Bir kez daha faşist linç kıtalarının milliyetçi
ve ırkçı hezeyanlar eşliğinde Kürtlere yönelik kitlesel linç
saldırılarına tanık olmaktayız. Bursa İnegöl’de faşist güruhlarca
Kürtlere ve işyerlerine yönelik linç girişimine dönüşen saldırıların
hemen ardından, Hatay’ın Dörtyol ilçesinde de polis aracına yapılan
bir saldırıyı bahane ederek ilçede yaşayan Kürtlere yönelik kitlesel
saldırıların organize edilmiş olması, sonucu vahim gelişmeleri
tetikleyecek bir kaotik sürece doğru hızla yol alındığını
gösteriyor.
Bu saldırılar, kitlesel linç girişimleri
bizatihi faşist güruhlarca organize edilmiş olsa da, Kürt sorununu
sinsi planlarının, oyalama taktiklerinin ve dar parti çıkarlarının
bir aracı olarak kullanan AKP hükümeti kendini sorumluluktan
kurtaramaz. Bu saldırıların birinci dereceden politik sorumlusu
Erdoğan ve hükümetidir. Özellikle askeri ve siyasi operasyonlarla
savaşı tırmandıran ve yeni özel savaş aygıtlarını devreye sokan,
faşist güçlerin milliyetçi hezeyanlarına boyun eğen, barışçıl ve
demokratik çözüm yollarına sırtını dönen ve linç girişimleri
karşısında seyirci koltuğuna oturan Erdoğan hükümeti, kendini
politik sorumluluktan kurtaramaz.
“Milli refleks” olarak olağanlaştırılan
ırkçı-faşist tertip ve tezgahlar İnegöl ve Dörtyol’da, 6-7 Eylül
olaylarını çağrıştıran vahim bir tablo ortaya çıkarmıştır. Tarihteki
6-7 Eylül, Kanlı Pazar, Maraş ve Çorum Katliamları, Sivas Kıyımı
gibi derin devlet provokasyonları, bu ülkede düzenin tehdidi olarak
görünen toplumsal muhalefet güçleriyle nasıl hesaplaşıldığının iyi
bilinen örnekleridir. Şimdi, bu kanlı tertiplerin sonuçlarından
hiçbir ders çıkarılmamış olduğu gerçeğiyle yüz yüzeyiz.
İnegöl ve Dörtyol’da BDP binalarına yönelik
saldırı ve kundaklama sonucu ağır hasarın ortaya çıkması bu
saldırıların kendiliğinden bir infialden ziyade, tek merkezden
yönlendirilen örgütlü güçlerin işi olduğunu göstermektedir.
İnegöl için valinin ‘vatanını milletini
sevenler’ yakıştırması ile Dörtyol için MHP başkanının ‘haklı bir
infial’ safsatası, MHP ve CHP’nin bu katliam girişimlerini AKP’nin
tasfiyeden başka bir şey olmadığı herkes tarafından çoktan
anlaşılmış ‘açılımını’ hedef göstererek meşrulaştırmaya
çalışmaları, Kürt illerinde bizzat resmi devlet güçleri eliyle
uygulanan şiddetin, batı illerinde “taşeron”laştırılmaya
çalışıldığının bariz göstergeleridir.
Erdoğan ve hükümetini bir kez daha uyarıyoruz.
Bundan böyle batı illerinde Kürtlerin can ve mal
güvenliğine yönelik her yeni saldırının, her yeni linç girişiminin
tetikçisi bu faşist güruh olsa da, yaşanacak bütün olumsuz
gelişmelerin sorumlusu, gerekli önlemleri almayan, Kürtlerin can ve
mal güvenliği için kılını kıpırdatmayan AKP hükümeti olmaya devam
edecektir.
Kürt halkının yalnız olduğunu düşünenler
yanılıyorlar. Kürt halkı yalnız değildir. SDP her ne olursa olsun
kardeş Kürt halkının yanında olacak, onun haklı ve meşru davası
uğruna mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir.