokratik, yurtsever ve savaş
karşıtı güçler bölgesel çapta birleşip önleyemezlerse, bölgesel savaşlar
kaçınılmazdır. Emperyalist merkezler Avrasya'da pazarları, enerji
kaynaklarını ve kavşaklarını yeniden paylaşırlarken, bu paylaşıma
kapitalist bölge ülkelerini de çekiyorlar. Bu ülkelerin arasındaki
rekabeti kızıştırıyor, rakip bölge devletlerinden birine bir emperyalist
merkez destek veriyorsa, diğerine bir başka emperyalist merkez destek
vererek, bu bölge devletlerinin sırtından birbirleriyle dolaylı bir savaş
yürütüyor, kendi silah tekellerine yeni pazarlar sağlıyor ve savaştan
yorgun düşen halkların üstünde egemenliklerini kuruyorlar.
Türkiye ABD ve İsrail'le yaptığı stratejik anlaşmalarla hızla bölgesel
savaşların faktörlerinden ve taraflarından biri olmaktadır. Türkiye'nin
savaş siyasetine sürüklenmesi yalnız emperyalist devletlerin ve NATO'nun
yüzünden değildir. Türkiye'de kapitalist tekelci çıkar, yapısal ekonomik
kriz, militarist devlet egemenliği, pan-türkist ve pan-islamist ideolojik
hegemonya savaşın içimizdeki kaynaklarıdır. Egemen güçler, Nahcıvan'la
Azerbaycan'ı ayıran "Ermeni Dili"ni kopartıp Azerbaycan'la sınır komşusu
olarak buradaki petrollerden, Irak'ta Türkmen kozunu oynayarak Kerkük
petrollerinden pay almanın hesaplarını yapıyorlar. Kıbrıs'ta çözümü
önlüyor, Yunanistan'la Balkanlarda hegemonya mücadelesi sürdürüyor,
Kafkaslarda etnik kavgalarda rol oynamak istiyorlar. Bu dış politika,
Türkiye'nin gelecekte içine sürükleneceği savaşın gerçek sınıfsal özünü
gözler önüne seriyor. Bu savaş asla haklı bir savaş olmayacak, hegemonyacı
bir saldırı savaşı olacaktır.
Barışın ön koşulu, herşeyden önce ABD-İsrail gizli antlaşmalarını iptal
etmek ve Türk silahlı güçlerinin ülke dışına sevk edilmesini önlemektir.
Bunun başarılması Türkiye'nin NATO blokundan çıkmasının, Avrupa ordusuna
katılma siyasetinin son bulmasının ilk adımı olacaktır. Bugün
ABD-İsrail-Türkiye ittifakı ülkemizi bütün komşu ülkelerle karşı karşıya
getiren ve savaş tehlikesini büyüten başlıca faktördür.
Savaş karşıtı mücadele ertelenmez bir görevdir. Sosyalistler savaşın
yaratacağı trajik sonuçlar hakkında en geniş kitleleri aydınlatacak, tüm
savaş karşıtlarının tek cephede birliği ve bölge halklarının enternasyonal
dayanışma için çalışacaklardır. Enternasyonal dayanışmanın hedefi, her
ülke halkının kendi egemen güçlerinin yenilgisi için mücadele etmesidir.
Eğer savaş tüm çabalara karşı önlenemezse, savaşın kaçınılmazlıkla
yaratacağı yıkımdan ve krizden, emekçilerin, ezilenlerin ve dışlananların
iktidarıyla çıkmak için mücadele etmek partimizin temel hedefi olacaktır
İÇ BARIŞIN ÖNKOŞULU
Türkiye son on yıl içinde büyük bir hızla sağa kaydı.
Günümüzde Türkiye siyasal yaşamını kimisi Türkçülüğe, kimisi İslamcılığa,
kimisi de Türk-İslam sentezine ağırlık veren faşist akımlar, hem kitlesel
bakımdan, hem de devlet aygıtının her kademesinde kadrolaşma bakımından,
hem de sendikal hareket içinde büyük bir güç kazandı. Sonuçta bu faşist
potansiyele dayanan bir parti iktidar koltuğuna oturdu. Bunun başlıca
nedeni, onbeş yıl savaşında ve siyasal islamcılığa karşı 28 Şubat
döneminde iktidarların faşist harekete ihtiyaç duyması, ekonomik, politik
kriz ve yozlaşma karşısında "güçlü ve temiz iktidar" sloganının ve
faşist-şovenist demagojinin küçük mülk sahiplerini, yoksulları etkilemesi,
sosyalist hareketin bölünmüşlüğü ve zayıflığı, sol liberalizmin faşist
tehlikeyi görmezden gelmesi, sol milliyetçiliğin ise faşist hareketi
meşrulaştıran bir aymazlığa düşmesidir.
Son hükümet döneminde faşist hareketin güçten düşmesi yanıltıcı sonuçlar
doğuruyor. Bu hareketin kendiliğinden güçten düşeceği ve etkisini
yitireceği düşüncesi büyük bir tehlikedir. Derin bir ekonomik krizin
patlaması ve Türkiye'nin bir bölgesel savaşa sürüklenmesi faşist tehlikeyi
büyütecektir. İdamın kaldırılmasına karşı koyan faşist hareket, "infaz"
talebiyle Türkiye'ye karşı en tehlikeli provokasyonu yapmakta, küllenen iç
savaşa benzin dökmektedir. Faşist hareket Kıbrıs sorununda, Kafkasya'da,
Orta Doğu'da yayılmacı, militarist ve savaş yanlısı sermayenin vurucu
gücü, emperyalizmin Avrasya'daki hegemonya politikasının en gerici
aracıdır.
Onbeş yıllık silahlı çatışma döneminde büyüyen militarist çevrelerle iç
içe geçen faşist hareketleri etkisizleştirmek, siyasal yaşamdan dışarı
atmak, demokrasinin, etnik iç barışın ve barışın ön koşuludur. Militarist
devlet yapısını kökten değiştirmek, siyasal yaşamı militarist vesayetten
kurtarmak faşist hareketi etkisizleştirme mücadelesinden ayrılamaz.
SDP, sosyalist hareketimizin ve anti-faşist güçlerin İkinci Dünya Savaşı
yıllarında, 1960'larda ve 1970'lerde mücadelede deneyimini, elde ettiği
birikimi canlandıracak, faşist tehlikeye karşı uyanıklığı sağlayacak,
herşeyden önce sendikalardaki faşistleştirme hareketine karşı emekçileri
örgütleyecek, varoşlarda faşist demagojinin iç yüzünü açığa vuracak,
yurtsever kitlelerin milliyetçilikle faşizmin tuzağına düşmesini
önleyecektir.
İKTİDARA DOĞRU
Türkiye sosyalist hareketinin tarihi, sınıf mücadelesinin
hemen hemen bütün biçimlerinin, yöntemlerinin, örgütsel yapılarının, bütün
politik strateji ve taktiklerinin denendiği öğretici ve esin verici bir
tarihtir. ...P, bu tarihsel birikimin mirasçısıdır. Kuşaklar boyu elde
edilen tarihsel deneyime eleştirel bir yaklaşımla eğilmek, ondan öğrenmek,
onu yeni tarihsel koşulların ışığında eylemimizle birleştirmek partimizin
mücadele anlayışının temelidir.
SDP'nin hemen bugünden somut hedefler uğrundaki mücadelesi, barış,
demokrasi, özgürlük, eşitlik yoluyla tekellerin Türkiyesi’nden emekçilerin
Türkiyesi’ne ulaşma amacıyla niteleniyor.
Biz hiç duraksamadan:
- Krizden çıkış için, iç ve dış borçların tanınmaması,
- Kürt sorununun çözümü için genel politik af ve örgütsel legalite,
- Bölgesel savaşları önlemek için ABD-İsrail-Türkiye ittifakına son
- Demokrasi, etnik iç barış ve bölgesel barış için faşist harekete son
hedeflerini hayata geçirmek, için mücadele edeceğiz. Bu doğrultuda
mücadele aşağıdaki taleplerin elde edilmesinde belirleyici önemdedir.
Derinleşen ekonomik kriz ve bu krizle büyüyen siyasi krizin yarattığı
toplumsal yıkımın emekçiler ve tüm ezilenler bakımından çözümü, toplumsal
yaşamın bütün alanlarına ilişkin talep ve yanıtların bütünsel niteliğine
bağlıdır. İşte emekçilerin güncel taleplerini içeren eylem programının
yerleşik kapitalist düzen tarafından çözümlenip çözümlenmeyeceğini
tartışmak yerine, kitlelerin bu talepler doğrultusunda seferber
edilebilmesi, onların bilinç sıçramasına yapacağı katkı, başlı başına onun
devrimci niteliğinin kanıtıdır. Gelecek toplum tasavvuru olarak sosyalist
demokrasiyi işçilerin ve emekçilerin sahiplenmesinin olanağı bizzat
verecekleri güncel mücadelelerin deneyimleri üzerinde yükselecektir.
Partinin eylem programını oluşturan talepler, emekçilerin, Kürtlerin,
kadınların, gençlerin, çevre tahribatına karşı çıkanların, insan haklarını
savunanların, yerleşik düzenden mağdur olan herkesin değişim umudunu
içerir. Bu programın içerdiği eşitlik, demokrasi ve barışa yönelik,
ekonomik ve demokratik taleplerin gerçekleşmesinin kaçınılmaz sonucu,
devrimci değişimin yolunu açacak olmasıdır.
İlk adımda iç-dış borçların ödenmemesi uğrundaki mücadele, aşağıdaki
taleplerin elde edilmesi uğrundaki mücadeleden ayrılamaz.
EMEKÇİLERİN YAŞAM ŞARTLARININ İYİLEŞTİRİLMESİ
İÇİN
IMF direktifiyle hükümetçe uygulanan ekonomik programın yol
açtığı ekonomik kriz sonucunda uğranılan ücret kayıplarının derhal telafi
edilmesi,
· Artan enflasyon karşısında ücretlerin erimesini durdurmak için her ay
enflasyon oranında ücretlere zam yapılması,
· İşten atılmaları engelleyecek iş güvencesi yasasının çıkarılması,
· Haftada 35 saatlik çalışma süresinin yasalaşması,
· Kadın, erkek tüm yurttaşların çalışma hakkının güvence altına alınarak,
işsiz kalanlara ödenen işsizlik sigortası ödeneğinin, sınırlı sürelerle
değil, iş bulunana kadar ödenmesi,
· Fazla mesailerin kaldırılması,
· Eşit işe eşit ücret verilmesi,
· Sigortasız işçi çalıştırmanın engellenmesi,
· Çalışanlarının iş güvenliğinin ve sağlığının emekçilerden oluşacak
kurullarca denetlenmesi,
· Tarım emekçilerinin ücretlerinin yaşam koşullarına uygun olarak
enflasyon oranında arttırılması, sendika kurma ve diğer sosyal güvenlik
haklarının tanınması,
· Emeklilerin maaşlarının arttırılarak, insanca yaşam koşularına
kavuşturulması,
· Herkesin eşit, kaliteli eğitimi parasız olarak alabilmesi,
· Herkese parasız sağlık hizmeti verilmesi,
· Herkesin yaşanabilir ve güvenli konutlarda yaşamını sürdürebilmesi,
· Sosyal güvenlik kuruluşlarının özelleştirilmesinin durdurulması,
özelleştirilenlerin emekçi denetiminde kamulaştırılması bu kuruluşların
yönetimlerinin doğrudan çalışanlar ve emekliler tarafından denetlenmesi,·
TOPLUMSAL
İHTİYAÇLAR İÇİN EKONOMİ
İşletme ya da ülke ölçeğindeki temel ekonomik yönelim,
emekçi örgütlerinin ve halk temsilcilerinin iradesi doğrultusunda ve
toplumsal ihtiyaçlar temel alınarak belirlenmelidir.
· Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik giderleri ve benzeri kamu harcamaları
devletin yükümlülüğündedir, devlet kamu giderlerini azaltmak gerekçesiyle
hiçbir biçimde bu yükümlülüğünden vazgeçemez, yükümlülüğünü sermayeye
devredemez.
· KİT'lerin özelleştirmesinin durdurulması, özelleştirilenlerin emekçi
denetiminde kamulaştırılması, iktidar olan düzen partilerinin kamu
kuruluşlarını yağmalamasını engellemek için KİTlerde emekçi denetiminin
gerçekleşmesi,
· Askeri harcamaların, yeni silah sistemlerine yapılan yatırımların ve
savaşın yuttuğu kaynakların altyapıya, eğitime, sağlığa, ve KİT'lerin
modernizasyonuna tahsis edilmesi,
· Banka iflaslarında açıkça ortaya çıktığı gibi özel bankaların toplumun
ve devletin kaynaklarını belirli sermaye gruplarına transfer ederek
yaptıkları yağmacılığın engellenmesi, yüksek faizle tefecilikten kar eden
özel bankaların ve finans kesiminin çalışanların denetimine verilerek
kamulaştırılması,
· Toplumsal kaynakları üretim yerine spekülatif kar alanına tabi kılan
borsanın kapatılması,
· Toplumsal kaynakların yerli ve yabancı tefecilerce sömürülmesinin
engellenmesi, küçük tasarruf sahiplerinin borçları dışında iç borçların
ödenmemesi, dış borçların ödenmesinin durdurulması,
· Dış ticaretin kamulaştırılması, döviz işlemlerinin iktisadi planın
gereklerine tabi kılınması, uluslararası spekülatif sermaye hareketlerinin
denetlenmesi, Avrupa Birliği(AB) ile Gümrük Birliği, IMF, Dünya Bankası,
Dünya Ticaret Örgütü, hazırlanmakta olan MAI gibi bütün anlaşma ve
örgütlerden çıkılması,
· Kar amacına tabi olması toplumsal yıkıma neden olan toplu ulaşım,
eğitim, sağlık, iletişim, enerji kaynak üretim ve dağıtımının
özelleştirilmesinin durdurulması, özelleştirilenlerin ve bu sektörlerde
faaliyette bulunan özel işletmelerin çalışanların denetiminde
kamulaştırılması,
· Kriz dönemlerinde veya siyasal çıkarları yönünde sermaye kaçıran,
yatırımları durduran, karaborsa ve istifçilik yapan şirketlerin,
emekçilerin denetiminde kamulaştırılması,
· Emperyalist finans ve ticaret örgütlerinin dayatmasıyla tarımın devlet
desteği kaldırılarak serbest piyasa koşullarına ve çokuluslu şirketlerin
egemenliğindeki uluslararası rekabet koşullarına bırakılarak tahrip
edilmesine karşı mücadele edilmesi,
· Toprağın emekçi köylülerin hakkı olması gerektiğinin kabuluyle, emekçi
köylü örgütlerinin öncülüğünde köklü bir toprak reformunun
gerçekleştirilmesi, küçük üreticilerin korunması amacıyla tarım
kooperatiflerinin güçlendirilmesi, demokratikleştirilmesi,
· Ekonomik gelişmenin yaşanabilir çevre imkanıyla birlikte planlanması,
yasalarda çevre tahribatına sebep olan maddelerin kaldırılması, çevreyi
koruyan yasaların çıkarılması, uluslararası tekellerin doğal kaynakları
sömürü ve kar amaçlı yatırımları için dayattıkları çevre tahribatına yol
açacak uluslararası anlaşmalardan çıkılması,
· KDV, özel iletişim vergisi, ÖTV gibi vergilendirmede adaletsizliğe yol
açan dolaylı vergilerin kaldırılması, kazanca ve servete göre
vergilendirmenin gerçekleşmesi ve ekonominin bütününün kayıt altına
alınması,
· -Ekonomik yaşamda;yüzyıllardan beri maruz kaldıkları sistematik ayrımın
sonuçlarını telafi etmek için, kadınların ve işgücünün aşırı sömürüye
uğramış diğer kesimlerinin işe alımında, eğitimlerinde, kıdem ve
terfilerinde tercihli tedbirler uygulanmalıdır.
- İş ve kıdem kaybı olmaksızın anne ve baba için ücretli doğum izni
uygulanmalıdır.
- Çalışan her kadın sosyal güvenlik kapsamına alınmalıdır.
- Değiştirilen emeklilik yasası, eski haline yeniden döndürülmelidir.
- İşsizlik sigortası yaygın ve yeterli bir biçimde işletilmeli, kadınların
yararlanması için tedbirler alınmalıdır.
- Esnek üretime ve işsizliğe karşıt olarak iş saatleri düşürülmeli, herkes
sosyal güvenceli iş sahibi olabilmeli.
- Kadınların daha yoğun çalıştığı kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmalı
ve sosyal güvence sağlanmalı.
DEMOKRATİK
ÖZGÜRLÜKLER
Demokratik özgürlüklerin ön koşulu olarak kürt sorununun
çözümü için verilen mücadele aşağıdaki talepler uğrundaki mücadeleden
ayrılamaz
· Askeri rejimin tahakkümü altında referandumla kabul edilen 1982
Anayasası'nın değiştirilerek demokratik bir anayasanın halkın katılımıyla
çıkarılması,
· Yönetimin tümüyle parlamentoya devredilmesi, ordunun siyasi alana
müdahalesine olanak sağlayan bütün anayasal, yasal vb. düzenlemelerin
(MGK, MASK, MGSB, iç hizmet kanunun darbeye olanak sağlayan hükümleri,
kriz yönetimi) ortadan kaldırılması,
· Tüm çalışanların, kamu emekçilerinin hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın
grevli, toplu sözleşmeli sendikal örgütlenme hakkının yasalaşması,
· Sendikaların toplu sözleşme yapabilmesi için işkolunda 10% örgütlenme
şartının yasadan çıkarılarak sendikal örgütlenme önündeki tüm barajların
kaldırılması,
· Kamu emekçilerinin siyasi partilere üye olma hakkının yasalaşması,
· Seçim yasasının değiştirilerek toplumun tüm siyasi eğilimlerinin
parlamentoda ve yerel organlarda temsilini sağlayacak nisbi temsil
sisteminin, ülke ve bölge barjlarının kaldırılarak demokratikleştirilmesi,
· 12 Eylül rejiminin hukuki gayri-meşruluğu sonucunda siyaset yapma yasağı
getirilenler üzerindeki yasağın kaldırılması,
· Devlete karşı işlenmiş suçlarla cezalandırılanlar için genel af ilan
edilmesi, siyasi yasakların kaldırılması,
· İdam cezasının tamamen kaldırılması,
· Düşünceyi ifade etme özgürlüğünü engelleyen tüm yasaların kaldırılması,
basın, yayın, elektronik ortamda iletişim üzerindeki baskıcı yasaların
kaldırılması,
· Din derslerinin kaldırılması, devlet eliyle din öğretimi amacıyla okul,
kurs vb. gibi kurumların açılmaması,
· Diyanet İşleri ile ilgili siyasi partiler yasasındaki maddelerin
kaldırılması,
· Dini siyasal alana taşıyan, dinsel inanç ve vicdan özgürlükleri alanını
sınırlayan bütün düzenlemelerin ortadan kaldırılması, devletin bütün
inançlar ve topluluklar karşısında eşit mesafeli durması, azınlıkları
çoğunluğun olası baskılarına karşı koruyucu düzenlemeler yapması,
· Yaşadığımız topraklarda varolan farklı kimliklerin, kendilerini
ifadelerinin önündeki engellerin kaldırılması,
· Devlet Güvenlik Mahkemelerinin ve Askeri yargı sisteminin kaldırılması,
yargının demokratikleştirilerek, yürütmenin yargı üzerindeki tasarrufunun
kaldırılması
· İşkencenin sona erdirilmesi, işkence yapanların cezalandırılması,
· Zorunlu askerliğin kaldırılması, vicdani red hakkının tanınması
· Erlere asgari ücretten az olmamak kaydıyla ücret ödenmesi ve tüm
askerlere sendikalaşma hakkının tanınması,
· Kadınlara ve cinsel tercihinden dolayı dışlananlara ilişkin yasalarda
varolan tüm ayrımcı ve baskıcı maddelerin kaldırılarak ceza yasasına
"kadına karşı suç" kavramının eklenmesi
· Cezaevlerinde insanca yaşam koşullarının sağlanması, tecride son
verilmesi, F-tipi cezaevlerinin kapatılması
· Merkezi devlet yönetiminin, yerel yönetimler üzerindeki tasarruflarının
ortadan kaldırılması, yerel yönetimlerin, yerelde yaşayan halkın iradesine
terk edilmesi
· Varoşlarda altyapı hizmetlerine ağırlık verilmesi, siyasi polis
baskısının ortadan kaldırılarak, yaşayanların kültürleri üzerindeki her
türden baskının kaldırılması ve kültürel, sosyal, siyasal
örgütlenmelerinin teşvik edilmesi
· Gençlerin toplumsal yaşama katılmalarının önünde varolan yasal
engellerin kaldırılarak, seçilme yaşının 18'e indirilmesi, işe girişlerde
askerlik yapmış olma koşulunun aranmaması, çıraklara sendika kurma
hakkının tanınması, sigortasız çalışmalarının engellenmesi,
· Gençlerin fiziksel ve psikolojik gelişimlerini tehdit edecek işlerde
çalışmalarının engellenerek çocuk emeğinin kullanımının yasaklanması
BARIŞ İÇİN
Barışın ön koşulu olarak, ilk adımda Türkiye İsrail ABD
ittifakına son vermek için yürütülen mücadele aşağıdaki talepler uğrundaki
mücadeleden ayrılamaz
· Her ne sebeple olursa olsun ülke sınırları dışında bulunan askeri
birliklerin geri çekilmesi, NATO, ABD-İsrail-Türkiye askeri ittifakı,
AGSP'ye giriş hazırlığı, vb. gibi askeri-siyasi örgütlenme ve
anlaşmalardan çekilinmesi,
· Olağanüstü hal uygulamasının bütünüyle kaldırılması, ayrı bölgelerde
ayrı yasal uygulamaların ortadan kaldırılması,
· Olağanüstü hal bölgesinde, mücavir alanlarında ve sınır ötesi bölgelerde
askeri harekatların derhal durdurulması, insan hakları ihlallerinin
bağımsız bir komisyon tarafından araştırılması ve sorumlularının
cezalandırılması
· OHAL bölgesinde zorunlu göçe tabi olanlardan yerlerine geri dönmek
isteyenlere olanakların sağlanması uğradıkları bütün zararların tazmin
edilmesi,
· Devlet içinde yuvalanarak, çeteleşip komplo ve cinayetler düzenlemiş
bütün sorumluların yargılanarak, cezalandırılması, para-militer grupların
ve kontr-gerillanın dağıtılması, özel kuvvetlerin ve koruculuğun
kaldırılması,
· Farklı dil ve kültüre sahip olanların kendi dil ve kültürlerini
geliştirme ve yaşatma olanağının sağlanması, anadilde eğitim ve görsel ve
yazılı yayın hakkının sağlanması,
· Siyasal suçlardan hüküm giymiş olanlara genel af ilan edilmesi
· Kıbrıs'ta barışçı çözüm doğrultusunda ilerlenmesi, federal devlet
biçiminde bağımsız cumhuriyetin iki toplumu gönüllü olarak birliği
temelinde yeniden kurulması için çaba gösterilerek,
şövenizmin-militarizmin yayılmacı amaçlarının önüne geçilmesi,
FAŞİZME KARŞI
Demokrasinin, barışın ve etnik iç barışın ön koşulu olarak
MHP'nin etkisizleştirilmesine karşı mücadele yukarıdaki bütün hedefler ve
aşağıdaki talepler uğrundaki mücadeleden ayrılamaz
· Toplumsal hayattaki ve devlet aygıtı içindeki faşist ve dini
kadrolaşmanın tasfiye edilmesi,
· Faşizmin her türden toplumsal yansısıyla ortadan kaldırılması, ders
müfredatlarının ve medyanın faşist-ırkçı propagandadan arındırılarak
demokratikleştirilmesi,
· Ülkenin çok kimlikli ve çok kültürlü yapısı üzerindeki her türden tek
tipleştirici basıncın kaldırılarak, tüm kimlik ve kültürlerin kendilerini
demokratik bir biçimde ifadesinin olanaklarının yaratılması
KADINLARIN
KURTULUŞU İÇİN
Kadınların kurtuluşu için hukuki, ekonomik, siyasal ve
toplumsal bütün alanlarda kadınlara yönelik ayrımcılığa karşı mücadele
edilmelidir.
- Bedenimiz bizimdir;
- Gebeliği önleme ya da sona erdirme konularında karar hakkı sadece
kadınındır. Kadınların çocuk doğurup doğurmamalarına hükümet, hiçbir
şekilde müdahale etmemelidir. Kadınlar istedikleri kürtaj ya da doğum
kontrol yöntemini serbestçe seçebilmelidirler.
- Kürtaj ve doğum kontrolü parasız olmalı ve özel merkezler kurulmalıdır.
- Kadınların uygun sağlık koşullarında doğum yapmaları sağlanmalıdır.
- Tıbbı araştırmalarda erkek ve kadın için yüzde yüz etkili ve tamamen
tehlikesiz doğum kontrol yöntemlerinin geliştirilmesine öncelik
tanınmalıdır.
- Tecavüz mağduru olanların dışında 18 yaşından küçükler için de bekaret
kontrolü yasaklanmalıdır.
- Şiddete son;
- Evde, işte, sokakta, gözaltında ve savaşta şiddete ve cinsel şiddete
maruz kalmış kadınların baş vurabileceği, onlara danışmanlık yapan
devletin baskıcı aygıtlarından bağımsız , kadın denetiminde özel merkezler
oluşturulmalıdır.
- Savaş sırasında cinsel şiddete uğramış kadınların davaları hızla
sonuçlandırılmalı, tecavüzcüler savaş suçlusu ilan edilmelidir.
- Sokakların kadınlar için güvenli olması için kamu taşımacılığının, sokak
aydınlatılmasının ve diğer kamu hizmetlerinin düzenlenmesi gerekmektedir.
- Eğitimde fırsat eşitliği;
- Kadınlar tüm eğitim kurumlarına ve mesleki eğitim programlarına
serbestçe ve parasız olarak yararlanmalıdır. Geleneksel olarak erkeklerin
çalıştığı dallara girebilmelerini ve daha önceden kendilerine kapalı olan
meslek ve vasıfları öğrenebilmelerini kolaylaştırabilmek için kadınlar
lehine tercihli tedbirler alınmalıdır.
- Kadınları, ev kadını, sekreterlik. Hemşirelik ve öğretmenlik gibi
“kadın”işlerine iten her çeşit baskının ortadan kaldırılması
- Bebeklikten ergenliğin ilk yıllarına kadar, ailenin gelir, iş durumu ve
medeni hallerine bakılmaksızın bütün çocuklara parasız ve günün 24 saati
açık olan kreş ve okulların devletçe sağlanması. Bu yerlerde çalışan kadın
ve erkeklerin anti-cinsiyetçi eğitimden geçmesi
Bu hedefler temelinde, sosyalistlerin, sosyal demokratların, Kürt
yurtseverlerinin, feministlerin, ekolojistlerin ve tüm ilerici güçlerin
emek, barış, özgürlük ittifakını kurmak için çalışacağız. Partimiz, sosyal
demokratlarla ittifakı, neo liberalizmin tüm uygulamalarına,
özelleştirmelere, militarizmin siyasal hayat üzerindeki etkisine, faşizm
tehdidine, Türkiye'nin savaş tehlikesi içeren bölgesel yayılmacılığına,
Kürt halkına yönelik baskılara karşı tutum almaları temelinde ele alacak.
Bu güncel hedeflerin uğrundaki mücadele ne denli yayılır, derinleşir ve
yoğunlaşırsa, o denli emekçilerin iktidarına doğru yürüyüş gerçekleşmiş
olacaktır.
SDP, işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin kitlesel gösterilerinin
ön safında yer alacak, bunların örgütsel ve düşünsel düzeyini yükseltmek
için çalışacak, onların bu mücadeleler boyunca kendi deneyleriyle
sosyalist amacı benimsemeleri için gerekli her türlü aydınlatma
çalışmalarını yapacaktır.
SDP, işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin sokaktaki, grev
alanlarındaki, kitlesel gösterilerdeki gücüne dayanmayan bir parlamentoya
katılma taktiğine yabancıdır. SDP, sokaktan meclise ve kitlesel mücadele
ile parlamenter mücadeleyi birleştirerek emekçilerin, ezilenlerin, tüm
dışlananların iktidarına yürüyüşünün partisi olacaktır.
Parti bu programın ertelenmez, somut hedeflerine ulaşmak ve bu hedefleri
sosyalist amaçla bağlamak için mücadele edecek ve her yeni politik,
ekonomik, sosyal değişime bu programın temel ilkeleri ışığında kendisini
dinamik bir şekilde uyarlayacak, Türkiye devriminin yolunda kararlılıkla
yürüyecektir.
PARTİNİN İDEOLOJİK
VE ÖRGÜTSEL KURUCULUK SÜRECİ
Parti Türkiye emekçilerinin, ezilenlerin, bütün
dışlananların kitlesel, devrimci partisi olmayı ve dünya sosyalist
hareketinin saflarında enternasyonalist bir güç olarak yer almayı en temel
örgütsel ve politik görev olarak benimsemiştir.
Parti gerek sosyalist amacına, gerekse yukarıdaki örgütsel ve ideolojik
hedeflerine ancak yaratıcı Marksist teoriye dayanarak ulaşabilir. Marksizm
kendi temelleri üstünde ve uluslar arası ve ulusal çapta yürütülen sınıf
mücadelesi pratiğinde, onun deneylerinin genelleştirilmesi yoluyla,
bilimsel gelişmelerin ışığında yenilenme yeteneğine sahip biricik devrimci
teori olarak partinin eylemine yol gösterir.
Parti Marksizmi bir dogma saymadığı gibi, onun tarihsel gelişiminde ortaya
çıkan bütün devrimci yorumlarını birbirinin karşısına uzlaşmaz çizgiler
halinde koymaz, bunların arasındaki canlı ve uygarca tartışmaları teşvik
eder, aralarındaki etkileşim yoluyla daha üst düzeyde bütünsel teorik
ortak kazanımlara ulaşılması için düşünsel ortam hazırlar.
Partimiz, kadın hareketinin ve ekolojist hareketin toplumsal muhalefete ve
insanlık kültürüne; bu hareketler içinde yer alan sosyalistlerin teoriye
yaptıkları katkılara önem verir.
Parti içi eğitim, emekçilerin sınıf bilinciyle donanmasının başlangıcıdır.
Parti içi eğitim doktrin er değil, politik mücadelenin ve somut ideolojik
görevlerin ihtiyaçlarıyla bağlıdır. Partinin daha başlangıçta farklı
görüşlerin yer aldığı bir örgüt olarak kurulması, parti içi eğitimi "resmi
doktrin", "resmi tarih", "kişiye tapınma" benzeri hastalıklara karşı
koruyacak olan önkoşulları yaratacaktır. Parti içi eğitim yeni kuşak
sosyalistlerinin çok yönlü yetişmesine, devrimci bağımsız kişiliklerinin
gelişmesine hizmet edecektir. Partinin bu alandaki ilk görevi, parti
üyelerinin ideolojik düzeyini yükseltmek amacıyla bir Parti Okulu kurmak,
gelecekte ise bilimsel bir akademinin kuruluşunu gerçekleştirmektir.
Partinin amacı sosyalizmdir. Büyük Ekim Sosyalist Devrimi insanlığın önüne
kurtuluş yolunu açtı. İlk işçi-köylü iktidarı, emperyalizmin bütün
saldırılarına, baltalamalarına, içerden yıkma çabalarına karşın, abluka
altında çok büyük dönüşümleri gerçekleştirdi. İşsizliğe ve yoksulluğa son
verdi. Parasız eğitim, sağlık, dinlenme hakkını yaşama geçirdi. Konut
sorununun çözümünde, kitle taşımacılığında büyük adımlar attı. Uzay
çalışmaları bu devletin bilim emekçileri tarafından başlatıldı. Bir bütün
olarak, ataerkil ilişkilerin ağır bastığı yoksul bir ülke kısa zamanda
endüstrileşti, büyük emperyalist devletlerle arasında yaklaşık
askeri-stratejik dengeyi sağladı ve insanlığın Nazi belasından
kurtulmasında belirleyici bir rol oynayarak, emperyalist saldırganlığı
gemledi.
Bütün bunlara karşın, bir dizi tarihsel, sosyal, politik, kültürel
nedenlerle Ekim Devrimi deneyimi ağır bir başarısızlığa uğradı. Ekim
Devrimi'nin ideallerinden kopmuş bürokratik elit, SSCB'nin tarihe
karıştırılmasında ve emekçi sınıfların sahip oldukları tüm kazanımları
yitirilmesinde belirleyici rol oynadı. Sovyet deneyimi hiç kuşkusuz
partimizin bilimsel çalışmalarında yeniden ele alınıp
değerlendirilmelidir. Çünkü bu deney, emekçilerin devlet biçiminde
örgütlenerek sosyalist demokrasiyi neden yaşama geçiremediklerini,
bürokratizmi neden yenik düşüremediklerini, parti kadrolarına karşı akıl
almaz fiziksel tasfiye kampanyalarının neden önüne geçemediklerini, daha
bir dizi ideolojik, politik, ekonomik hataların neden giderilemediğini
anlamak ve geleceğin sosyalizmini bu deneyin olumsuz yönlerinden
arındırmaya hazırlık yapmak bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Daha
şimdiden söylemek gerekir ki, bu deney sosyalist demokrasiyi parti, devlet
ve toplumda eksiksiz hayata geçirmeksizin, sosyalizmi enternasyonal çapta
güvenceye almaksızın kapitalizmden sosyalizme geçişi kalıcı kılmanın
mümkün olmadığını, aynı zamanda insan uygarlığını yıkıma sürükleyecek bir
yönelim kazanmış bulunan kapitalizme özgü üretici güçleri ve teknolojiyi
olduğu gibi devralıp, dönüştürmeksizin, refahı kapitalist "tüketim
toplumu"nun ölçütleriyle ele alan üretim anlayışından kopmaksızın, insanı
merkezine alan, doğal çevreyle uyumlu bir sosyalizmin
gerçekleştirilemeyeceğini ortaya koymuştur.
Parti sosyalist amacına bu derslerin ışığında yürüyecektir. Partinin en
yüksek ilkesi enternasyonalizmdir. Parti bütün politikasını, dünya
emekçilerinin çıkarlarıyla uyumlaştıracak, bütün ülkelerin işçileriyle,
ezilenlerle enternasyonal dayanışmada bulunacaktır. Parti bütün ulusların,
ayrılma ve devlet kurma anlamında kendi yazgılarını kendilerinin
belirlemesi hakkını savunacaktır. Parti küresel sermayenin genel
saldırısına karşı emekçilerin birliğini, tüm devrimci sosyalist kardeş
partilerin dünya çapında eylemlerini koordine edecek enternasyonal
örgütlenmesini gerçekleştirmek için kendi katkısını yapacaktır. Her şeyden
önce Avrasya'da böyle bir enternasyonal bölgesel örgütlenmeyi
gerçekleştirmek, partimizin en yakıcı görevleri arasındadır.
Parti sendikaları bürokratik kastın, faşistlerin, dinci akımların ve
devlet kontrolünün elinden kurtarmalı, onları mücadeleci birer sınıf
örgütü haline getirmek ve birleştirmek için, en kısa zamanda sendikal bir
muhalefet cephesinin oluşturulmasına katkıda bulunacaktır.
|