Geçen Çarşamba günü Diyarbakır’daydım. DTP’nin barış yürüyüşlerindeki
iki önemli etabından biri olan İstanbul yürüyüşüne katıldıktan sonra
Diyarbakır yürüyüşüne katılmak üzere kente gittim. 15 Haziran KCK’nın
ilan ettiği ateşkesin son günüydü. Kent kendini bu duruma göre
hazırlamıştı. Dünyada barışın anlamını en iyi bilen kentlerden birinin
Diyarbakır olduğuna hiç kuşku yok. Savaşırken direngen olan bu kent
barış isteminde de gayet ısrarlı ve militan. Bebesinden ihtiyarına adeta
tüm halkın ekmek ve su kadar günlük tayını olmuş barış istemi. Herkesin
dilinde, eyleminde ve gözlerinde barış ve demokrasi özlemi var.
Kente indikten kısa bir süre sonra önce onursal genel başkanımız Akın
Birdal ile ardından da diğer milletvekili arkadaşlarla buluştuk. Sabah
saatlerinden akşama kadar saat 6’da yapılacak olan eylemi, sohbet ederek
bekledik. Fikirlerimizi anlattık, yol arkadaşlarımızın fikirlerini
dinledik. Ayşe Zarakolu parkını ziyaret ettik ve sevgili Ayşe
Zarakolu’yu yanımızda oğlu Deniz olduğu halde yad ettik. Parkta Akın
Birdal’la Sırrı Sakık arasındaki tavla müsabakasını
-Akın abiyi tutarak-
izledik. Fakat sonuç bizim açımızdan hüsran oldu, maçı SDP olarak
kötü kaybettik. Ardından belki bu defa diye Büşra arkadaşımızın Sırrı
beyle yaptığı müsabakayı izledik ama onu da kaybettik. Maçı seyreden il
encümen azası arkadaşlara bu durum karşısında “hani bu mu
misafirperverliği Kürtlerin?” diye takıldık. Aldığımız cevap, “Akın bey
ev sahibidir, buranın vekilidir, asıl buralı olmayan Sırrı beydir”
oldu. Yani Diyarbakır misfirperverliğini göstermiş oluyordu.
Eylem saatinde il binasına geldiğimizde kadınların ağırlıkta olduğu
kalabalık bizleri zılgıtlarla karşıladı. Ardından il binasının yanından
geçen caddede kol kola girerek yürüyüşe geçtik. İzdiham halindeki kitle
yol boyunca açıklamanın yapılacağı noktaya kadar adeta aktı. Bir ara
bizim önümüze, barış talebini içeren pankart taşıyan analar geçti.
Birinin üç evladı birden gerillaydı, diğerinin iki evladı şehit
düşmüştü. Anaların barışa özlemleri ve coşkuları görülmeye değerdi.
Açıklamanın yapılacağı noktaya geldiğimizde başka kollardan gelen
kitlenin de orada birikmiş olduğunu gördük. Ardından otobüs üzerinden
gelen halkı selamladık, il başkanı ve eş başkanların konuşmaları ve
barış talepleri ile eylem sona erdi.
Kürtler gerçekten bir yalnızlık içindeler. Bu yalnızlığın temelinde
Türkiye’de ciddi bir politik hareketin bir türlü var olamaması yatıyor.
Böylesi önemli bir etkinliğe dahi bizim dışımızda katılım gösteren başka
örgüt yok. Bu bir şeylerin göstergesi olsa gerek. Bir düşünün savaşan da
Kürtler, barış isteyen de. Ve aslında Kürdistan’da yapılması gereken
şeylerin epey bir kısmı yapılmış bir noktaya gelinmiş durumda. Batıdan
ise ses çıkmıyor. Türkiye cenahında ancak kıpırtılardan bahsedilebilir,
orada ise mücadele çok boyutlanmış. Aklıma bir an Lenin’in Alman devrimi
hakkındaki gerçekleşmeyen beklentisi geldi. Sovyet deneyimi biraz da
Almanya’dan beklenen enternasyonalist destek ve dayanışmanın
gelmemesinden dolayı içe dönmüş ve zaman içinde akamete uğramıştı.
Buna tekrar müsaade etmemek
gerekir diye düşündüm.
SDP’nin Kürtler nezdinde elbette bir önemi var. Öncelikle epeyce
tanınıyor ve güven duyuluyor. Kuşkusuz bu yıllarca savunduğu ve
sürdürdüğü politik hattın bir sonucudur. Fakat kendi yetmezlikleriyle
yüzleşen Kürt yoldaşlarımız genelde enternasyonalist sosyalistlerden,
özelde de SDP’den çok şeyler bekliyor. SDP’den öncelikle çocukluk
aşamasını geçip erişkinliğe ulaşmasını bekliyorlar, kendi siyasal
görevlerinin üstesinden gelecek ve gerçek manada bir dayanışma gücü
haline gelebilecek bir SDP istiyorlar. Diyalektik olarak bir tohumun
filizlenmesi ve boy vermesi gibi kendi içindeki çelişkileri aşarak
yaşamı etkileyebilecek, değiştirebilecek bir güç haline gelebilecek bir
SDP istiyorlar. Diyarbakır’da yaptıklarını Türkiye’nin herhangi bir
metropolünde yapabilecek, işçi sınıfı ve kent yoksulları içinde
örgütlenmiş bir SDP istiyorlar. Bu istekler yalnızca onların istekleri
değil aynı zamanda bizim programımız ve yapmaya çalıştıklarımızdır. Zira
iki halkın mücadele birliği olmadan bu ülkede hiçbir şeyin değişmeyeceği
bilinmelidir. SDP büyümelidir. SDP’nin temel gündemi çoğalmak ve
örgütlenmek olmalıdır.
Stratejik ittifakın tek taraflı bir aşk olmaması için bu bir
zorunluluktur.