SOSYALİST
DEMOKRASİ PARTİSİ
SDP
MYK'NIN SON GELİŞMELERLE İLGİLİ POLİTİK BELGESİ
'Turuncu Darbe' girişimleri kendini başka biçimlerde
devam ettiriyor!
Parti kapatma davaları darbe girişimidir!
21 Mart 2008
SDP MYK’nın Son Gelişmelerle İlgili Hazırladığı Özel
Politik Belge
“Turuncu Darbe” Girişimleri Kendini Başka Biçimlerde
Devam Ettiriyor! Parti Kapatma Davaları Darbe Girişimidir!
Kapitalist emperyalizm; gerek tahribatı her geçen gün
daha fazla hissedilen küresel iktisadi kriz, gerekse de blokları gün be
gün belirginleşen şiddetli paylaşım kavgası nedeniyle bir hegemonya
bunalımının içine doğru yuvarlanmaktadır. Yaşanan hegemonya bunalımına
bağlı olarak şiddetlenen paylaşım kavgasının vuku bulduğu ülkelerde ise
tarihsel boyutu bulunan siyasal çatışmalar, konjonktürel çelişkilerle
bütünleşmektedir. Emperyalist paylaşım mücadelesine yayılmacı bölgesel
bir güç olarak katılmayı hedefleyen Türkiye oligarşisi; “irtica ve
bölücülük” yalanından beslenen bir rejim krizinin içine düşmüştür.
Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), AKP'ye açılan
kapatma davasını bu dönemsel gelişmelerin ışığında değerlendirmektedir.
Oligarşik devlet bünyesinde var olan fraksiyonlar arasındaki mücadele
keskinleşmiş ve AKP'ye açılan kapatma davasıyla yeni bir boyut
kazanmıştır.
SDP her şeyden önce oligarşik devlet bünyesi içindeki
çatışmada; anti-demokratik yasalarla ve seçim sistemiyle oluşsa da halk
tarafından seçilmiş parlamentonun karşısındaki gücün, tümüyle gayrı
meşru savaş örgütlerine dayanan askeri vesayet rejimi güçleri olduğu
gerçeğinden hareketle, parlamentoya karşı yapılan tüm darbe
girişimlerini gayrı meşru ilan etmektedir. SDP darbecilerin, gizli savaş
örgütlerinin üyelerinin yargı karşısına çıkartılması ve mahkûm edilmesi
için elinden gelen tüm gayreti geçmişte olduğu gibi bugünden sonra da
gösterecektir. Bu bağlamda SDP, darbeci Ergenekon çetesinin görünen
yüzünü değil bütün bağlantılarının açığa çıkartılması ve tüm gizli savaş
aygıtlarının dağıtılması çerçevesinde genişletilmesi gerekliliğine
işaret eder. Ancak Ergenekon operasyonu kapsamında gerçekleştirilen son
gözaltıların, oligarşik devlet bünyesinde devam eden fraksiyonlar arası
kavgada denge oluşturmak üzere atılmış bir adım olduğuna dair güçlü
belirtiler bulunmaktadır.
Bu nedenle mevcut siyasi bunalıma kaynaklık eden
oligarşik devlet bünyesinde süre giden çatışmanın muhtevasını doğru
kavramak gerekmektedir:
-
Emek gündemi
bahsinde fraksiyonlardan birisi vahşi kapitalizm temelinde
neo-liberalizmin uygulayıcılığına soyunurken, diğeri faşizan nitelikli
bir korporatizmi savunmaktadır. Her ikisi de emekçilerin gerçek
çıkarlarına aykırıdır.
-
Kürt sorunu
bahsinde, fraksiyonlardan birisi Kürt özgürlük hareketi'nin saf dışı
edildiği, Kürt halkının taleplerinin inkâr edildiği bir düzlemde
Kürtleri “İslam kimliği” üzerinden sisteme entergre etme ve yayılmacı
amaçlarını bu yolla elde etme siyasetini güderken, diğeri Türkçülük
temelinde topyekûn imha ve inkâr siyaseti ile Musul ve Kerkük'ü ilhak
politikasını benimsemektedir. Her ikisi de başta Kürt halkı olmak üzere
tüm Ortadoğu halklarının gerçek çıkarlarına aykırıdır.
-
Emperyalizm
bahsinde, fraksiyonlardan birisi ABD, AB, Japonya, Türkiye ve İsrail'in
başını çektiği blokla geleneksel ittifak ilişkisinden şaşmamayı
önerirken, diğeri Şanghay Beşlisi'nin merkezinde yer aldığı blokla
bütünleşmeyi savunmaktadır. Her ikisi de anti-emperyalist değildir.
-
Demokratik haklar
ve özgürlükler bahsinde, fraksiyonlardan birisi kendi siyasal
hegemonyasını geliştirmeye hizmet edecek kadar adım atmakla yetinir ve
kendisi dışındaki siyasi ve toplumsal güçlerin demokratik haklarını
ortadan kaldırmak konusunda tereddüt etmezken, diğeri var olan
demokratik hakları ve özgürlükleri topyekûn budamayı hedeflemektedir.
Her ikisi de halkın demokratik özlemlerini esas almamaktadır.
-
Derin devlet
bahsinde ise; birincisi derin devletten pay isteyen bunun için kendisine
MİT ve Emniyet içinden dayanak arama yoluna girmiş bulunurken, diğeri
İttihat Terakki den bu yana devam ettirdiği “derin devlet” geleneğinin
birikimlerini ve araçlarını elinde bulundurmaktır. Her ikisi de derin
devlete gerçekte karşı değildir.
Görüldüğü üzere her iki fraksiyon da oligarşik
yapının devamından yanadır. Ayrım noktaları, oligarşinin baskı ve sömürü
politikalarını nasıl yürütecekleri konusunda ortaya çıkmaktadır. Kapatma
davasının konusu olan AKP, bu çizgilerden birincisinin bileşenidir. Aynı
nedenle, Yargıtay Başsavcılığı tarafından AKP'ye açılan kapatma
davasının, söz konusu partinin “laiklik tehdidinin odağı” haline
gelmekle suçlanmasının dışında politik gerekçeleri bulunmaktadır. Bu
nedenleri ele almak, dava sürecine yol açan gelişmeleri ana hatlarıyla
hatırlamak gerekmektedir.
28 Şubat darbesi ürünü olarak görülmesi gereken AKP,
hem başını ABD ve AB’nin çektiği bloğun içindeki yerini sağlamlaştırarak
tekelci sermayenin desteğini kazanmış, hem de emekçilerin ve ezilenlerin
Kemalist-militarist elite karşı beslediği tarihsel öfkeye yaslanarak
hükümet olmayı başarmıştır.
AKP daha hükümet olur olmaz 2003 ve 2004 yıllarında
tezgâhlanan “Sarıkız ve Ayışığı” darbe girişimlerini savuşturmayı
başarmış ancak 27 Nisan muhtırası bu partinin siyasi serüvenindeki
birinci dönüm noktası olmuştur. Muhtıranın hemen sonrasında, 4 Mayıs
2007'de, Genelkurmay Başkanı ile AKP Başkanı ve Başbakan Tayyip
Erdoğan'ın Dolmabahçe'de yaptığı görüşme sonrasında söz konusu partinin
askeri bürokrasinin yönetimiyle arasında bulunan çelişkilerin hal yoluna
koyulması süreci başlamıştır. Geçmiş dönemde, askeri vesayet karşısında
dengeyi ABD ve AB ile ilişkileri üzerinden sağlayan AKP, Dolmabahçe
görüşmesi sonrasında askeri vesayet rejiminin sadık bir bileşeni olma
yoluna girmiştir.
AKP'nin Kürt sorununun çözümsüzlüğü temelinde gerek
Genelkurmay yönetimiyle vardığı mutabak zemini ve gerekse de 22 Temmuz
seçimlerinde birinci parti olarak çıkması, darbe sürecini geçici olarak
durdurmuş ve aynı anda oligarşik devlet içindeki ikinci çizginin -yani
Ergenekon çizgisinin- başka araçlarla harekete geçmesi sürecini
tetiklemiştir. 22 Temmuz seçimleri sonuçlarından yola çıkarak söz konusu
partiyi ve bu partinin temsil ettiği çizgiyi parlamenter yollarla
engelleyemeyeceğini anlayan Ergenekon çizgisi, yeniden darbe planları
üzerinde durmaya başlamış, ancak askeri bürokrasinin tepe yönetiminin
AKP ile ittifak ilişkisi içinde olması bir sıkıntı doğurmuştur. Söz
konusu sıkıntı, AKP-Genelkurmay-ABD mutabakat zemini üzerinden
gerçekleştirilen Ergenekon operasyonu ile daha da boyutlanmıştır.
AKP'nin siyasi serüveninde ikinci dönüm noktası ise
sınır ötesine yönelik Kara Harekâtı’na ilişkin teskereyi TBMM'den
geçirmek olmuştur. Gerek askeri açıdan PKK'nin direnişini aşamayan,
gerekse bölgedeki Kürt yönetiminin bölgede işgale izin vermemek
konusundaki itirazını diplomatik düzeyde kıramayan TSK, ABD'nin de
basınç uygulamasıyla ani bir kararla kara harekâtına son vererek geri
çekilmek zorunda kalmıştır.
Bir hezimet anlamına gelen geri çekilme kararı
Genelkurmay'ı köşeye sıkıştırırken, AKP-Genelkurmay ittifakının
etkinliğini de zayıflatmıştır. Tayyip Erdoğan'ın Kürt özgürlük
hareketi'nin belini kırarak yeni “Kıbrıs Fatihi” olma hayalleri suya
düşmüştür. Ergenekon ise bu zayıflığı fırsat bilip; bir yandan
neo-liberal politikaların mağduru olarak emekçilerin haklı tepkilerini
manipüle ederek AKP karşıtı bu tepkiyi şovenizm ve militarizmden
beslenen korporatist ideolojiye entegre etmeyi denerken, diğer yandan da
Genelkurmay hiyerarşisini sürece dahil etmeyi öngören biçimde
sivil bürokrasi üzerinden AKP'ye kapatma davasını açarak bir darbe
planını yürürlüğe koymuştur.
SDP, gizli savaş partisi Ergenekon’un neyi
hedeflediğini bilmekte ve darbe sürecinin yalnızca AKP'ye yönelik
olmadığını onunla birlikte başta Kürt özgürlük hareketi olmak üzere tüm
demokrasi mücadelesini hedef aldığını tespit etmektedir.
-
Darbe Kürt halk
hareketine yöneliktir. Bu; Kürt halkının özgürlük mücadelesini imha etme
ve Kürt kimliğini topyekun inkâr etme hamlesidir.
-
Darbe işçi
hareketine yöneliktir. Bu; işçi sınıfının demokrasi ve barıştan yana ve
kapitalizme karşı yönelebilecek mücadelesini faşist korporatist temelde
ırkçı militarist bir düzleme çekme hamlesidir.
-
Darbe sola ve
sosyalist harekete yöneliktir. Bu; mahkeme kapılarında ve F Tiplerinde
boğulmaya çalışılan sosyalizm mücadelesini tamamen yok etme hamlesidir.
-
Darbe Türkiye'nin
tüm ezilen kimliklerine yöneliktir. Bu; Alevilerin, Çerkezlerin,
Lazların, Gayrimüslimlerin tanınma taleplerini ve haklarını inkâr etmek,
onları “ya sev, ya terket” ikileminde bırakma, tek tipleştirme
hamlesidir.
-
Darbe devletçi
laiklik anlayışına itiraz eden tüm inanan ve inanmayan kesimlere
yöneliktir. Bu; dinin devletin politikalarının dolaysız bir ideolojik
aygıtı olma işlevini pekiştirme hamlesidir.
-
Darbe aynı zamanda
Türkiye'nin bölgesel ve iç savaş sürecine girmesi demektir. Bu;
Türkiye'nin Musul ve Kerkük'ü ilhak etmek üzere gerekli olan
siyasal ve psikolojik zemini oluşturma hamlesidir.
SDP; Yargıtay Başsavcılığı
tarafından AKP'ye ve DTP'ye açılan kapatma davalarına yukarıda sayılan
nedenlerle ikirciksiz bir biçimde karşı çıkmaktadır. SDP darbe girişimi
karşısında olan tüm halk kitlelerinin birbirleriyle dayanışma halinde,
darbeyi bertaraf etmek için, aralarındaki farklılıklara bakmaksızın
sadece bu taleple yan yana gelinmesi için her kesimin gereken esnekliği
göstermesinin emekçi ve ezilen halk kitlelerinin nihai çıkarları
açısından hayati önemde olduğunun altını bir kez daha çizer.
SDP için darbelere ve Kürt
sorununda çözümsüzlüğe karşı mücadelede, geniş halk kitlelerinin varlığı
güvenilecek tek seçenektir. Darbecileri açık bir darbe yerine dolaylı
yollar denemeye itenin darbe karşıtı geniş halk kitlelerinden duydukları
korku olduğunun bilinciyle, darbe karşıtı kitlenin kendisini eylemli
olarak ifade etmesinin önemin altını çizer. O nedenle bugün başta
Diyarbakır’da yapılan milyonların katıldığı Newroz gösterisine büyük
değer biçer. SDP İstanbul’da geçen yıl Hrant Dink uğurlamasına katılan
yüz binlerin de darbe girişimlerine karşı harekete geçmesinin hayati
öneminin olduğunu altını çizer. İstanbul başta olmak üzere diğer büyük
metropollerde yapılacak Newroz gösterilerinin bu manada
değerlendirilmesi için her kesimin gereken duyarlılığı göstermesini
önemini belirtir. Darbeyi engelleyecek olanlar; gerek batı, gerekse Kürt
illerinde darbelere, askeri vesayete ve militarizme karşı olan geniş
halk kesimleridir.
Kapatılma davası ile karşı
karşıya kalan AKP’nin demokrasi karnesi; Şemdinli savcısının görevden
alınmasında, DTP kapatma davası konusunda, 301’in kaldırılması bahsinde,
başörtüsü gündeminde, Kara Harekâtı konusunda ve daha birçok konuda
takındığı tutumların gösterdiği üzere ikiyüzlüdür. SDP her yeni
gelişmeyle daha da boyutlanan siyasi bunalımı, demokrasi ve özgürlük
hedefi doğrultusunda aşabilecek yegâne alternatifin; öncelikle askeri
vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe karşı olanların bir
araya gelmesiyle oluşturulacak bir çatı partisi olduğuna dikkat
çekmektedir. Siyasal sürecin kazandığı hız, çatı partisinin kurulmasını
acil bir ihtiyaç haline dönüştürmüştür.
Parti Kapatmalar Darbedir, Darbeye Hayır!
21 Mart 2008
Sosyalist Demokrasi Partisi
Merkez Yürütme Kurulu
|