Çatı Partisi hakkında
çok konuştuk. Çok tartıştık. Artık iş yapma zamanı. İlgili hiç kimsenin
artık Çatı Partisi konusunda treni sallamaya tahammülü kalmadı. Bu da
şaşırtıcı değil. Çünkü Çatı Partisi sorunu, sıradan bir işbirliği sorunu
değil. Türkiye’nin bugün içinden geçtiği darbe sürecine ve kaosa
dönüşmesi muhtemel siyasal krize demokratik yanıt verme sorunu... Öyle
olduğu için Çatı Partisi sorununda iş yerine sürekli “müzakere” ve
sürekli “arayış” affedilmez bir hata olur.
Hata yapmamalıyız.
Çatı Partisi’nin
başlıca somut ve reel güçleri artık ortaya çıkmıştır. Bunlar başta DTP,
SDP, EMEP’tir. ÖDP’de de Çatı Partisi sorunu canlı tartışmalara konu
olmakta. EHP gibi örgütler Çatı Partisi’ne ciddi ilgi duymakta.
Çatı Partisi yalnızca
Kürt özgürlük hareketi ile Türkiye’deki sosyalist partilerin meselesi
değil. Böyle bir bileşim dar olduğu için değil, ama Çatı Partisine ilgi
duyanlar yalnızca bunlardan ibaret olmadığı için Çatı Partisi yalnızca
bize ait bir sorun değil.
Örneğin, AB ekseninde
dönüşümleri savunan sol liberal eğilimin temsilcileri bizce Çatı
Partisi’nin potansiyel güçleri arasında yer alıyor. Bu çevreler üzerinde
etkide bulunan sol, demokrat aydınların Çatı Partisinde bizlerle eşit
haklı bileşenler olarak yer almaları gerekir.
Türkiye’de şu anda
İslami referansları olan bir parti hükümette. Bu hükümete yalnızca
sosyalistler ve Kürt özgürlükçüleri karşı çıkmıyor. Yine İslami
referansları olan, aynı zamanda demokratik özgürlükleri savunan
çevrelerden de AKP’ye ciddi itirazlar geliyor. Bize göre Çatı Partisi bu
çevreleri saflarında birleştirmelidir.
Sınıfsal açıdan farklı
çıkarları savunan güçlerin arasında ortak noktaları bulmak her zaman çok
zor olmuştur. Üstelik böyle cephe taktiklerinin sosyalistler açısından
taşıdığı saptırıcı tehlikeleri de unutmamak gerekir. Sorun şurada:
Sosyalistler hem böyle esnek ve riskli taktikleri uygulayıp, hem de
sosyalist ilkelerini koruyabilirler mi? Bu soruya sosyalist ilkelerinden
emin olmayanlar olumsuz yanıt verirler.
En geniş güçleri
birleştirme sorunu, somut ortak hedeflerin varlığı durumunda çözüm
bulabilir. Bugün gerçekten de sol liberalleri, demokrat Müslümanları,
sol aydınları, Kürt özgürlükçülerini ve sosyalistleri, bu arada başı
örtülü ve başı açık kadınları, ezilen aleviyle sünniyi tek bir Çatı
Partisinde cephe birliğine çekmek mümkün müdür? Nasıl?
En geniş güçlerin
cephesi olarak Çatı Partisini kendi “öz partisi” sananlar için bu soru
yanıtsız kalmaya mahkûmdur. Biz ise böyle geniş bir cephenin Çatı
Partisi formunda kurulmasını yalnız zorunlu bir politik görev olarak
görmüyoruz, aynı zamanda böyle bir cephenin mümkün olduğunu savunuyoruz.
Birbiriyle farklı
çıkarlara, farklı ideolojik referanslara ve farklı politik hedeflere
sahip sayılan güçler arasında cephe birliğini sağlamak ve onları Çatı
Partisinde bir araya getirmek, Çatı Partisinin önüne koyacağı somut ve
güncel hedeflere, bu hedefler uğrunda mücadeleye katılan kitlelerin
sınıfsal konumuna ve çağdaş dünyanın yeni ve keskin çelişkileriyle
ilgili izlenecek yola sıkı sıkıya bağlıdır. Şöyle:
Elbette hiç kimse, Çatı
Partisi’nin programına sosyalizm hedefini koymayı düşünmez. Ama bu, Çatı
Partisi’nin sosyalist olmasa da, sosyalizme açık bir parti olduğu
gerçeğini ortadan kaldırmaz. Nedir bunun güvencesi? Bu güvence, Çatı
Partisinde sosyalistlerin yer alacak olmasıdır. Onların geniş ve
kitlesel bir emekçi tabanı bugün için yoktur. Ama bu yarın olmayacak
anlamına gelmez. Boş bir iddia değildir bu. Çünkü geçmişte sosyalistler
milyonlarca emekçiye öncülük etme deneyimine sahipler. Ve daha da
önemlisi, ancak sosyal şovenlerin inkâr ettiği bir gerçek var: Kürt
özgürlük hareketi güçlü bir sosyalist damara sahiptir. Onun milyonları
bulan kitle tabanı Türkiye’nin en yoksul kitleleridir, işçilerdir,
emekçilerdir.
Önümüzdeki soru şudur:
Oluştuğu zaman milyonlarca emekçiye dayanacak olan Çatı Partisi bu
emekçilere nasıl bir politik hedef göstermelidir? Bizce bu hedef, bu
emekçilerin sınıfsal çıkarları uğrunda, iş için, aş için,
parasız eğitim ve sağlık için, neoliberalizmin onları sefalete
iten bütün sonuçlarına karşı yürüttükleri savaşın önünü açan bir hedef
olmalıdır.
Bize göre bu politik
hedef, “askeri vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe son
vermek”tir. Metropollerde böyle bir demokrasi uğrundaki mücadele,
DTP’nin Kürt coğrafyası için savunduğu politik hedefle, yani “demokratik
özerklik”le tam bir uyum içindedir. Kürt özgürlük hareketi bu ikili
yapıyı, “tek devlet iki demokrasi” formülüyle temellendiriyor. Biz SDP
olarak benzer bir şekilde, politik süreçlerin eşitsiz geliştiği iki ayrı
bölgeden, iki bölgede iki ayrı taktikten, ancak tek bir oligarşik
iktidara karşı ortak mücadeleden söz ediyoruz.
“Askeri vesayet
rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe son verme” hedefinin çok geniş
güçleri birleştirme yeteneğinde olduğu çok açıktır. Özelleştirmeye karşı
savaşan işçiyle, AB hedefini savunan liberal böyle bir politik hedefte
geçici de olsa, birleşebilir. Özelleştirmeye karşı savaş işçi, bu
hedeflere ulaşmanın, onu sosyalizm hedefine yakınlaştıracağını, liberal
ise bu hedeflere ulaşmanın onu AB hedefine yakınlaştıracağını bilir.
Sorun şurada: Hem bilinçli işçi, hem de bilinçli liberal bu hedeflere
ulaştıktan sonra, yolların keskin bir şekilde ayrılacağını da bilir.
“Vesayet ve
çözümsüzlüğe karşı mücadele liberali AB’ye yakınlaştıracaksa, ben bu
mücadeleyi yürütmem” denebilir mi? Böyle düşünenler vardır: Bunlar
Ergenekon’un potansiyel yedek gücü olan ulusal-solculardır. Bu mantıkla
düşünen “liberal”ler de vardır. Bunlar, yalnızca vesayetçi rejime karşı
çıkmakta, ancak Kürt sorununda çözümsüzlük politikasını ise
desteklemektedirler. AKP’ye kayıtsız şartsız destek veren liberallerin
durumu budur.
Hiç kuşkusuz Çatı
Partisi’nde çok geniş güçleri yanyana getirecek olan yeni çağdaş
olgulara da değinmek gerekir. Kürt özgürlük hareketinin de stratejik
değer verdiği ekolojik sorunlar, en geniş güçleri birleşmeye zorlayan
çok önemli sorunlardır. Ekolojik sorunların ortaya çıkmasından
kapitalizm ve sermaye sınıf suçludur elbette. Bu kapitalizmin eleştirisi
bakımından büyük öneme sahip bir tezdir. Ama aynı zamanda kapitalizmin
yarattığı ekolojik sorunlar, sınıf farkı tanımadan tüm insanlığı tehdit
etmektedir. İşte bu sonuç, kapitalist sınıfın bağrına doğan aydınları,
kendi sınıflarından kopmaya ve tüm insanlığın geleceği adına ekolojik
sorunlarda savaşan güçlere katılmaya teşvik eder. O nedenle Çatı
Partisi’nin programında ekolojik sorunlara geniş ölçüde yer vermek,
çıkarları sermaye sınıfından yana olmakla birlikte önemli kesimleri,
ekolojik bilinçleriyle ezilenlere yaklaştırmamıza yardım edecektir.
Ve nihayet, toplumun
yarısını oluşturan kadınları, aralarındaki sınıfsal ve ideolojik
farkları adım adım aşarak, cinsiyetçiliğe karşı mücadele programımızla
Çatı Partisi saflarında birleştirme perspektifimizden de söz etmemiz
gerekir. Bu konuda metropollerde yarattığımız birikim ve Kürt
kadınlarının uyanışının göz kamaştırıcı boyutları bizi Çatı Partisi’nde
kadınları birleştirme konusunda cesaretlendiriyor.
Farklı çıkarlara,
görüşlere, hedeflere sahip partilerin, güçlerin, çevrelerin böyle bir
aktüel politik ve global nitelikli hedefler ve sorunlar çevresinde
birleşmeleri, aynı zamanda örgüt modeliyle de ilgili bir sorundur.
Çatı Partisi, “ortak
bir parti” değildir. Bir ittifak, işbirliği, eylem birliği hareketinin
parti formunda örgütlenmesinden ibarettir. Buna katılacak güçler,
kurdukları ilişkiyi stratejik bir ilişki, taktik bir ilişki, geçici ve
koşula bağlı bir ilişki olarak formüle etme özgürlüğüne elbette
sahiptirler. SDP açısından, Çatı Partisinde Kürt özgürlük hareketi ile
kurulacak ittifak stratejik düzeydedir. Bir liberal çevre Çatı
Partisi’ne girerken, bizimle kurmak zorunda kaldığı ilişkiyi, son
derecede geçici bir işbirliği ilişkisi olarak yorumladığı zaman, biz bu
yorumu yadırgamayacağız.
İşin bir boyutu bu.
Diğer boyutu ise, Çatı Partisi’ne katılacak olanların örgütsel
bağımsızlıklarını koruyacak olmalarıdır. Bu sanıldığından kolay bir
yöntemle gerçekleşebilir. Çatı Partisi’nin örgütsel iskeleti, katılacak
olanların verecekleri üyelerle yukardan aşağıya kurulur. Onun kitlesel
gücü ise, her katılan bileşenin üyelerinin Çatı Partisi’ne onursal
üyeler olarak katılmasıyla aşağıdan yukarıya sağlanır. Katılanlar bu
yolla, kendi programlarını, tüzüklerini, örgütlerini, üyelerini
korurlar. Katılmak gönüllü olduğu gibi, ayrılmak da gönüllü olur. Kısaca
Çatı Partisi’nin bileşeni olmak, kimilerinin düşündüğü gibi, “geriye
dönüşü olmayan bilinmez bir yol” değildir. Kısaca “korkulacak” bir şey
yoktur.
Çatı Partisi,
belirttiğim gibi bir cephe modeli olarak sunulmuştur. Ne var ki, bu
düşüncenin ilk kez ortaya atıldığı 2002’den beri, Çatı Partisi
tartışmaları sürekli olarak seçim işbirlikleri hakkındaki tartışmalarla
iç içe geçirilmiştir. Çatı Partisi düşüncesini zayıflatan başlıca
yanlış, onu seçim işbirliği düzeyine indirmek olmuştur. Şu sıralar, Çatı
Partisi’ni oluşturma yolunda atılacak adımları geciktirmek, bir kere
daha bizi seçim işbirliklerinin tartışıldığı bir ortama sürükleyeceğe
benziyor. Biz geciktikçe, yerel seçimler yaklaşıyor. Eğer Çatı Partisi
sorunu şu sıralarda netleşmezse, bir kere daha seçim pazarlıklarının
konusu haline gelerek çürüyecektir.
Çatı Partisi, asgari
olarak yerel seçim işbirliğini hedef almamalıdır. Çatı Partisi’nin
minimum hedefi, şu anda içinden geçtiğimiz yargısal, hukuksal “darbe
süreci” ve politik krize demokratik alternatif yaratmaktır. Bu, Çatı
Partisi’nin CHP ve MHP’yi saf dışı bırakarak ana muhalefet partisi
düzeyine yükselen bir güç haline gelmesiyle olur. Bu mümkündür.
TBMM’deki grup, Çatı Partisinin gücünü arkasına aldığı gün AKP
hükümetinin ve onu tasfiye etmeye çalışan Ergenekon destekli vesayetçi
güçlerin karşısında gerçek ana muhalefet grubu olacaktır. DTP’nin
kapatılmak istendiği, bunun AKP’nin kapatılma sürecine eşlik ettiği
koşullarda krize Çatı Partisiyle müdahale etmenin tahmin edilenden çok
daha ciddi sonuçları olacaktır.
Çatı Partisi’nin
metropollerdeki hedefi bize göre, darbe sürecini yenilgiye uğratmak,
vesayetçi güçleri tasfiye etmek, bunlarla uzlaşan AKP’yi yalıtmak, Kürt
sorununda çözümsüzlük siyasetine son vermek olmalı... Çatı Partisi Kürt
coğrafyasında ise, Kürt özgürlük hareketiyle omuz omuza hareket etmeli,
devletin has partisi haline gelen AKP’yi asıl hedef almalı, Kürtler
nasıl istiyorlarsa öyle yaşamalı ilkesine dayanarak, onların şu anda
savundukları demokratik özerklik mücadelesiyle dayanışma içinde hareket
etmeli...
Çatı Partisi’nin bu
aktüel hedefi, onun çok daha geniş ufuklu ileri hedefiyle organik bir
şekilde bağlıdır. Tarih Kürt özgürlük hareketine olağanüstü bir misyon
vermiş bulunuyor. Dünya emperyalizminin çıkar kavgasında düğüm noktası
olan bölgemizde Kürt özgürlük hareketi, tüm bu bölgenin devletlerinin
emekçi halklarıyla yan yana yaşıyor. Bu halkların içinde o, devrimci
sürecin merkezi gücünü temsil ediyor. Eğer Kürt halkının devrimci
potansiyeli emperyalizm tarafından yenilgiye uğratılamazsa, bu güç
bölgemizde devrimci dönüşümlerin rönesansını başlatacaktır. Türklerin,
Ermenilerin, Acemlerin, Azerilerin, Arapların ve farklı din ve mezhepten
halkların tam orta yerinde çeyrek yüzyıldır amansız koşullarda devrimci
sürecin öznesi olan Kürt halkı, bulunduğu topraklardaki halklarla
ittifak kurarak tüm bölgenin geleceğini belirleyecek olanaklara sahip...
Çatı Partisi bu olanağın büyütülmesine Türkiye topraklarında yasal bir
katkı olacak...
Bu yol haritasında
yerel seçimler nerede duruyor? Çatı Partisi yerel seçimlerde işlev
görmeyecek mi?
Elbette görecek...Ama
seçim pazarlıklarının mekanı olarak değil...AKP’nin, bölgede bir devlet
partisi olarak Diyarbakır’ı zaptetme taktiğine darbe indirmek suretiyle
görecek işlevini...
Çatı Partisi günümüzün
temel sorunudur. Onun gerçekleşmesini geciktiren her ikircimli yaklaşım,
ortak hareketimize büyük zararlar verecektir. Süreci hızlandırmak en
büyük görevdir.
Filiz Koçali
SDP Genel
Başkanı