Diyarbakır İzlenimleri

17 Temmuz 2009

Rıdvan TURAN

Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkanı

 

Geçen Çarşamba günü Diyarbakır’daydım. DTP’nin barış yürüyüşlerindeki iki önemli etabından biri olan İstanbul yürüyüşüne katıldıktan sonra Diyarbakır yürüyüşüne katılmak üzere kente gittim. 15 Haziran KCK’nın ilan ettiği ateşkesin son günüydü. Kent kendini bu duruma göre hazırlamıştı. Dünyada barışın anlamını en iyi bilen kentlerden birinin Diyarbakır olduğuna hiç kuşku yok. Savaşırken direngen olan bu kent barış isteminde de gayet ısrarlı ve militan. Bebesinden ihtiyarına adeta tüm halkın ekmek ve su kadar günlük tayını olmuş barış istemi. Herkesin dilinde, eyleminde ve gözlerinde barış ve demokrasi özlemi var.

Kente indikten kısa bir süre sonra önce onursal genel başkanımız Akın Birdal ile ardından da diğer milletvekili arkadaşlarla buluştuk. Sabah saatlerinden akşama kadar saat 6’da yapılacak olan eylemi, sohbet ederek bekledik. Fikirlerimizi anlattık, yol arkadaşlarımızın fikirlerini dinledik. Ayşe Zarakolu parkını ziyaret ettik ve sevgili Ayşe Zarakolu’yu yanımızda oğlu Deniz olduğu halde yad ettik. Parkta Akın Birdal’la Sırrı Sakık arasındaki tavla müsabakasını  -Akın abiyi tutarak-  izledik. Fakat sonuç bizim açımızdan hüsran oldu, maçı SDP olarak kötü kaybettik. Ardından belki bu defa diye Büşra arkadaşımızın Sırrı beyle yaptığı müsabakayı izledik ama onu da kaybettik. Maçı seyreden il encümen azası arkadaşlara bu durum karşısında “hani bu mu misafirperverliği Kürtlerin?” diye takıldık. Aldığımız cevap, “Akın bey ev sahibidir, buranın vekilidir, asıl buralı olmayan Sırrı beydir”  oldu. Yani Diyarbakır misfirperverliğini göstermiş oluyordu.

Eylem saatinde il binasına geldiğimizde kadınların ağırlıkta olduğu kalabalık bizleri zılgıtlarla karşıladı. Ardından il binasının yanından geçen caddede kol kola girerek yürüyüşe geçtik. İzdiham halindeki kitle yol boyunca açıklamanın yapılacağı noktaya kadar adeta aktı. Bir ara bizim önümüze, barış talebini içeren pankart taşıyan analar geçti. Birinin üç evladı birden gerillaydı, diğerinin iki evladı şehit düşmüştü. Anaların barışa özlemleri ve coşkuları görülmeye değerdi.

Açıklamanın yapılacağı noktaya geldiğimizde başka kollardan gelen kitlenin de orada birikmiş olduğunu gördük. Ardından otobüs üzerinden gelen halkı selamladık, il başkanı ve eş başkanların konuşmaları ve barış talepleri ile eylem sona erdi.

Kürtler gerçekten bir yalnızlık içindeler. Bu yalnızlığın temelinde Türkiye’de ciddi bir politik hareketin bir türlü var olamaması yatıyor. Böylesi önemli bir etkinliğe dahi bizim dışımızda katılım gösteren başka örgüt yok. Bu bir şeylerin göstergesi olsa gerek. Bir düşünün savaşan da Kürtler, barış isteyen de. Ve aslında Kürdistan’da yapılması gereken şeylerin epey bir kısmı yapılmış bir noktaya gelinmiş durumda. Batıdan ise ses çıkmıyor. Türkiye cenahında ancak kıpırtılardan bahsedilebilir, orada ise mücadele çok boyutlanmış. Aklıma bir an Lenin’in Alman devrimi hakkındaki gerçekleşmeyen beklentisi geldi. Sovyet deneyimi biraz da Almanya’dan beklenen enternasyonalist destek ve dayanışmanın gelmemesinden dolayı içe dönmüş ve zaman içinde akamete uğramıştı.  Buna tekrar müsaade etmemek gerekir diye düşündüm.

SDP’nin Kürtler nezdinde elbette bir önemi var. Öncelikle epeyce tanınıyor ve güven duyuluyor. Kuşkusuz bu yıllarca savunduğu ve sürdürdüğü politik hattın bir sonucudur. Fakat kendi yetmezlikleriyle yüzleşen Kürt yoldaşlarımız genelde enternasyonalist sosyalistlerden, özelde de SDP’den çok şeyler bekliyor. SDP’den öncelikle çocukluk aşamasını geçip erişkinliğe ulaşmasını bekliyorlar, kendi siyasal görevlerinin üstesinden gelecek ve gerçek manada bir dayanışma gücü haline gelebilecek bir SDP istiyorlar. Diyalektik olarak bir tohumun filizlenmesi ve boy vermesi gibi kendi içindeki çelişkileri aşarak yaşamı etkileyebilecek, değiştirebilecek bir güç haline gelebilecek bir SDP istiyorlar. Diyarbakır’da yaptıklarını Türkiye’nin herhangi bir metropolünde yapabilecek, işçi sınıfı ve kent yoksulları içinde örgütlenmiş bir SDP istiyorlar. Bu istekler yalnızca onların istekleri değil aynı zamanda bizim programımız ve yapmaya çalıştıklarımızdır. Zira iki halkın mücadele birliği olmadan bu ülkede hiçbir şeyin değişmeyeceği bilinmelidir. SDP büyümelidir. SDP’nin temel gündemi çoğalmak ve örgütlenmek olmalıdır.  Stratejik ittifakın tek taraflı bir aşk olmaması için bu bir zorunluluktur.