Basın Açıklaması
Özellikle son bir buçuk yıl içinde tanık olunan
siyasal ve toplumsal gelişmelerin, Türkiye'nin mevcut gidişatından
rahatsız geniş kesimlerde yeni bir siyasal seçenek arayışını doğurduğu
açıkça hissediliyor. Bu arayışın işaret ettiği boşluğun doldurulması
konusunda sol'dan nasıl yanıt verileceği tartışmasının ise henüz
tamamlanmadığı görülüyor. Son günlerde, medyaya da yansıyan “Çatı
Partisi”, “Sol Seçenek” vb. öneriler üzerinden yürüyen tartışmalar bu
çerçevede anlam kazanıyor. SDP, bu tartışmalara konu olan “Çatı Partisi”
önerisinin öznelerinden biri olduğundan bu tartışmaya dair görüşlerini
kamuoyuyla birkez daha paylaşmayı gerekli görmektedir.
Hatırlanacağı üzere, Sosyalist Demokrasi
Partisi (SDP), Türkiye'de yürütülen emek, barış ve demokrasi
mücadelesini niteliksel ve niceliksel olarak yükseltmenin aracı olarak
formüle ettiği Çatı Partisi perspektifini 18-19 Kasım 2005 tarihinde
gerçekleştirdiği İkinci Konferansı'nda karar altına alarak,
benimsemişti. SDP İkinci Konferansı'nda; “Türkiye işçi sınıfının Kürt
emekçi halkıyla stratejik ittifakına, onun politik biçimi olarak,
sosyalist hareketle Kürt özgürlük hareketinin kolektif öncülüğünde en
geniş toplumsal muhalefet güçlerinin çatı partisi biçimindeki cephesine
dayanan demokratik, toplumsal, devrimci değişimin eylem programını
hazırlama” görevini önüne koymuştu. Çatı Partisi önerisi, son birkaç yıl
içinde yaşanan ve düzenin krizine yol açan hızlı gelişmelerle birlikte
geniş demokrasi güçlerince tartışılmaya başlandı.
SDP, Çatı Partisi perspektifi doğrultusunda eylem
programı çerçevesini geliştirirken; Türkiye'nin temel sorunlarını,
halkların yakıcı taleplerini ve Türkiye'deki demokrasi güçlerinin somut
durumlarını esas almaya çalıştı. Zira, ancak böylesi bir yöntemsel
perspektif esas alınarak oluşturulacak bir eylem programının, “lafta”
değil “gerçekte” bir seçenek olabileceğine inandı. Siyasal mücadelede
seçenek olabilmenin, soyut bir ideolojik çerçeveyle değil, gücünü yakıcı
sorunlara dair uygulanabilir çözümlerden alan bir eylem programıyla ve
reel bir yan yana geliş formülüyle mümkün olabileceğini savundu. SDP,
hala bu konudaki ısrarını sürdürüyor.
SDP, Türkiye'de Kürt Sorunu'nun demokratik sorunların
en önemlisi olduğu konusunda ısrar ediyor. Kürt Sorununun çözümsüzlüğü;
halen toplumu militarize etmeye, askeri vesayeti meşrulaştırmaya, derin
devlet aygıtını tahkim etmeye, gençlerin yaşamlarını ellerinden almaya,
işçi sınıfını şovenizm zehriyle içinden bölmeye, bütçeden aslan payının,
eğitime, sağlığa değil de savaş harcamalarına ayrılmasına neden olmaya,
militarist iklim üzerinden erkek egemen tahakkümün meşruiyetini
sağlamaya, savaş yoluyla çevrenin tahribatına gerekçe olmaya devam
ediyor.
İşte bu yüzden Kürt Sorunu, tüm demokrasi güçlerini,
başta işçi sınıfı olmak üzere geniş toplumsal kesimleri ilgilendiren,
Türkiye'nin en yakıcı demokratik sorunu olma özelliğini gösteriyor. Aynı
nedenle SDP, Türkiye'de siyasal seçenek olabilmenin yolunun, Kürt
Sorunu'nun demokratik çözümü konusunda toplumsal düzlemde ikna edici
olabilen bir odak olabilmeyi başarmaktan geçtiğini düşünüyor.
Türkiye'nin demokratik sorunlarının yanı sıra emeğin sorunlarına ve en
genel çerçevede Türkiye'de yaşanmakta olan tüm sosyal sorunlara;
tabanını Kürt emekçi kitlelerin oluşturduğu Kürt Özgürlük Hareketi'nin
temsilcileri ile birlikte çözüm bulmakla, işçi sınıfı ve geniş ezilen
kesimler içinde şovenizmin yarattığı bölünmeye karşı, halkların
kardeşliğini el birliğiyle tesis etmekle mümkün olacağını savunuyor.
Zira son 18 yıllık dönem, Kürt Sorunu'nu tali gören, Kürt Özgürlük
Hareketi ile arasına bilinçli bir biçimde mesafe koyan tüm sol,
sosyalist stratejilerin, hem militarizmin ve şovenizmin yükselişini
durdurmak konusunda hem de işçi sınıfını örgütlülüğünü geliştirmek
konusunda başarısız kaldığını gösteriyor.
Diğer yandan, Türkiye'nin demokratik, sosyal ve
siyasal sorunlarının çözümünün zemini olması beklenen yasama ve yürütme
organlarının, askeri vesayet kurumlarının, yargı organlarının ve 12
Eylül Anayasası'nın boyunduruğu altında olması gerçeği ile karşı
karşıyayız. Düzenin ideolojik, siyasal ve ekonomik boyutları olan
hegemonya krizinin, daha az demokrasi, daha az özgürlük ve daha az
sosyal hak demek olan, derin devlet tezgahlarında tasarlanmış darbe
girişimleriyle çözülmeye çalışıldığı görülüyor. Kürt sorununun
çözümsüzlüğü askeri vesayeti güçlendiriyor askeri vesayet Kürt sorununun
çözümsüzlüğünü derinleştiriyor. Demokrasi güçlerini doğrudan tehdit eden
bu gelişmeler, aynı zamanda düzenin farklı nedenlerle mağdur ettiği
toplumun çok farklı ezilen kesimlerini kaygıya sürüklüyor. Yalnız
Kürtler değil, inançlarından ötürü baskı gören Aleviler, devletçi
laikliğe itiraz eden Sünniler, ayrımcı politikaların mağduru olan
gayrimüslimler, kültürlerini özgürce yaşamak ve geliştirmek isteyen Laz,
Çerkes, Gürcü, Arnavut, Arap, Roman vb. tüm toplulukların, farklılıkları
zenginlik olarak değil bölücü bir tehdit olarak algılayan darbeci
zihniyetin yükselişinden tedirginlik içinde oldukları görülüyor.
Türkiye, bir “halklar hapisanesi”ne dönüştürülmek isteniyor. İşte gerçek
bir siyasal seçenek olabilmenin yolu bu somut gerçekliği görmekten,
Türkiye'yi “halklar hapisanesi”ne dönüştürmek isteyen projenin karşısına
Türkiye'yi “kardeşlik sofrası”na dönüştürme projesini koyabilmekten
geçiyor. “Yeter söz halklarındır” diyerek askeri vesayetin ortadan
kaldırılmasının, darbe girişimlerinin köküne kibrit suyu dökülmesinin,
12 Eylül Anayasası'nın lağvedilerek demokratik bir Anayasa'nın
yazılmasının öznesi olacağına geniş kesimleri inandırmayı başaramayan
bir seçenek, gerçek bir siyasal seçenek olamayacaktır.
Bu perspektiften hareketle SDP, bir kez daha tüm
demokrasi güçlerini; Kürt Sorunu'nda çözümsüzlüğe ve askeri vesayete son
verme güncel politik hedefiyle, darbe girişimlerine ve militarizme
karşı, emek düşmanı politikalara ve yaklaşmakta olan iktisadi krizin
faturasının emekçilere çıkartılmasına karşı, erkek egemen cinsiyetçi
politikalara karşı, devletçi laikliğe karşı, ekolojik sistemin kâr ve
savaş güdüleriyle fütursuzca tahrip edilmesine karşı yegane sol seçeneği
temsil eden; Kürt Özgürlük Hareketi ile sosyalistlerin ve en geniş
demokrasi güçlerinin biraraya geliş zemini olan “Çatı Partisi”nin
kuruluş sürecine katılmaya çağırıyor.
26 Haziran 2008
Ecevit Piroğlu
Sosyalist Demokrasi Partisi
Genel Başkan Yardımcısı