SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ


FİLİZ KOÇALİ


Çatı Partisi: Güncelliğini Yitirmeyen Öneri


5-11 Mayıs 2008, Yeni Bakış


 

Çatı Partisi hakkında çok konuştuk. Çok tartıştık. Artık iş yapma zamanı. İlgili hiç kimsenin artık Çatı Partisi konusunda treni sallamaya tahammülü kalmadı. Bu da şaşırtıcı değil. Çünkü Çatı Partisi sorunu, sıradan bir işbirliği sorunu değil. Türkiye’nin bugün içinden geçtiği darbe sürecine ve kaosa dönüşmesi muhtemel siyasal krize demokratik yanıt verme sorunu... Öyle olduğu için Çatı Partisi sorununda iş yerine sürekli “müzakere” ve sürekli “arayış” affedilmez bir hata olur.

Hata yapmamalıyız.

Çatı Partisi’nin başlıca somut ve reel güçleri artık ortaya çıkmıştır. Bunlar başta DTP, SDP, EMEP’tir. ÖDP’de de Çatı Partisi sorunu canlı tartışmalara konu olmakta. EHP gibi örgütler Çatı Partisi’ne ciddi ilgi duymakta. 

Çatı Partisi yalnızca Kürt özgürlük hareketi ile Türkiye’deki sosyalist partilerin meselesi değil. Böyle bir bileşim dar olduğu için değil, ama Çatı Partisine ilgi duyanlar yalnızca bunlardan ibaret olmadığı için Çatı Partisi yalnızca bize ait bir sorun değil.

Örneğin, AB ekseninde dönüşümleri savunan sol liberal eğilimin temsilcileri bizce Çatı Partisi’nin potansiyel güçleri arasında yer alıyor. Bu çevreler üzerinde etkide bulunan sol, demokrat aydınların Çatı Partisinde bizlerle eşit haklı bileşenler olarak yer almaları gerekir. 

Türkiye’de şu anda İslami referansları olan bir parti hükümette. Bu hükümete yalnızca sosyalistler ve Kürt özgürlükçüleri karşı çıkmıyor. Yine İslami referansları olan, aynı zamanda demokratik özgürlükleri savunan çevrelerden de AKP’ye ciddi itirazlar geliyor. Bize göre Çatı Partisi bu çevreleri saflarında birleştirmelidir. 

Sınıfsal açıdan farklı çıkarları savunan güçlerin arasında ortak noktaları bulmak her zaman çok zor olmuştur. Üstelik böyle cephe taktiklerinin sosyalistler açısından taşıdığı saptırıcı tehlikeleri de unutmamak gerekir. Sorun şurada: Sosyalistler hem böyle esnek ve riskli taktikleri uygulayıp, hem de sosyalist ilkelerini koruyabilirler mi? Bu soruya sosyalist ilkelerinden emin olmayanlar olumsuz yanıt verirler.

En geniş güçleri birleştirme sorunu, somut ortak hedeflerin varlığı durumunda çözüm bulabilir. Bugün gerçekten de sol liberalleri, demokrat Müslümanları, sol aydınları, Kürt özgürlükçülerini ve sosyalistleri, bu arada başı örtülü ve başı açık kadınları, ezilen aleviyle sünniyi tek bir Çatı Partisinde cephe birliğine çekmek mümkün müdür? Nasıl?

En geniş güçlerin cephesi olarak Çatı Partisini kendi “öz partisi” sananlar için bu soru yanıtsız kalmaya mahkûmdur. Biz ise böyle geniş bir cephenin Çatı Partisi formunda kurulmasını yalnız zorunlu bir politik görev olarak görmüyoruz, aynı zamanda böyle bir cephenin mümkün olduğunu savunuyoruz. 

Birbiriyle farklı çıkarlara, farklı ideolojik referanslara ve farklı politik hedeflere sahip sayılan güçler arasında cephe birliğini sağlamak ve onları Çatı Partisinde bir araya getirmek, Çatı Partisinin önüne koyacağı somut ve güncel hedeflere, bu hedefler uğrunda mücadeleye katılan kitlelerin sınıfsal konumuna ve çağdaş dünyanın yeni ve keskin çelişkileriyle ilgili izlenecek yola sıkı sıkıya bağlıdır. Şöyle:

Elbette hiç kimse, Çatı Partisi’nin programına sosyalizm hedefini koymayı düşünmez. Ama bu, Çatı Partisi’nin sosyalist olmasa da, sosyalizme açık bir parti olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Nedir bunun güvencesi? Bu güvence, Çatı Partisinde sosyalistlerin yer alacak olmasıdır. Onların geniş ve kitlesel bir emekçi tabanı bugün için yoktur. Ama bu yarın olmayacak anlamına gelmez. Boş bir iddia değildir bu. Çünkü geçmişte sosyalistler milyonlarca emekçiye öncülük etme deneyimine sahipler. Ve daha da önemlisi, ancak sosyal şovenlerin inkâr ettiği bir gerçek var: Kürt özgürlük hareketi güçlü bir sosyalist damara sahiptir. Onun milyonları bulan kitle tabanı Türkiye’nin en yoksul kitleleridir, işçilerdir, emekçilerdir.

Önümüzdeki soru şudur: Oluştuğu zaman milyonlarca emekçiye dayanacak olan Çatı Partisi bu emekçilere nasıl bir politik hedef göstermelidir? Bizce bu hedef, bu emekçilerin sınıfsal çıkarları uğrunda, iş için, aş için,  parasız eğitim ve sağlık için, neoliberalizmin onları sefalete iten bütün sonuçlarına karşı yürüttükleri savaşın önünü açan bir hedef olmalıdır.

Bize göre bu politik hedef, “askeri vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe son vermek”tir. Metropollerde böyle bir demokrasi uğrundaki mücadele, DTP’nin Kürt coğrafyası için savunduğu politik hedefle, yani “demokratik özerklik”le tam bir uyum içindedir. Kürt özgürlük hareketi bu ikili yapıyı, “tek devlet iki demokrasi” formülüyle temellendiriyor. Biz SDP olarak benzer bir şekilde, politik süreçlerin eşitsiz geliştiği iki ayrı bölgeden, iki bölgede iki ayrı taktikten, ancak tek bir oligarşik iktidara karşı ortak mücadeleden söz ediyoruz.

“Askeri vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe son verme” hedefinin çok geniş güçleri birleştirme yeteneğinde olduğu çok açıktır. Özelleştirmeye karşı savaşan işçiyle, AB hedefini savunan liberal böyle bir politik hedefte geçici de olsa, birleşebilir. Özelleştirmeye karşı savaş işçi, bu hedeflere ulaşmanın, onu sosyalizm hedefine yakınlaştıracağını, liberal ise bu hedeflere ulaşmanın onu AB hedefine yakınlaştıracağını bilir. Sorun şurada: Hem bilinçli işçi, hem de bilinçli liberal bu hedeflere ulaştıktan sonra, yolların keskin bir şekilde ayrılacağını da bilir. 

“Vesayet ve çözümsüzlüğe karşı mücadele liberali AB’ye yakınlaştıracaksa, ben bu mücadeleyi yürütmem” denebilir mi? Böyle düşünenler vardır: Bunlar Ergenekon’un potansiyel yedek gücü olan ulusal-solculardır. Bu mantıkla düşünen “liberal”ler de vardır. Bunlar, yalnızca vesayetçi rejime karşı çıkmakta, ancak Kürt sorununda çözümsüzlük politikasını ise desteklemektedirler. AKP’ye kayıtsız şartsız destek veren liberallerin durumu budur.

Hiç kuşkusuz Çatı Partisi’nde çok geniş güçleri yanyana getirecek olan yeni çağdaş olgulara da değinmek gerekir. Kürt özgürlük hareketinin de stratejik değer verdiği ekolojik sorunlar, en geniş güçleri birleşmeye zorlayan çok önemli sorunlardır. Ekolojik sorunların ortaya çıkmasından kapitalizm ve sermaye sınıf suçludur elbette. Bu kapitalizmin eleştirisi bakımından büyük öneme sahip bir tezdir. Ama aynı zamanda kapitalizmin yarattığı ekolojik sorunlar, sınıf farkı tanımadan tüm insanlığı tehdit etmektedir. İşte bu sonuç, kapitalist sınıfın bağrına doğan aydınları, kendi sınıflarından kopmaya ve tüm insanlığın geleceği adına ekolojik sorunlarda savaşan güçlere katılmaya teşvik eder. O nedenle Çatı Partisi’nin programında ekolojik sorunlara geniş ölçüde yer vermek, çıkarları sermaye sınıfından yana olmakla birlikte önemli kesimleri, ekolojik bilinçleriyle ezilenlere yaklaştırmamıza yardım edecektir.

Ve nihayet, toplumun yarısını oluşturan kadınları, aralarındaki sınıfsal ve ideolojik farkları adım adım aşarak, cinsiyetçiliğe karşı mücadele programımızla Çatı Partisi saflarında birleştirme perspektifimizden de söz etmemiz gerekir. Bu konuda metropollerde yarattığımız birikim ve Kürt kadınlarının uyanışının göz kamaştırıcı boyutları bizi Çatı Partisi’nde kadınları birleştirme konusunda cesaretlendiriyor.

Farklı çıkarlara, görüşlere, hedeflere sahip partilerin, güçlerin, çevrelerin böyle bir aktüel politik ve global nitelikli hedefler ve sorunlar çevresinde birleşmeleri, aynı zamanda örgüt modeliyle de ilgili bir sorundur.

Çatı Partisi, “ortak bir parti” değildir. Bir ittifak, işbirliği, eylem birliği hareketinin parti formunda örgütlenmesinden ibarettir. Buna katılacak güçler, kurdukları ilişkiyi stratejik bir ilişki, taktik bir ilişki, geçici ve koşula bağlı bir ilişki olarak formüle etme özgürlüğüne elbette sahiptirler. SDP açısından, Çatı Partisinde Kürt özgürlük hareketi ile kurulacak ittifak stratejik düzeydedir. Bir liberal çevre Çatı Partisi’ne girerken, bizimle kurmak zorunda kaldığı ilişkiyi, son derecede geçici bir işbirliği ilişkisi olarak yorumladığı zaman, biz bu yorumu yadırgamayacağız.

İşin bir boyutu bu. Diğer boyutu ise, Çatı Partisi’ne katılacak olanların örgütsel bağımsızlıklarını koruyacak olmalarıdır. Bu sanıldığından kolay bir yöntemle gerçekleşebilir. Çatı Partisi’nin örgütsel iskeleti, katılacak olanların verecekleri üyelerle yukardan aşağıya kurulur. Onun kitlesel gücü ise, her katılan bileşenin üyelerinin Çatı Partisi’ne onursal üyeler olarak katılmasıyla aşağıdan yukarıya sağlanır. Katılanlar bu yolla, kendi programlarını, tüzüklerini, örgütlerini, üyelerini korurlar. Katılmak gönüllü olduğu gibi, ayrılmak da gönüllü olur. Kısaca Çatı Partisi’nin bileşeni olmak, kimilerinin düşündüğü gibi, “geriye dönüşü olmayan bilinmez bir yol” değildir. Kısaca “korkulacak” bir şey yoktur.

Çatı Partisi, belirttiğim gibi bir cephe modeli olarak sunulmuştur. Ne var ki, bu düşüncenin ilk kez ortaya atıldığı 2002’den beri, Çatı Partisi tartışmaları sürekli olarak seçim işbirlikleri hakkındaki tartışmalarla iç içe geçirilmiştir. Çatı Partisi düşüncesini zayıflatan başlıca yanlış, onu seçim işbirliği düzeyine indirmek olmuştur. Şu sıralar, Çatı Partisi’ni oluşturma yolunda atılacak adımları geciktirmek, bir kere daha bizi seçim işbirliklerinin tartışıldığı bir ortama sürükleyeceğe benziyor. Biz geciktikçe, yerel seçimler yaklaşıyor. Eğer Çatı Partisi sorunu şu sıralarda netleşmezse, bir kere daha seçim pazarlıklarının konusu haline gelerek çürüyecektir.

Çatı Partisi, asgari olarak yerel seçim işbirliğini hedef almamalıdır. Çatı Partisi’nin minimum hedefi, şu anda içinden geçtiğimiz yargısal, hukuksal “darbe süreci” ve politik krize demokratik alternatif yaratmaktır. Bu, Çatı Partisi’nin CHP ve MHP’yi saf dışı bırakarak ana muhalefet partisi düzeyine yükselen bir güç haline gelmesiyle olur. Bu mümkündür. TBMM’deki grup, Çatı Partisinin gücünü arkasına aldığı gün AKP hükümetinin ve onu tasfiye etmeye çalışan Ergenekon destekli vesayetçi güçlerin karşısında gerçek ana muhalefet grubu olacaktır. DTP’nin kapatılmak istendiği, bunun AKP’nin kapatılma sürecine eşlik ettiği koşullarda krize Çatı Partisiyle müdahale etmenin tahmin edilenden çok daha ciddi sonuçları olacaktır.

Çatı Partisi’nin metropollerdeki hedefi bize göre, darbe sürecini yenilgiye uğratmak, vesayetçi güçleri tasfiye etmek, bunlarla uzlaşan AKP’yi yalıtmak, Kürt sorununda çözümsüzlük siyasetine son vermek olmalı... Çatı Partisi Kürt coğrafyasında ise, Kürt özgürlük hareketiyle omuz omuza hareket etmeli, devletin has partisi haline gelen AKP’yi asıl hedef almalı, Kürtler nasıl istiyorlarsa öyle yaşamalı ilkesine dayanarak, onların şu anda savundukları demokratik özerklik mücadelesiyle dayanışma içinde hareket etmeli...

Çatı Partisi’nin bu aktüel hedefi, onun çok daha geniş ufuklu ileri hedefiyle organik bir şekilde bağlıdır. Tarih Kürt özgürlük hareketine olağanüstü bir misyon vermiş bulunuyor. Dünya emperyalizminin çıkar kavgasında düğüm noktası olan bölgemizde Kürt özgürlük hareketi, tüm bu bölgenin devletlerinin emekçi halklarıyla yan yana yaşıyor. Bu halkların içinde o, devrimci sürecin merkezi gücünü temsil ediyor. Eğer Kürt halkının devrimci potansiyeli emperyalizm tarafından yenilgiye uğratılamazsa, bu güç bölgemizde devrimci dönüşümlerin rönesansını başlatacaktır. Türklerin, Ermenilerin, Acemlerin, Azerilerin, Arapların ve farklı din ve mezhepten halkların tam orta yerinde çeyrek yüzyıldır amansız koşullarda devrimci sürecin öznesi olan Kürt halkı, bulunduğu topraklardaki halklarla ittifak kurarak tüm bölgenin geleceğini belirleyecek olanaklara sahip... Çatı Partisi bu olanağın büyütülmesine Türkiye topraklarında yasal bir katkı olacak...

Bu yol haritasında yerel seçimler nerede duruyor? Çatı Partisi yerel seçimlerde işlev görmeyecek mi?

Elbette görecek...Ama seçim pazarlıklarının mekanı olarak değil...AKP’nin, bölgede bir devlet partisi olarak Diyarbakır’ı zaptetme taktiğine darbe indirmek suretiyle görecek işlevini...

Çatı Partisi günümüzün temel sorunudur. Onun gerçekleşmesini geciktiren her ikircimli yaklaşım, ortak hareketimize büyük zararlar verecektir. Süreci hızlandırmak en büyük görevdir.

 

Filiz Koçali

SDP Genel Başkanı

 

 


BASIN


Filiz Koçali

Çatı Partisi: Güncelliğini Yitirmeyen Öneri


SDP Genel Başkanı Filiz Koçali Darbeci Generaller Hakkında Suç Duyurusunda Bulunda


SDP Merkezi Kadın Koordinasyonu:
Kadınların 1 Mayıs Tarihi


Ecevit Piroğlu:

1 Mayıs'ta Taksim Yasağı kaldırılmalı, 1 Mayıs "resmi tatil" ilan edilmelidir


Ecevit Piroğlu:

Trabzon'da gece yarısı baskını


SDP'li Kadınlar:

Newroz'da tutuklanan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın!


Oğuz Ender:

Newroz göstericileri derhal serbest bırakılmalıdır!


Ecevit Piroğlu:

Artık Yeter! Edi Bes e!


Filiz Koçali:

Parti kapatma davalarına sonverilsin


Ecevit Piroğlu:

Uludağ Üniversitesi'nde Yaşananların Sorumlusu İçişleri Bakanlığıdır


Filiz Koçali:

Kara harekatı değil, işgal!


Filiz Koçali:

“Türbana özgürlük, Kürde inkar ve imha” çizgisi Türk-islam sentezine dayalı faşizan bir rejime kapıyı açabilir

10 Şubat 2008


Anıt Baba:

SDP, tüm demokrasi ve barış yanlılarını bir an önce harekete geçmeye ve iç savaş tehlikesine karşı durmaya çağırıyor

4 Şubat 2008


SDP MYK:

Bu saldırı SDP şahsında sola ve sosyalizme yöneliktir

12 Ocak 2007


Filiz Koçali:

Partimizin devrimci çizgisine karşı yıkıcı kampanya yürütenler, kampanyalarını "plaza medyası" ile birleştirdiler!

11 Ocak 2008


SDP III. Olağan Büyük Kongre ve Konferansı

8-9 Aralık 2007


SDP Genel Başkanı Filiz Koçali'nin III. Büyük Kongre Açış Konuşması

9 Aralık 2007


Filiz Koçali:

Çatışmalara Karşılıklı Son Verilsin!

23 Ekim 2007


Günay Kubilay:

Referandum Ciddiyetten Yoksundur!

20 Ekim 2007


Filiz Koçali:

Tezkereye Hayır!

15 Ekim 2007


SDP MYK:

Mehmed Uzun'u Yitirdik

11 Ekim 2007


DTP-EMEP-SDP:

Bin Umut Adaylarını Destekliyoruz

28 Haziran 2007