Basın Açıklaması
Sosyalist Demokrasi Partisi,
Parlamentonun tersi yönde kararına rağmen,
Anayasa Mahkemesinin almış olduğu “ başörtüsü yasağına devam”
kararını “hukuk darbesi” olarak görüyor ve parti kapatma davalarını da
parlamentonun almış olduğu kararların iptal edilmesini de darbe olarak
niteliyor.
28 Şubat askeri darbesiyle başlayan “dolaylı yollardan darbe” süreci
artık sürekli hale getirilmiş bulunuyor.
Askeri vesayeti kurumsallaştıran 12 Eylül darbe anayasası, yarım yamalak
da olsa halk iradesinin yansımasına olanak tanımıyor.
Önce “Ayışığı ve Sarıkız” darbe girişimleri ile
başlayan “darbe süreci” ardından Şemdinli , Atabeyler, Sauna ve
Ergenekon gibi darbeci çetelerinin provokasyonları, yani Hakkari
ve Şemdinli’de bombalamalar,
Hrant Dink cinayeti, Danıştay cinayeti, Cumhuriyet gazetesinin üst üste
bombalanması vb.ile yeni aşamalara sıçradı. Buna
“Cumhuriyet mitingleri” adı
altında yapılan “darbe sürecini destekleme mitingleri”
ve
“367 krizi” ile yaratılan “yargı darbesi”
eşlik etti ve nihayet süreç 27 Nisan askeri muhtırası ile devam
ederek 22 Temmuz seçimlerine gelindi.
Darbeciler ve darbeden medet uman CHP gibi milliyetçi ve şoven
çevrelerin hezimeti ile sonuçlanan 22 Temmuz seçimleri darbecileri bir
an için olsa geriletse bile, AKP’nin darbecilerle uzlaşma arama ve Kürt
sorununda savaşı yükseltme adımlarıyla yani hava ve kara harekâtları ile
DTP’ye karşı kampanyalarla siyasi ve toplumsal hayat yine darbecilere ve
çetelere hazır hale getirildi. Darbeci Ergenekon çetesinin küçüçük de
olsa ortaya çıkan yüzü darbecilerin ne türden provokasyonlar içinde
olduklarının kanıtlarıyla dolu.
Darbe sürecinin belirli bir aşamasında DTP hakkında açılan kapatma
davasına AKP hakkında açılan kapatma davası eklenerek, darbecilerin
gözlerini kararttıklarının en belirgin işareti de verilmiş oldu.
Parlamentonun %60’ını kapatmak manasına gelen bu adımlara “darbe”
kavramından başka bir ad bulunamaz.
Bununla da yetinmeyenler kapatma davasının yarattığı
kriz sırasında bir bir ortaya çıkarak parlamentoya karşı “yargı
darbesi”ni meşrulaştırmaya yönelik muhtıralarına devam ettiler ve
nihayet sadece parlamentonun çıkarttığı yasaları şekil açısından ele
alma yetkisi olan Anayasa Mahkemesi, yeni bir adım atarak parlamentonun
%70’inin üzerinde destekle çıkarılan “üniversitelere başörtüsü ile
girme” yasağını kaldıran yasal düzenlemeyi iptal ederek, parlamentonun
elinden yasama yetkisini de aldı. Bunun hukukla ve demokrasi ile
yakından uzaktan hiçbir alakası olamaz. Söylendiği gibi bu olsa olsa
hukukun darbecilerin hizmetine sunulmasıdır.
Anayasa Mahkemesinin kararının
ardından CHP’nin ve Generallerin yaptıkları açıklamalar bu sürecin
kimler tarafından ve hangi ittifakla gerçekleştiğini gözler önüne
seriyor.
Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin “parlamentoya karşı darbe” manasına
gelen kararıyla birlikte, AKP hükümetinin kapatma davası açıldığından bu
yana -parti kapatmalarını yasaklayacak anayasal düzenleme yapmayarak,
Anayasa mahkemesinin birkaç üyesine kellesini uzatarak, halkın eylemli
gücüne dayanmaktan korkarak, 1 Mayıs’ta Taksim’i yasaklayıp emekçilere
saldırarak- kendi paçasını kurtarmak için darbecilerle pazarlığa girişen
ve Kürt sorununda savaş hükümeti gibi davranarak darbecileri Kürdün
sırtından yatıştırma ve kendini kurtarma siyaseti çökmüştür.
Yeni Anayasa tartışmalarında, Anayasanın “ilk dört
maddesine dokunmam” diyen
Hükümete karşı bu maddelere dayanarak darbe girişiminde bulunulmasından
ders çıkartmayanların akıbetinin kendi selefleri gibi olması kader
gibidir.
Sosyalist Demokrasi Partisi, ne kadar anti demokratik yasalarla ve
baskılarla oluşursa oluşsun devletin memurlarının Parlamentoya karşı
darbe girişimlerinin karşısında olduğunu her defasında tartışmaya yer
bırakmayacak biçimde savundu. Parlamentoyu kapatma veya onun yetkilerine
karşı darbe yapma girişimlerine direneceğini açıkladı.
Darbe emekten barıştan demokrasiden yana olan herkesin düşmanıdır. O
halde demokrasiden yana olan tüm çevreler aralarındaki farklara
bakmaksızın demokrasinin kırıntılarını bile ortadan kaldırmaya yönelen
bu girişimlere karşı birleşmelidir. SDP buna hazır bir partidir. SDP
herkesi darbecilere ve darbe girişimlerine karşı direnmeye ve
parlamentoyu savunmaya çağıyor.
Yapılması gereken ilk iş, darbe anayasası olan 12 Eylül Anayasasını çöpe
atmak ve demokratik ve özgürlükçü bir anayasa ile savaş ve askeri
vesayete son vermektir.
Ne var ki, AKP bunca çoğunluğuna rağmen parlamentonun haklarını
koruyamayan bir siyasi partidir. Bırakın Parlamentonun haklarını kendi
haklarını bile korumaktan aciz bir partidir. Bu durum demokrasi
mücadelesinin gerçek yürütücülerinin de ne yapması gerektiği konusunda
oldukça öğretici derslerle dolu.
AKP’ye metropollere refah, Kürtlere barış geleceğine dair umut ederek oy
verenlerin umutları çöktü. AKP’ye verilen oylar boşa gidiyor. AKP askeri
vesayet karşısında güçsüzdür. Darbecilere karşı halkın eylemli gücüne
dayanmaktan korkmaktadır. O nedenle şimdi askeri vesayete, Kürt
sorununda çözümsüzlüğe karşı ve yaklaşan ekonomik krizin faturasını
emekçilere kesmeye karşı mücadelede, AKP’nin alternatifi olarak çatı
partisinde birleşmek en ivedi görevdir. Darbe ve savaş sürecine son
vermek için, gerçek demokrasiden yana kesimlerin kaybedecek hiç vakti
kalmamıştır.
7 Haziran 2008