Soldaki arayış ve tartışmaların odak konusu olan çatı
partisi önerisinin ne olduğunu önerinin isim "babası" sayılan SDP Genel
Başkanı Filiz Koçali ile görüştük. Bu öneriye ilşikin en net yaklaşıma
sahip SDP, Çatı Partisini Kürt hareketiyle sosyalistlerin buluşma zemin,
ortaklık zemini olarak tanımlamaktadır. SDP Başkanı, aslında Çatı
Partisi konusunda azımsanmayacak bir kesimin merak ettiği noktalara
ilişkin partisinin tutumunu BirGün okurlarıyla paylaştı.
Bize göre Çatı Partisi
elbette kendisini bir “seçim partisi” olarak tanımlayamaz, ama
kapılarını da Çatı Partisi’ni kendi açısından yalnızca bir “Seçim
Partisi” olarak kabullenenlere tümüyle kapamamalı. Biz, bizimle ve
Kürt özgürlük hareketiyle birlikte sosyalizme kadar yürümek
isteyenlerle stratejik ittfakı Çatı Partisi’nde kurmaya çalışacağız.
Aynı zamanda bizimle yalnızca seçimden seçime yürümek isteyenlerle
de, onlarla parlamentarizm anlamında “seçim pazarlıklarına
girmeksizin”, SDP olarak yürümeye çalışacağız.
Solun seçimlerde yaşadığı başarısızlığı aşması için,
1980’den bu yana yapılan her iki seçim arasında sokakta, grevlerde,
direnişlerde, örgütlenmede, kitleler arasında çalışmada, birlik
oluşturmada, ittifaklar kurmakta uğradığı başarısızlıkları aşması
gerekir. Sosyalistlerin geleneklerinde “önce seçim başarısı, sonra sokak
başarısı” diye bir yöntem yok...Tarihte devrimcilikten parlamentarizme
doğru gerilemelere pek çok kere tanık olduk. Ama ben, parlamentarizmden
devrimciliğe doğru bir gelişmeden söz edildiğini hiç duymadım. O nedenle
karşı karşıya olduğumuz temel sorun seçimlerdeki başarısızlık değil.
Sokaktaki, örgütlenmedeki, birlik ve stratejik ittifakları
oluşturmaktaki başarısızlığımızdır. Aşılması gereken bu. Tabii bu
söylediklerim “Türk solu” için geçerli. DTP, bütün baskılara, zorluklara
rağmen Parlamento’da bir grup kurma başarısı elde etti.
Bilindiği gibi, Çatı Partisi kavramı, 2002 yılında
SDP’yi kuranlar tarafından ortaya atıldı. O sırada Kürt özgürlük
hareketinin saflarında bir eğilim “Türkiyelileşme” kavramını, “ortak
parti” hedefiyle bağlamıştı. Biz hem sosyalistlerin kendi bağımsız
partilerini, hem de Kürt özgürlük hareketinin kendi bağımsız partisini
koruması gerektiği sonucuna vardığımız için, “ortak parti” modeli
yerine, sosyalist hareketle Kürt özgürlük hareketinin stratejik ittifakı
temelinde demokrasi güçlerinin cephesini, seçimlere de katılma imkanını
sağlayacak olan “Çatı Partisi” biçiminde kurma modelini ortaya attık.
Bugün realize edilme aşamasına gelen Çatı Partisi’nin tarihsel arka
planı özetle böyle.
Çatı Partisi modelinde, kafaları bulandıracak, ona
katılacakların varlıklarını şüpheye düşürecek olan hiç bir karışıklık
yok. Bu tümüyle aynı olmasa bile bir tür konfederal örgüt modeli. Tıpkı
sendikalarımızın örgütlenme modeli gibi. Nasıl ki bir Yol-İş sendikası
Türk-İş çatısı altına girdiğinde kendi örgütsel yapısını dağıtmıyorsa,
kendi sendikal programından vazgeçmiyorsa, kendi üyelerini tasfiye
etmiyorsa ve kendi faaliyetini sona erdirmiyorsa, Çatı Partisi’nde yer
alacak olan güçler de tüzel kişiliklerini koruyacaklar.
Çatı Partisi’nin hukuku çoğulculuk, eşitlik,
dayanışma, eylemde birlik, tartışmada ikna ve hoşgörü, karar almada
mutabakat, ayrı eylem özgürlüğü, kadınlara pozitif ayrımcılık,
partilerin, sendikal ve mesleki örgütlerin birbirlerinin iç işlerine
karışmaması, partisiz aydınların toplamına özel statü gibi, bizlerin BSP
ve ÖDP deneyleri esnasında geliştirdiğimiz, Kürt özgürlük hareketinin
muazzam kitlesel hareketi içinde yeni boyutlar kazanan ilkelere
dayanmalı...
Biz Çatı Partisi’ni demokrasi güçlerinin en geniş
cephe partisi olarak anlıyoruz. Çatı Partisi’nde birleşecek olan
güçlerin her biri, bu birliği kendi amaçlarına en uygun biçimde
yorumlamakta elbette özgürdür. Örneğin biz, Çatı Partisi’ne bugün için
en geniş demokrasi güçleriyle birlikte askeri vesayet rejimine ve Kürt
sorununda çözümsüzlüğe son verme, gelecekte ise demokratik, devrimci,
toplumsal değişim yolu ile ve Kürt özgürlük hareketiyle birlikte
sosyalizme yönelme programımızla katılmak istiyoruz.
Bu bizim anlayışımız. Yani Çatı Partisi bizim bu
anlayışımızı benimsemek zorunda değil. Ama Çatı Partisi bizim bu
anlayışımıza “kapalı” bir parti olmamalı.
Örneğin Çatı Partisi’ne Türkiye’nin
demokratikleşmesini AB üyeliğinde gören çevreler de katılabilmelidir.
Yani Çatı Partisi AB hedefini programına almamalı, ama aynı zamanda
nasıl sosyalizme kapalı olmayacaksa, AB hedefine de kapalı olmamalı...
Şunu da ifade etmek gerekir: Çatı Partisi ırkçılık,
faşizm, militarizm gibi halk düşmanı akımlara kapılarını elbette
kapamalı, ama bunların dışında kendine özgü bir “dünya görüşü” ya da
“ideoloji” dayatarak, farklı dünya görüşlerine, ideolojilere, inançlara
ve inançsızlığa yasak koymamalıdır.
Bu açıdan Çatı Partisi’nde bugünkü militarist,
vesayetçi rejime, onun dayattığı bürokratik laikliğe karşı olan,
Türkiye’nin demokratikleşmesini savunan, hatta bir tür islami sosyalizme
yönelen, ama insanın gerçek kurtuluşunu ölümden sonraki yaşamda arayan
islami akımlar da yer alabilmelidir.
Kısaca, Çatı Partisi öyle bir parti olmalıdır ki, her
somut tarihsel koşulda onun kitle tabanı sürekli genişleyip, güçlensin,
buna karşılık, onun saflarında yer alan politik güçler, gönüllülük
temelinde, Çatı Partisi’yle ilişkilerini her aşamada yeniden tanımlasın.
Örneğin biz, eğer mümkün olursa, Çatı Partisi’yle onun zaten
emekçilerden oluşan tabanının kendi deneyleriyle devrimin zorunluğunu
kavraması temelinde sosyalizme kadar gitmeyi isteriz. Bazıları askeri
vesayete ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe son verilmesini kendi AB
hedeflerine ulaşmak bakımından yeterli sayacaklardır.
Çatı Partisi’nde yer alan kimileri de yapılacak ilk
seçimlerde, önlerine koydukları amaca ulaşmayı yeterli sayabilirler.
Çatı Partisi içinde daha uzun erimli mücadeleler için birleşenlere, bir
seçim işbirliği önerebilirler. Eğer bu işbirliği makul bir işbirliği
ise, Çatı Partisi bunu onaylar ve bu çevreler de, bizimle askeri
vesayete ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe son verene ve gelecekte de
sosyalizme kadar yürümek yerine, seçimlere kadar yürümüş olurlar.
Yürümek, ne de olsa yürümektir.
Bize göre Çatı Partisi elbette kendisini bir “seçim partisi”
olarak tanımlayamaz, ama kapılarını da Çatı Partisi’ni kendi açısından
yalnızca bir “Seçim Partisi” olarak kabullenenlere tümüyle kapamamalı.
Biz, bizimle ve Kürt özgürlük hareketiyle birlikte sosyalizme kadar
yürümek isteyenlerle stratejik ittfakı Çatı Partisi’nde kurmaya
çalışacağız. Aynı zamanda bizimle yalnızca seçimden seçime yürümek
isteyenlerle de, onlarla parlamentarizm anlamında “seçim pazarlıklarına
girmeksizin”, SDP olarak yürümeye çalışacağız.
Yani daha kolay bir anlatımla, Çatı Partisi’ni trene
benzetirsek, trendekilerin bazıları son istasyona kadar bilet
almışlardır, bazıları demokrasi istasyonunda inip AB trenine aktarma
yapabilir, bazıları da ilk seçim istasyonunda trenden inebilir... Ama
birisi çıkıp, “efendim, benim gideceğim istasyon seçim istasyonu, oraya
kadar koskocaman bir trenle gitmek lüks olur, gelin tren yerine kağnıya
binelim” derse, sanırım biz bunu kabul etmeyeceğiz.
Çalışma takvimi ve planı özetle şudur: En kısa zaman,
en yüksek hız...Türkiye rutubetli bir havaya sahip. Deney gösteriyor ki,
ortaya atılan her öneri Türkiye’nin rutubetli havasında büyük bir hızla
çürüyor... Eğer çalışma takviminde ve planında “en kısa zaman ve en
yüksek hız” ilkesiyle hareket edilmezse, Çatı Partisi çabaları da
tahminlerin çok ötesinde bir hızla çürüyecektir.
Bir demokratik, çözüm getirici çabayı ve öneriyi
yalnız şiddet yoluyla engellemek yerine, onu solun iç anlaşmazlıklarının
rutubetli havasına terketmek günümüzde gerçek iktidar güçleri bakımından
en verimli yöntemi oluşturuyor. O nedenle Çatı Partisi’ni yaşama geçirme
takviminde “en kısa zaman ve en yüksek hız” şu anda biricik devrimci
tavırdır.
EMEP, ÖDP, DTP ve SDP arasındaki ortak noktalar,
ayrılık noktalarıyla kıyaslanmaz şekilde fazla. Bütün bu partiler,
birbirlerinden kimi farklılıklara karşın gelecekte sosyalizmi amaçlıyor.
Gerçi bazı sosyalistler Kürt özgürlük hareketini “milliyetçi”likle
suçluyor ve onu sosyalizme uzak sayabiliyor. Biz ise programında “bir
gram” sosyalizm olan bir parti eğer milyonlarca yoksul insana ve onun
devrimci eylemine dayanıyorsa, programında “bir ton” sosyalizm olan
partiye kıyasla sosyalizme daha yakındır diye düşünüyoruz. Kaldı ki,
Kürt özgürlük hareketi burada adı geçen diğer partiler gibi, aynı
kökten, devrimci sosyalizm geleneğinden geliyor.
Söz konusu partiler, bugünün Türkiyesi’nde değişik
kavramlarla da olsa, bize göre, askeri vesayet rejimine ve Kürt
sorununda çözümsüzlüğe son verme hedefini minimum ortak program olarak
benimseyebilirler.
Böyle bir minimum programatik hedefin diğer
hedeflerimizden vazgeçmek anlamına gelmediğini söylemek bile gereksiz.
Biz emperyalizme, neoliberalizme, oligarşik iktidara, militarizme karşı
mücadele eden partileriz. Sorun şu: Emperyalizme, neoliberalizme,
oligarşik iktidara, militarizme karşı kitlelerin mücadelesinin önünü
nasıl açabiliriz? Yanıtımız şu: Kitlelerin bu mücadelesinin önünde duran
en güçlü iki engeli, yani askeri vesayet ve çözümsüzlük engelini, bütün
güçlerimizi Çatı Partisinde birleştirerek aşabiliriz...
Biz söz konusu partiler ve hatta çok daha geniş
güçlerle işte bu temelde güçlü ortaklıklar kurulacağını düşünüyoruz.
. ÖDP, parti
örgütüne bu çalışma içinde en azından şu anda içinde olmadığını
duyurdu. Bu bilgiler basında nasıl yer alıyor?
ÖDP’nin şimdilik Çatı Partisi çalışması içinde
olmadığı doğru. Ancak ÖDP “çatı” kavramına uzak bir parti değil. Biz
2004 seçimlerinde, bırakalım şimdi düşünülen Çatı Partisi’ni,
çoğu yerde SHP çatısı altında ÖDP’yle birlikte seçimlere katılmadık mı?
ÖDP’nin şu ana kadar Çatı Partisi ile ilgili tartışmalara doğrudan
katılmamış olması ÖDP’nin ilgisizliğinden olmadı diye düşünüyorum.
Bizler, yani EMEP, SDP ve DTP Çatı Partisi için harekete geçme konusunda
şu son zamana kadar bir hayli geciktik. Ancak şimdi Çatı Partisi
önerisini ÖDP de içinde, Çatı Partisi’nde yer alabilecek çevrelerle
konuşabilecek kararlılığa ulaştık. Demek istediğim şu: Ortada ÖDP’den ve
diğer çevrelerden ayrı bir Çatı Partisi hazırlığı yok. Çatı Partisi için
harekete geçelim mi, öneri yapalım mı, yapmayalım mı tartışmasından yeni
kurtulduk. O nedenle ÖDP’nin kendi örgütüne “Çatı Partisi hazırlığı
içinde olmadığını” duyurması, ÖDP’nin bizimle Çatı Partisi hakkında
konuşmayacağı anlamına gelmiyor sanırım. Öyle olduğunu kuvvetle
umuyorum. ÖDP’yle konuyu konuşacağız ve asıl hazırlık çalışması da o
zaman başlayacak.
Çatı Partisi’ne başkan olacağıma dair haberleri
yalanladığım günden beri medyada bu konuya ait hiç bir haber çıkmadı. Bu
da gösteriyor ki, haber, onu ilk yazan tarafından uydurulmuştur...
Ortada ciddi bir belirti olsaydı, hiç bir yalanlama, medyanın bu haberi
derinleştirmesini önleyemezdi...Haberi uyduranın neden uydurduğunu ben
bilemem. Uydurana sormak en iyisi.
ÖDP ve öteki çevre ve kişilerle görüşmeden, girişim
heyetinde kimlerin yer alacağını kestirmek mümkün değil.
Yerel seçimlerin temel amacı AKP’nin Diyarbakır
seferini bozguna uğratmak, onun yerel yönetimlerdeki mevzilerini
geriletmek ve DTP’nin Kürt coğrafyasındaki konumlarını koruyup,
genişletmesi için gerekli bütün politik adımları atmak, her türlü
dayanışmayı örgütlemektir. Bu amaca ulaşamayanlar, yerel seçimlerde tam
bir yenilgiye uğramış saymalıdır kendilerini...
Yerel seçimlerin diğer temel amacı, metropollerde,
geleceğin sosyalist yerel yönetimcilik hareketinin ilk adımlarını atmak,
küçük, büyük bakmaksızın kazanılabilecek il, ilçe, belde belediyeleri
için güçlü bir işbirliği ve dayanışma örgütlemektir. Bunun anlamı, bugün
için sembolik alanlarda da olsa, yerel yönetimlerde AKP’nin
alternatifini yaratmaktır.
Böylece yerel seçimlerde biz, Kürt coğrafyasında
AKP’nin varolan gerçek alternatifini yerel iktidara taşımayı,
metropollerde ise AKP’nin henüz varolmayan alternatifini yaratma
konusunda ilk adımları atmayı politik hedefler olarak benimsiyoruz.
Bu amaçlara ulaşmak için yapılması gerekenler geçen
genel seçimlerde ortaya çıkmıştı. Nasıl o seçimlerde hepimiz tek bir
bölgede Ufuk Uras’ın kazanması için kolları sıvadıysak, bu seçimde de,
yerellerde ortak adaylarımıza aynı şekilde sahip çıkacağız ve mutlaka
umulanın da ötesinde yerel yönetimlere ortak adaylarımızı seçtirmeyi
başaracağız.
Ben, seçim ittifakı yapan güçlerin girdikleri
seçimlerde her birinin aritmetik toplamından daha az oy alındığına
kuşkuyla bakıyorum. Ancak, Türk soluna, pek çok haklı nedenlerle
güvenmeyen Kürt seçmen kitlelerinin, seçime bir ay kala yapılan seçim
ittifakıyla kendisine sunulan o Türk solunun adayına oy vermesini
beklemek saflık olur. Aynı zamanda kimi sol partilerin tabanındaki
milliyetçi etkilerin de Kürt adaylara oy vermeyi engellediğini düşünmek
mümkün. Bence seçime bir ay kala aceleyle kotarılan seçim ittifaklarında
yaşanan başarısızlıklar, bu ittifakların sıradan parlamentarizme özgü
kirli pazarlıklar olarak algılanması, aynı zamanda ittifak yapan
güçlerin tabanlarında gerekli benimsetme çabalarına zaman kalmaması
büyük bir rol oynamıştır.
Yani ittifak yapmak yanlış olmamış, ittifakı seçime
bir ay kala ve yalnızca seçim için yapmış olmak, kitlelerde haklı olarak
güven duygusu yaratmamıştır. Kalıcı ittifaklar kurulduğu ve bu
ittifaklar Çatı Partisinde örgütlendiği zaman, bu güvensizlik duygusu
kırılacak ve ittifak, onu kuranların matematik toplamının çok üstünde
sonuçlar alacaktır.
AKP hakkında açılan davanın yerel seçimlerden önce
sonuçlanması ihtimal dahilinde. Bize göre AKP’nin anayasa değişikliği
yapmak yerine, başını Anayasa Mahkemesinin yedi üyesine uysalca uzatmış
olması şu anlama geliyor: AKP liberallerle AB hedefi temelinde
ittifaktan vazgeçmiş, devlet partisi olma yoluna girmiştir ve Kürt
sorununda çözümsüzlük yanlılarına bütünüyle teslim olmuştur. Böyle
olunca, AKP eğer yeni bir atak yapamazsa, liberal çevrelerin, onların
etkisindeki kimi demokrat kitlelerin desteğini yerel seçimlerde
yitirecektir. Zap seferindeki bozgun ve Newroz gösterileri ise, AKP’nin
Kürt coğrafyasında aldığı “emanet” oyları ciddi biçimde yitirdiğini
gözler önüne sermiştir. Böylece liberallerle birlikte İzmir seferi, Kürt
işbirlikçileriyle birlikte Diyarbakır seferi, AKP için yerel seçimlerde
hayal olmuştur...
Yerel seçimler Türkiye solunun geleceği bakımından
belirleyici bir önem taşımıyor. Bir seçim sonucunun temel paradigmaları
değiştirmesi beklenmemeli. Benim “mutlak ikilem” dediğim aktüel çelişki
hükmünü sürdürüyor. Türkiye sol güçlerinin ve tüm demokratların önünde
duran mutlak ikilem çok açık: Ya Kürt özgürlük hareketi ile birlikte
askeri vesayete, Kürt sorununda çözümsüzlüğe, sömürüye, neo liberalizme,
militarizme, emperyalizme, erkek egemenliğine, doğal çevre düşmanlığına
karşı, ya da bunların tümüyle birlikte Kürt özgürlük hareketine karşı...
Türkiye’deki bütün akımlar işte bu mutlak ikilemin etkisi altında
saflaşıyorlar.
Bu saflaşmanın zayıf yanı, teorik olarak değil,
pratik olarak cephenin bir tarafında esas olarak Kürt özgürlük
hareketinin yer alıyor olmasıdır. Pek çok Türk sol çevresi bu durumdan
şikayetçi. Ama şikayet yetmiyor. Hele şikayeti siyaset haline getirmek
hiç de doğru olmuyor. Bu durumu değiştirmek gerekiyor. Bu da
elimizdedir. Çatı Partisi’nde birleştiğimiz gün, açık alandaki mutlak
ikilem “ya Çatı Partisiyle birlikte halk düşmanı güçlere karşı, ya da
halk düşmanı güçlerle Çatı Partisi’ne karşı” ikilemine dönüşecek...
Ve bu gerçekleştiği zaman, AKP’ye karşı alternatif de
yaratılmış olacak. Bunun önemi büyüktür. Çünkü bugün örneğin “AKP’yi
düşürmek için” atılacak her adım, ortada AKP’nin alternatifi olmadığı
için kendiliğinden Ergenekonculuğun, derin devletin, CHP ve MHP’nin
değirmenine su taşıyacakken, Çatı Partisi kurulduğu gün, yani Türkiye
solu ve demokratik güçleri Kürt özgürlük hareketiyle aynı çatı altında
buluştuğu gün, “AKP’yi düşürmek” ya da “AKP’ye karşı mücadele”
sloganları da kendiliğinden Çatı Partisi adresini göstereceği ve
Ergenekoncuların anti tezine işaret edeceği için demokratik olacak...
O nedenle Çatı Partisi her derde deva bir ilaç
olmamakla birlikte, Türkiye’nin kronik bir çok derdine deva olmaya aday
bir öneri...