SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan'ın
BARIŞ YÜRÜYÜŞÜ Basın Toplantısı:
Barış Yürüyüşçülerimizin Yolu Açık Olsun!
27 Ağustos 2009
Başbakanın, “’PKK terör örgütüdür’ demedikçe görüşmem” dediği DTP ile,
başbakan olarak olmasa da iktidar partisi genel başkanı sıfatıyla
görüşmesi ve ardından meclis grubunda bazı vekillerin ağlamasına neden
olan konuşması, Kürt sorununda demokratik çözüm yanlısı geniş toplum
kesimlerinde nihayet bir diyalog ortamının oluşmaya başlaması anlamında
genel olarak olumlu ve umutlu bir hava yaratılmasına yol açtı.
Her ne kadar bu süreçte muhalefet partileri MHP ve CHP, Kürt sorununda
çözümsüzlük siyasetini, geleneksel inkarcı anlayışın sözcülüğünü bildik
milliyetçi söylemle sürdürmeye kararlı görünmekteyseler de barış ve
demokratik çözüm umudunun geniş kitleler tarafından paylaşılmasını
engellemeleri olanaklı görünmemektedir. MHP ve CHP’nin misyonları,
barışı ve çözümü her ne pahasına olursa olsun engellemek için, devlet
içindeki statükocu/militarist güçlerin has temsilciliğini yapmaktır.
Değerli basın mensupları, değerli kurum temsilcileri,
Geniş kesimlerde var olan barış ve demokratik çözüm umuduna karşın
hükümetin henüz bu konuda somut bir adım atmadığı görülmektedir. Şu ana
kadar çeşitli kurum ve kanaat önderleriyle azımsanmaz sayıda görüşme
yapılmış olsa da, bazı köy isimlerinin halk tarafından eski haline
çevrilmesine devletin ses çıkarmaması, cumhurbaşkanının Norşin adını
telaffuz etmesi, Diyarbakır cezaevinin kapatılacağı söylentisi ve bol
miktarda olumlu mesaj dışında somut bir durumdan ne yazık ki
bahsedilememektedir. Operasyonlar hala sürmekte, gençler hala kara
toprağa düşmektedir.
Esasen bu süreçte gerçek bir diyalog ve müzakere ortamının başlayıp
başlamadığını belirleyecek olan, Öcalan’ın açıklayacağı “yol
haritası”nın ardından hükümetin hangi somut adımları atacağıdır. Şu an
itibarıyla hükümet, Öcalan’la görüşmenin, onun yol haritasının dikkate
alınmasının olanaksızlığına dair sıklıkla vurgu yapmaktadır.
Hükümet sözcüleri, “Öcalan’ın muhatap alınması mümkün değil, terörist
başıyla, terör örgütüyle konuşulması mümkün değil” demektedir. Bugün
beğenilsin ya da beğenilmesin Öcalan bu sorunda aktif bir siyasal
öznedir ve çözüm gücüne sahiptir. İstediğiniz kadar muhatap değildir,
olamaz deyin, dediklerini beğenin ya da beğenmeyin, bu böyledir. İki
haftadır tüm kamuoyunun ve siyaset kurumunun yol haritası açıklamasına
kilitlenmesi, ipuçları üzerine dahi tüm köşe yazarlarının kalem
oynatması bu önemin göstergesi değil midir? Eğer Öcalan önemsiz,
söyleyecekleri de değersiz olsaydı MGK toplantısından önce açıklama
yapmasın diye avukatları engellenir miydi? Devlet televizyonlarında
Öcalan’dan bahsedilirken yapılan ‘sayın’ vurgusu -spikerin ağzından
kaçmış da olsa- bir şey anlatmıyor mu? Barışın diliyle konuşulacaksa
Öcalan muhatap alınmalıdır. Hükümet dün çözülemeyeni bugün çözmeye
talipse, imkansız görüneni de yapmaya talip olmalıdır. Mesele risk alma
meselesidir ve büyük işler yapmanın da başka yolu yoktur.
Değerli basın mensupları ve kurum temsilcileri,
Öcalan son görüşmesinde yeni bir dönemin
başladığını, bu yeni dönemin Cumhuriyetin kurulması kadar önemli
olduğunu söyledi. Demokratik bir toplumun inşa edileceğinden, Türkiye
toplumunun demokrasiyi, demokrasi kültürünü öğreneceğinden bahsetti.
Devlete ilişkin değerlendirmeler yaptı, çözümün demokratik Kürt halkının
kuruluşuyla mümkün olduğuna işaret etti. Eğer koster bozulmasaydı belli
ki daha kapsamlı değerlendirmelere de ulaşabilecektik. Ancak yol
haritasının esas felsefesi ortadadır. Yani kilidi açacak olan anahtarın
ne olduğu bellidir. Bu anahtar demokrasidir. Demokratik bir toplumun
inşasıdır. Şu ana kadar geçen süreç dikkate alındığında hükümetin henüz
böyle bir tutum içinde olmadığı görülmektedir. Dünyanın hiçbir ülkesine
demokratik haklar kendiliğinden gelmemiştir. Demokratik standartları
bizden daha yüksek olan tüm ülkelerde demokratik haklar ciddi
mücadelelerin, ödenen bedellerin sonucunda ortaya çıktı. Bu ülke şimdi
böyle ciddi bir şansa sahipir, yıllardan bu yana verilen mücadele
demokratikleşme açısından bir olanaktır. Öcalan’ın demokratik bir
toplumun inşasına ilişkin vurgusu böylesi bir derinlik taşımaktadır. Bu
vurgu ‘şu hak verilsin bu hak verilsin’ demekten daha anlamlı ve sonuç
alıcıdır. Bu, ülkede demokrasiyi yeniden inşa etme projesidir.
Değerli
arkadaşlar
Ancak bu haliyle
“Kürt Açılımı” Türkiye devletinin kendi kurumları arasında ve ABD, Irak
ve Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle çoğu kapalı kapılar ardında yürütülen
müzakerelerde varılan uzlaşma unsurlarını içermekten öte bir anlam ifade
etmemektedir. Devlet kendi yol haritasını dünyanın ve bölgenin egemen
güçleriyle görüşerek kendince çizmiş, şu ana kadar ne Kürt halkının
temsilcilerinin ne de demokrasi ve barış güçlerinin temsilcilerinin
somut öneri ve talepleri dikkate alınmıştır. Basında yer alan
haberlerden Genelkurmay ve MİT’in katılımıyla sürdürülen çalışmalarda
anadilde eğitim, özerklik, operasyonların durdurulması gibi konuların
“kırmızı çizgi” olduğu, Kürtçe yer isimleri, üniversitelerde Kürt dili
bölümleri, Kürtçe yayın gibi konularda açılım planlandığı
anlaşılmaktadır.
ABD’li ve Irak’lı yetkililerle 10 aydır yürütülen ve ana gündem maddesi
“PKK’nin tasfiyesi” olan üçlü mekanizma toplantılarının sonuncusu,
bizzat içişleri bakanının katılımıyla “Kürt Açılımı”nın yalnızca bir gün
öncesinde Ankara’da toplanmıştır. Bu şu anlama gelmektedir: PKK’nin
aylardır uyguladığı ve en son 1 Eylül’e kadar uzattığı tek taraflı
ateşkes anlamına gelen çatışmasızlık kararına devlet operasyonları
durdurarak karşılık vermek ve böylece diyalog ortamına zemin hazırlamak
yerine “sınır ötesi” bombalamaları sürdürmekte, sınıra yığınak yapmakta
ve PKK’yi tasfiye etmek için ABD, Irak ve Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle
ayrıntılı planlar hazırlamaktadır.
Değerli basın mensupları
2007 Mayıs’ında ve Kasım’ında, Dolmabahçe’de ve Beyaz Saray’da
anahatları belirlenen ABD-AKP -TSK mutabakatının, ABD’nin Ortadoğu ve
Irak’taki çıkarları doğrultusunda belirlenen ve sonradan “Kürdistan
Üzerinde Çatışmayı Önlemek” başlığıyla raporlaştırılan metindeki yol
haritası üzerinden şekillendirildiği her geçen gün daha da
netleşmektedir. Bu mutabakatın temel unsurlarını, Kürdistan bölgesel
yönetimiyle yakınlaşma ve Kürt özgürlük hareketinin tasfiyesi
oluşturmaktadır. Kürt özgürlük hareketini tasfiye hamlesi, genel
seçimlerden sonra “kaleleri düşürmekten” bahsetmeye başlamış olan
AKP’nin 29 Mart yerel seçimlerinde Kürt özgürlük hareketinin kitle
desteğini zayıflatma girişiminde mutlak bir başarısızlığa uğramasıyla
ağır yara almıştır, ama Washington-Bağdat-Erbil hattında kurulan dağ
kadrosunu tasfiye hamlesi ince ince planlanarak yürürlüğe konmaya
çalışılmaktadır.
Washington-Ankara-Bağdat-Erbil hattı Kürt sorununda demokratik bir çözüm
için değil, demokratik çözüm için sıkıştıran özneyi tasfiye etmek için
kurulmuştur. Kürt özgürlük hareketini bastırdıktan sonra Kürt sorununda
demokratik çözüm için basıncın da doğal olarak ortadan kalkacağı
varsayılmaktadır. PKK’yi çözerek Kürt sorununu “çözmeye” çalışmak,
sorunun tarihsel özünü anlamamak demektir.
Kürt sorunu gibi
85 yıllık tarihsel bir soruna demokratik bir çözüm yolunu açmak sorunun
köklerine eğilmekten, tarihsel yanlışları aşmaktan geçer.
Sorunun temelinde Anadolu ve Mezopotamya halklarından oluşan
zengin mozaiği tek bir politik kalıba dökerek tek millet, tek dil,
imtiyazsız-sınıfsız bir toplum yanıltmacası yaratmaya dayalı şoven
milliyetçi ideoloji, asimilasyoncu ve inkarcı politikalar yatmaktadır.
Bütün tarihsel süreç boyunca Kürtlerin özgürlük talepleri zor yoluyla
bastırılmıştır. Sorun bir “terör sorunu” değil, demokrasi sorunudur.
Sorunun kaynağında demokratik barışçıl yöntemlerin devre dışı
bırakılması yatmaktadır. Sorunun özünü Kürt halkının kolektif varlığı ve
kimliğinin tanınmaması, kendi siyasi geleceğini özgür iradesiyle
belirleme hakkının reddedilmesi oluşturmaktadır.
Değerli basın
mensupları, değerli arkadaşlar,
Savaşın ve çatışmanın dili hakimse barış
konuşulamaz. Mermi ve bomba sesleri arasında konuşulsa da duyulmaz.
Barış konuşulacaksa, o savaşlardan çok şeyler öğrenmiş ve kendini yeni
bir fonetikle, yeni bir semboller dizgesiyle yeniden kurmuş olan barışın
dili ve kavramlarıyla konuşulmalıdır. Barış yeni bir algıya, yeni bir
bakış açısına ihtiyaç göstermektedir.
Emine Ayna’nın sert
bir üslubunun barışın önünde engel olduğunu söylemek, Eruh’ta yapılan
festivalin barışı baltaladığından bahsetmek, 33 kurşun anıtının şansı
fazla zorlamak olduğunu vurgulamak bu yeni algı ve bakış açısına sığan
şeyler değildir. Mesele zaten tam da budur. Bu halkın siyasi bir
temsilcisi olarak Emine Ayna’nın sert fakat, tarihsel ve siyasal olarak
son derece haklı üslubuna empati yapamıyorsanız, Eruh festivaline
tolerans gösteremiyorsanız daha beteri askeri kışlaya katil general
Muğlalı’nın adının verilmesinde beis görmüyor ama gariban, günahsız 33
Kürt köylüsünün anıtının dikilmesini “şansı zorlamak” olarak
değerlendiriyorsanız barışı sözde savunuyor, özde savunmuyorsunuz
demektir. Zaten Kürt sorunu da bu tahammül gösteremediklerinizdir.
Kürt sorununun
çözümünde göstermelik, güvenceden yoksun, kolektif hakları tanımayan
girişimler ancak Kürtleri ve demokratik kamuoyunu kandırmaya yönelik
olacaktır. Devlet bu zamana
kadar demokratik ve siyasal yoldan bu sorunu çözmek için adım
atmamıştır. Şimdi önemli bir momentteyiz. Artık çözümsüzlük politikaları
sürdürülemez, halklarımızın demokratik çözüm talepleri ve beklentileri
göz ardı edilemez hale gelmiştir. Açıktır ki bu sorun çözülmeden bu
sorunun ortaya çıkardığı durumlarla başa çıkılamaz. Sonuçlarla
uğraşılarak ilerleme sağlanamaz, esas olan, nedeni ortadan kaldırmaktır.
Şimdi atılması gereken öncelikli adım, “silahların karşılıklı olarak
susturulmasıdır”. PKK’nin ilan
ettiği tek taraflı ateşkese cevap verilmelidir. Öcalan’ın önereceği yol
haritası dikkate alınmalıdır. Bu savaş devam ederse tarih önündeki
sorumlular elbette bu sürece gereken önemi vermeyen devlet ve hükümet
yetkilileri olacaktır. Akacak kanın sorumluları barış ve kardeşlik elini
tutmayanlar olacaktır.
Kürtlerin yanı sıra Türkiye'deki diğer farklı kimliklerin varlığının
tanınmasından, temel hak ve özgürlüklere kadar yapılacak tüm
düzenlemeler, yeni demokratik, katılımcı bir anayasayı zorunlu
kılmaktadır. Demokratik haklar ve kazanımları görmezden gelen 12 Eylül
Anayasası ve kurumları lağvedilmeli, darbeci anayasayla ve yarattıkları
kurumlarla topyekun hesaplaşılmalıdır.
Antidemokratik ve
asimilasyoncu yasa ve anayasa maddeleri yerli yerinde dururken, yerel
seçimlerin ardından başlatılan baskın ve gözaltı terörüyle DTP
sindirilmeye çalışılırken, Kürt çocukları onlarca yıl hapis tehdidiyle
cezaevlerine doldurulurken, DTP üyeleri Beytüşşebap’ta kafaları
ezilerek, Iğdır’da özel tim eliyle yargısız infaz edilip dereye atılarak
90’lı yıllardaki gibi katledilmeye başlamışken, “açılım”ın “çözüm”e
evrileceği beklentisi yaratılamaz. Eğer bir diyalog ortamı için güven
artırıcı zemin hazırlanmak isteniyorsa, önce bu konularda adım
atılmalıdır.
Değerli basın
mensupları, değerli arkadaşlar
Sosyalistlerin ve demokrasi güçlerinin bu süreçte üzerine düşen tarihsel
ve ertelenemez bir görev vardır. Bu görev Kürt sorununun demokratik
çözümü için işçiler, emekçiler ve kent yoksulları içindeki çalışmaları
derinleştirmek, siyasal demokrasi mücadelesini yükseltmek ve bütün
olanakları seferber ederek Kürt özgürlük hareketi ile dayanışma
içerisinde olmaktır. Demokrasi güçleri, Eylül ayından sonra çözüm için
bir adım atılmadığı takdirde, gelişecek sürecin tehlikelerine şimdiden
hazırlıklı olmalı ve bu tehlikeyi bertaraf etmek için tedbirler
geliştirmelidir.
SDP kalıcı bir
barışın asgari imkanlarının şu öncelikli adımlarla yaratılabileceği
düşüncesindedir:
1)
“Çatışmasızlık” sürecine yanıt olarak operasyonlara, sınır boylarına
askeri yığınak yapmaya ve savaş dönemine özgü politikalara son
verilmelidir. Böylece karşılıklı güven verici adımların atılmasının yolu
açılacaktır.
2) Çözümün yolu
Washington-Bağdat-Erbil üçgeninden değil, Ankara-Diyarbakır arasında
kurulacak barış ve kardeşlik köprüsünden geçer. Muhatap Kürt halkı, onun
politik iradesi Kürt özgürlük hareketi ve önderliğidir.
3) Koruculuk başta olmak üzere tüm özel savaş birimleri dağıtılmalı, göç
edenlerin yurtlarına dönmesi sağlanmalı, zararları tazmin edilmelidir.
4) Farklı
düşüncelerin ve çözüm önerilerinin ifade edilmesinin önündeki yasal
engeller hızla kaldırılmalı ve özgür tartışma ortamının sağlanmasının
imkanları yaratılmalıdır.
5) Öcalan’ın
mevcut statüsü köklü bir biçimde iyileştirilerek değiştirilmeli, siyasi
tutsaklar serbest bırakılmalıdır.
6) Kamu/özel
ayrımı yapılmaksızın tüm kurumlarda anadilde eğitim olanağı
sağlanmalıdır.
7) Kürtlerin
kolektif varlığı, kimliği, dili kabul edilmeli ve temel kolektif
haklarının iade edileceği ilan edilmeli, demokratik, özgürlükçü,
eşitlikçi bir anayasa ve bu anayasanın gerektirdiği yasal düzenlemelerin
yapılmasına başlanmalıdır.
Sosyalist Demokrasi Partisi, Kürt sorununun demokratik çözümü için
mücadeleyi sınıf mücadelesinin ertelenemez görevleri arasında görmekte
ve Kürt sorununun çözüm mecrasına girebilmesi için bugünkü koşullarda
demokratik açılımların gerçekleştirilmesi gerektiğine inanmaktadır.
Sosyalist Demokrasi Partisi, sorunun demokratik çözüm yollarını tıkayan,
çözüm diyerek inkar ve imha konseptinde direnen tüm anlayışlara karşı
halkların eşit ve kardeşçe yaşamının gerçekleşmesi için üzerine düşen
her türlü görev ve sorumluluğu yerine getirmeye hazırdır...
Değerli basın mensupları
Kritik önemde olan önümüzdeki aylarda, demokrasi güçleri çok önemli
sorumluluklarla karşı karşıyadır. “Açılım”ın demokratik çözüm
doğrultusunda evrilmesi, emek, barış, özgürlük güçlerinin çabasına,
mücadeleleriyle bu süreci demokratikleşme yönünde belirleyebilmesine
bağlıdır. Bu açıdan SDP, İstanbul başta olmak üzere tüm bölgelerden, en
yetkili ağızdan yukarıdaki talepleri bizzat içişleri bakanına iletmek
için Ankara’ya yürüyerek gitmek ve geçtiği tüm illerdeki barış
güçlerinin katkısıyla süreci güçlendirmek amacındadır.
İşçilerden, emekçilerden, gençlerden, kadınlardan
oluşan barış yürüyüşçüleri yarın yani 28 Ağustos Cuma günü saat 12:00 da
Kadıköy rıhtımda gerçekleştireceği uğurlama sonrası yola çıkacaktır.
Barış yürüyüşçülerimizin yolu açık olsun.
BARIŞ ve KARDEŞLİK için KÜRT SORUNUNDA
DEMOKRATİK ÇÖZÜM YÜRÜYÜŞÜ
FOTOĞRAF
GALERİSİ
|