Askeri harekatın
coğrafi alanı adım adım genişletildikçe ve operasyonlara katılan askeri
güç sayısı ve donanımı arttıkça çatışmalar şiddetleniyor. Gerek TSK’nin ve
gerekse HPG’nin karşılıklı can kayıpları kaçınılmaz olarak artıyor.
Bu durum, en başta
toprağa düşenlerin yakınlarını olmak üzere, Türk ve Kürt toplumunu derin
bir üzüntü, kaygı ve giderek tehlikeli bir şekilde büyüyen bir öfkeye
sürüklüyor. Askeri çatışmalar, merkezi medyanın kışkırtıcı yayınları ve
faşist-milliyetçi unsurların şiddet eylemleriyle kentlere yayılıyor. Masum
Kürt yurttaşlarımıza karşı yeniden linç eylemlerine girişiliyor.
Şu anda, Kürt illeri
dışında savaş karşıtı politik ve demokratik örgütler, en başta da DTP
örgütleri faşist saldırganların boy hedefi haline geldi. Partimizin Mersin
İl binası da bu linçci faşist güruhun saldırılarından nasibini aldı.
Bu örgütlerin
üyelerinin can güvenliği tehlikeye girdi.
Ülkede şiddet
eylemlerini kim örgütlüyor olursa olsun, olayların politik sorumlusu AKP
hükümetidir. Cumhurbaşkanı tarafından toplanan zirve bildirisinde,
Başbakan’ın açıklamalarında dile getirilen “sağduyu” çağrısı inandırıcı
değil. Çünkü sağduyu çağrısı yapanların emrindeki kolluk kuvvetleri
saldırganları önlemek için en küçük bir girişimde bile bulunmuyor. Kaldı
ki, 22 Temmuz seçimlerinden bu yana DTP’nin fiili, hukuki ve politik
saldırıyla karşı karşıya kalmadığı tek bir gün yok.
Yaşadığımız gerçek,
ne yazık ki adı konmamış bir savaştır. Her savaşta olduğu gibi karşılıklı
kayıplar kaçınılmaz olmaktadır. Hem “savaşa devam” demek, hem de savaşta
verilen kayıplar yüzünden halkı kışkırtmak ve sivil hedeflere saldırmak iç
savaş kışkırtıcılığıdır.
Son bir ay içinde
şiddetlenen çatışmaların sonucunda meydana gelen can kayıplarından
çıkarılması gereken biricik sonuç, savaşı sınır ötesine yaymak değil,
barış için inandırıcı adımların karşılıklı atılmasıdır. Çünkü bugünkü
çatışmaları sınır ötesine yaymak, çok daha yıkıcı sonuçlar doğuracak,
karşılıklı can kayıpları bugünle kıyas kabul etmez bir ölçüde artacak. Şu
anda verilen kayıplar nedeniyle Türkiye’yi bir iç savaş eşiğine getiren
milliyetçi-faşist saldırganlığın, savaş sınır ötesine yayıldığı zaman,
kanlı bir kardeş savaşına neden olacağı, bölgesel bir savaşı tetikleyeceği
artık ortaya çıktı.
Hükümeti uyarıyoruz:
Sınır ötesinde savaş macerasını savunanlar, o sınır ötesinde, Türkiye’deki
Kürtlerin akrabalarıyla savaşacaklarını unutmamalıdır. Ve sınır ötesinde
ordunun vereceği her can kaybının, Türkleri, Kürt kardeşlerine karşı adım
adım düşman haline getireceğini akıllarından çıkartmamalıdır. Hiç kimsenin
Türkiye’deki halkın kardeşlik bağlarını yıkmaya ve asıl acısını
emekçilerin, gençlerin, kadınların ve çocukların çekeceği savaş
serüvenlerine atılmaya hakkı yok.
Başbakan sınır ötesi
harekattan söz ederken “her türlü bedeli ödemeye hazırız” dedi. Faşist
saldırganların gözümüzün önünde prova ettiği iç savaş bedelini Başbakan
ödeyebilir mi? Türkiye Irak bataklığına saplanır, giderek İran’la savaşa
sürüklenirse, bunun bedelini Başbakan mı ödeyecek? Daha şimdiden Türk ve
Kürt toplumlarını tehlikeli şekilde karşı karşıya getiren can
kayıplarının, bölgesel savaşla, iç savaşla deryalar gibi kana dönüştüğü
gün, bu kanın bedelini Başbakan nasıl karşılayacak? Savaşın ilk günü,
“sıcak para”yla ısınan ekonomi krize yuvarlandığında bunun bedeli olan
işsizlik, yoksulluk ve sefaletin bedelini emekçilerin adına Başbakan mı
omuzlayacak? Ödenecek en büyük bedelin demokrasi ve hepimizin özgürlüğü
olacağını ve bu bedeli ödediği gün bırakalım hükümeti, AKP’nin bile
yerinde yeller eseceğinden Başbakan’ın haberi var mı?
Hiç kimse Türkiye’de
yaşayan halklara kan, gözyaşı, sefalet ve zorbalık bedelini ödettirmeye
kalkışmamalıdır. Türkiye’nin bu haksız savaşta ödeyeceği bedel yoktur.
Olamaz. Çünkü bu bedelleri ödememenin yolu var: Savaş ve şiddete son
verin. Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözebilmek için inandırıcı
adımlar atın. Kürt kimliğini, dilini, o kimlik ve dilde örgütlenme ve
düşünce özgürlüğünü, temsili kurumlara özgürce katılma hakkını tanıyın...
Teskereyi iptal edin. Kazananı olmayan ve olamayacak olan, ama herkesin
kaybedeceği bu savaştan, böyle bir barışa geçmek zorunludur ve aynı
zamanda mümkündür.
SDP, böyle bir barış
için her türlü bedelin ödenmeye değer olduğunu ilan ediyor.
Savaş için değil,
barış için bedel ödeyelim...
Sınır ötesi askeri
harekata hayır!
Tezkere iptal
edilsin!
Çatışmalara
karşılıklı son verilsin!
Barış için diyalog
yolu açılsın!
23 Ekim 2007